Kemal CAN



Bookmark and Share

24 Ocak


26.01.2020 - Bu Yazı 151 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Sizin bu yazıyı okuduğunuz gün olmayabilir ama benim bu yazıyı yazmak için başına oturduğum gün, 24 Ocak 2020. 24 Ocak tarihi, çok haklı olarak en çok Uğur Mumcu ile hatırlanıyor. Her yıl saygıyla andığımız Uğur Mumcu, 27 yıl önce arabasına yerleştirilen bombayla öldürüldü. Sene 1993’tü ve bu memlekette hep olduğu gibi çeşitli mihraklarla ilişkili karanlık ellerin hareketli olduğu zamanlardı. Gazeteciliğin yeri doldurulamayacak ustası ve geniş bir kesimde saygı uyandıran bir hedef seçilmişti. Aradan geçen yıllar boyunca failleri ortaya çıkartılmayan bu cinayet, hâlâ karanlıkta tutulmuş dosyalardan biri olarak kayıtlarda duruyor. Hem Uğur Mumcu’nun ülkenin büyük bir çoğunluğu için saygı uyandırmış kişiliği, hem gazetecilik mesleğine yaptığı büyük katkılar hem de uğradığı saldırının sarsıcılığı, ismin kendisi gibi bu tarihi de silinmez biçimde hafızalara kazıdı. Bu olaydan sekiz yıl sonra 2001 yılındaki 24 Ocak, yine bir suikast ile gündeme geldi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, silahlı saldırı sonucu yanında bulunan beş polisle birlikte öldürüldü. Bu cinayet de gerçek failleri ortaya çıkartılamadan bugünlere kadar geldi. Bu iki olay, 24 Ocak’ı Türkiye tarihinde sarsıcı olayların yıldönümü haline getirmeye fazlasıyla yeter.

24 Ocak, Türkiye tarihi açısından daha eski ve yine sarsıcı bir dönüşümün de yıldönümü aslında. 1980 yılında Süleyman Demirel başkanlığındaki 43’üncü Hükümet, çok kapsamlı bir ekonomik program olarak sunulan “24 Ocak Kararları”nı açıkladı. Daha sonraki yıllarda Türkiye’nin en önemli figürlerinden biri olacak Turgut Özal, Başbakanlık Müsteşarı olarak kararların görünürdeki mimarı sayılıyordu, sonra da uzun süre yürütücüsü oldu. İşte o 24 Ocak’ın üzerinden tam kırk yıl geçti. Elli yaş altındakilerin daha öncesini bilemeyeceği çok uzun bir süre bu. Fakat asıl önemli olan, bugün içinde bulunduğumuz ekonomik ve siyasi zemin, o tarihte biçimlendirildi, hâlâ o zeminin üzerinde ve o sürecin içindeyiz. 24 Ocak Kararları, aynı yıl Türkiye’nin başına gelen 12 Eylül 1980 Darbesi ile pek çok biçimde ilişkilendirildi. Darbenin bu kararları hayata geçirmek için yapıldığı tezi abartılı bulunsa bile, bu programın (dönüşümün) “Allah’ın lütfu” darbe sayesinde çok kolay uygulandığı genel kabul görür. Hem 24 Ocak Kararları hem de 12 Eylül darbesini barındıran 1980 yılı, “hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı” sahici bir milattı. Çünkü bu radikal iktisadi dönüşüm, darbe sayesinde tamamen yeniden dizayn edilen bir anayasal (hukuksal) çerçeve, yeni bir siyasi mimari ve başka bir düşünme biçiminin başlangıcıydı.

24 Ocak Kararları olarak özetlenen ekonomik tercihler paketi, bütün dünyada tedavüle sürülen neoliberal modelin erken örneklerinden biri sayılabilir. Dünyadaki pek çok ekonomik trendi geriden izlediği söylenen Türkiye, yine darbelerle yapılan yol temizliği eşliğinde, modelin deneme alanı haline getirilen Latin Amerika ile birlikte öncü ülkeler arasına girdi. Model, gelişmekte olan ülkelere dışa açılarak, gümrük duvarlarını kaldırarak bir büyüme stratejisi öneriyordu. İngiltere’de Thatcher, ABD’de Reagan’lı yılların başlayacağı bir döneme giriliyordu. 70’li yıllarda uluslararası sermayeyi rahatsız edecek kadar ilerlemiş sosyal devlet uygulamalarını -despotik yöntemlerle- daha tam vermeden geri almanın yolları aranıyordu. Serbest kur, özelleştirmeler, kamunun küçültülmesi, kamu teşviklerinin tabana değil tavana doğru yönlendirilmesi ve küresel mal, hizmet, para dolaşımının kolaylaştırıcı her türden düzenleme ile uluslararası sermayeye kapılar açılırken, refahın tarifi değişiyordu. Yeni ekonomik büyüme stratejisi, refah artışını fakirlerin haklarını almalarına değil, zenginlerin parasını koruyabilmesine endeksliyordu. Bu yaklaşımın veciz özetini, dönemin önemli işveren temsilcilerinden Halit Narin; “Bugüne kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” diyerek anlatmıştı.

24 Ocak’ta uygulamaya konulan ekonomik kararların ne kadar zorunlu olduğu, sonrasındaki uygulamaların nasıl ilerlediği, hangi sonuçları yarattığı hakkında çok zengin bir tartışma var. Türkiye’nin o tarihte bu hamleyi yapmak zorunda olduğunu söyleyenler de çıkıyor, felaketin başladığı nokta olarak anlatanlar da. Ancak o tarihteki önemi ve belirleyiciliği konusunda bir tereddüt yok. Neoliberal model ve küreselleşmenin bugün içinde olduğu kriz konusu da güncel bir tartışma. Kimse Türkiye’de ve dünyada 80’lerle (belki 70’lerin sonu) açılan bu parantezin henüz içinden çıktığımız kanaatinde değil. Bugün modelin yarattığı sıkıntılara bizzat tasarımcıları ve uygulayıcıları da çözümler arıyor. Ancak her ne olduysa, yanlışlıkla olmadı. Aslında her şey tasarlandığı gibi yaşandı. Yaşanan krizler, bu tasarımın yapısal sorunları yüzünden ve zorunlu olarak baş gösterdi. Adaletsizliği dikkate almadan gelir artırmak istendiği için yoksulluk azalmadı, derinleşti. Emek alanı sermayeye rahatsızlık vermeyecek hale getirildiği için daha rahat olmadı, herkes için güvencesiz ve belirsiz hale geldi. Üretim yerine tüketim, güvence yerine dolaşım, verimlilik yerine borç merkeze alınarak seri krizlere zemin hazırlandı. “En fazlası” fikri ve engellenmeme güvencesiyle ilerleyen açgözlülük, doğal kaynakları kuruttu. Rekabetle ileriye doğru atılacağı iddia edilen dünya, mutsuz kalabalıkların yaşadığı bir felaketin eşiğinde uyandı.

Meselenin ekonomik veçhesine daha fazla girmeden siyasi çıktılarına da kabaca bakınca tablo şöyle: 40 yıl önce tedavüle sokulan bu sermaye birikim modeli ekonomik olarak devleti küçülteceğini söyledi ama modelin devamı için üretilen hukuki-siyasi mimari ve zihniyet iklimi, otoriteyi de, baskıyı da azaltmadı. Zaten aslında böyle olması da tasarlanmamıştı. Haklar ve özgürlükler bir yandan tüketim malına (lütufa) dönüşürken bir yandan da istendiği zaman ayarlanabilir bir “termostata” bağlandı. Bu kontrol panelinin başına da, “istikrarlı (güçlü) siyasi irade” yerleşti. Eşitlik fikri gezegenden kovulup yerine “adalet yok, borç verelim” cevabı gelirken, siyasette de temsilde adaletin yerini “istikrar şart” ve kimlik üzerinden toplanan “rıza” aldı. Modelin başlangıç yıllarında otoriter siyasi destekle çok kullanışlı bir fikri ve hukuki arka plan kurulmuştu. Türkiye’de cuntanın mahsulü anayasanın her şeye rağmen bugüne kadar ana mantığıyla korunmuş ve temel yaklaşımının zenginleştirilerek devam ediyor olması en güzel örnek. Bazen –AB sürecinde olduğu gibi- küresel siyasi liberalizasyon havasına katılan, bazen sağ popülizme kapı açan, son olarak da modelin başlangıç ayarlarındaki otoriterliğe dört elle sarılan AKP iktidarıyla, bu 40 yılık parantezin neredeyse yarısını geçirdik. Yani, 24 Ocak ve yılın sonunda idrak edeceğimiz 12 Eylül 1980, sadece hatırlanacak bir yıldönümü olmaktan öte, devam etmekte olandır.

 

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive