Kemal CAN



Bookmark and Share

Bu krizden fırsat çıkar mı?


4.04.2020 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Ekonomik ve siyasi yönleri olan çok boyutlu krizler, ortaya çıktıkları koşullara ve zamana bağlı olarak herkesi farklı etkiliyor. Dünyada daha önce yaşadığımız küresel krizlerin çoğunda, ülkeden ülkeye, insandan insana değişen sonuçlar gördük. Kimse bu krizlerin dışında kalamadı belki ama tam olarak aynı şeyi yaşadıkları da söylenemez. Ülkeler, bölgeler seviyesinde de, sınıflar ölçeğinde de, tek tek insanlar için, hatta hayatın çeşitli yönleri açısından da durum böyle. Bu genel kurala rağmen, korona sürecinde meselenin ortak algılanışında tuhaf bir grafik yaşanıyor. Salgının çok hızlı biçimde (5-6 hafta içinde) bir dünya meselesi olacağı anlaşılınca, önce virüsün herkese aynı muameleyi yaparak “eşitlikçi” olduğu düşünüldü. Sonra, devletlerin-insanların etkilenme ve cevap üretme kapasiteleri yüzünden durumun “eşitlikle” yakından uzaktan ilgisi olmadığı fikri öne çıktı. Rakamlar belirginleştikçe ölüm oranlarından ekonomik etkilere kadar her şey ayrıştı. Ancak krize cevap kapasiteleri ne kadar farklı olursa olsun, salgının -başta sağlık sistemi olmak üzere- kapasite duvarlarını kolayca aşabileceği anlaşılınca, konu yeniden “herkesin başındaki ortak felaket” haline dönüştü. Virüsün saraylara kadar sızması, ünlülere ve meseleyi hafife alan siyasetçilere bulaşması, iddia edildiği gibi sadece yaşlıları öldürmediğinin anlaşılması işin rengini değiştirdi. Krizi “herkes için aynı” olarak tarif etmeye dönülmesinin bir diğer nedeni, yöneticilerin performanslarının sorgulanmasını önleme ihtiyacı.

Korona salgınının henüz tepe noktasına varmadığı, dünyanın henüz en kötüyü görmediği konusunda geniş bir mutabakat var. Salgın bir şekilde bitse veya kontrol altına alınabilse de etkilerinin ne kadar süreceğini kimse tam olarak kestiremiyor. Krize cevap verme kapasitesi bakımından, eldeki imkanların tek parametre olmadığı giderek daha net anlaşılıyor. Mesela sağlık sisteminin çürüklüğü yanında, ekonomik kapasite açısından daha avantajlı olabileceği düşünülen ABD’nin, en ağır ekonomik hasarı alacak ülke olabileceği söyleniyor. Buna karşılık salgının ilk darbesini yiyen Çin’in, beklenenden hızlı toparlanmasının mümkün olduğu değerlendiriliyor. Büyük bir karmaşa ve belirsizliklerle ilerleyen süreç, öngörülerin çok sık değiştirilmesine yol açıyor. Giderek daha da artması beklenen bu dalgalanma, sorunun algılanma biçimini de, tariflerini de değiştiriyor. Türkiye’deki iktidarın da çok kısa bir zaman aralığında meseleyi tarifte sert dönüşler yapmak zorunda kaldığını izledik. Önce mesele başkalarının sorunu olarak ele alındı; “biz farklıyız, bizi etkilemez” denildi; hatta fırsatlardan söz edildi. Sonra cevap verme kapasitesini abartan “biz virüsten güçlüyüz” sloganı kullanıldı, buna “biz bize yeteriz” eklendi. Yavaş yavaş “herkesin başındaki ortak bela”, “bütün ülkeleri çökerten kriz” teması yürürlüğe girdi. Şimdi ise “İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı” başlıklı yazıda işaret etmeye çalıştığım, savunmadan saldırganlığa dönen bir iletişim stratejisi devreye giriyor.

İktidarın CHP’li büyükşehir belediyeleriyle yaşadığı kampanya gerilimi, üst üste oturan iki siyasi ihtiyacın izlerini taşıyor. Öncelikle iktidar, krize cevap verme kapasitesi ve cevap öncelikleri açısından giderek büyüyen sıkıntıları yüzünden, meseleyi hızla siyasileştirmeye ihtiyaç duyuyordu. Ekonomik krizde ve Suriye meselesinde olduğu gibi -dış düşman ve onların destekçisi içerdeki hainler üzerinden- teyakkuza geçirilememiş tabanını hareketlendirmesi ve dikkati kendi sorumluluklarından uzaklaştırması, en bildiği baş etme stratejisini meseleye uyarlaması gerekiyordu. İkincisi, ekonomik çarkların -ki iktidar bunlar üzerinde duruyor- çevrilmesinde ortaya çıkacak acil sorunlar, açık bırakılmış siyasi hesapların hızlıca kapatılmasını gerektiriyordu. Krizin niteliğinden dolayı hızla inisiyatif alabilecek yerel yönetimlerin -ve bu sayede hareketlenebilecek muhalefetin- önünün acilen kesilmesi ihtiyacı doğdu. Bu iki ihtiyaç, meseleyi toplumsallaştırıyormuş havasında bir siyasileştirme ve siyasi zarar yönetimine geçme şeklinde formüle edildi. Hiçbir veriyle doğrulanmayan “dünyadaki diğer ülkeler arasında daha iyi bir durumdayız” iddiasının, hızla tırmanan olumsuz tabloyla kullanılamaz olmasının hemen öncesinde, yardım kampanyası bir fırsat gibi görüldü. Salgın önlemleri konusunda da yapıldığı gibi, yine sorumluluğu millete yükleyerek yaratılan toplumsallaştırma görüntüsüyle avantaj üretmek istendi. Diğer taraftan cevap kapasitesinin yetersizliğini daha görünür hale getirecek alternatif hamlelerin önü kesilecek hatta bu gerilim sayesinde bir de suçlama/kutuplaştırma zemini yaratılabilecekti. Yani mecburiyet ve fırsat üst üste geldi.

Önlemler paketinin de çıktığı kriz zirvesine, sadece AKP yöneticilerini çağıran; her gün kayıplar vererek mücadeleyi yürüten sağlık çalışanlarının meslek örgütlerini muhatap almayan; dağıtılan yardımlara aceleyle makam forsu bastıran iktidar, daha önceki sorunlarda olduğu gibi yine biat koşuluna bağlanmış bir “toplumsal birlik” tarif ediyor. Sorunu “siyaset üstü” ilan edip, herkese itirazı yasaklayan bir “toplumsallaştırma” iddiası, önemli bir kalabalığın seçtiği aktörleri yok sayan, hatta suçlayan bir siyasileştirme ile gölgelendi. CHP’li belediyelerin başlattıkları yardım kampanyalarının hesapları bloke edildi. İçişleri Bakanı, “ben devletim, işkillenirim” dedi. Cumhurbaşkanı, “83 milyonun kampanyasının dinamitlenmesine izin vermeyiz” dedi. Bu sözleri de kendi partisine mensup belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıda söyledi. CHP’li belediyeleri üzerlerine vazife olmayan işler yapıp, “devlet içinde devlet” olmakla suçlarken, kendi başkanlarına yoksullara yardım talimatı vermeyi de ihmal etmedi. Salgına dönük yeterli önlemlerin alınmaması, bazı önlemlerin gevşek uygulanması, krizin ekonomik etkileri için çok dar kayırmalarla yetinilmesi, iktidarın önüne getirilen bazı eleştiriler. Tablo ağırlaştıkça yeni başlıklar da eklenecek. Şimdi her türden eleştiri, uyarı ve taleplerin hepsini “nifak” saymayı mümkün kılacak, yeni bir “biz-onlar” parantezi açılmış durumda. Daha ileri önlem taleplerinin hepsi komplo arayışı olarak etiketleniyor. Yerel yönetimler -elbette muhalefette olanlar- “devlet” dışında tanımlanırken, “devletin birliği yani şahsım” şeklinde bir ifade normalleştiriliyor.

Bütün bu gelişmeler, iktidarın “krizden fırsat yaratma” refleksinin yeniden harekete geçmesi şeklinde yorumlanıyor. Krizin ilk günlerindeki kayyım uygulamaları, acele imar değişiklikleri, Kanal İstanbul gibi sorunlu ihalelerde hız kesilmemesi bu şüpheyi güçlendiren unsurlar. Ekonomik pakette “keyifleri” korunanlar ve “çarkların dönmesi” önceliği de; iktidarın lütuf ve kayırma döngüsünü, itaat sopasına dönüştürme niyetini gösteriyor. “Biz bize yeteriz” kampanyasına “bağış” toplama pratikleri, dağıtımında kullanılan etiket önemli işaretler. Tüm bunlar kurumsallaşma zorlukları yaşayan “yeni sistemin” kökleşmesi için krizin fırsat olarak kullanılabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Bu görüş, Gazete Duvar’da yayınlanan Doç. Dr. Daphne Halikiopoulou’nun yazısında ifade edilen -ve pek çok siyaset bilimci tarafından paylaşılan- dünyadaki olası trendle de uyumlu: “İnsanlar özgürlüklerini kolektif güvenlikleri için mübadele etmeye razıdırlar. Ama bu rızayı ne zamana kadar sürdüreceklerdir?” Popülist liderleri açığa düşürürken otoriterliği yükselten bu “mübadele”, alıntının son cümlesindeki soruda altı çizildiği gibi, endişe içindeki kalabalıkların çare arayışı ve buna verilebilen cevaplarla ilgili. Olmayan çözüm üretme ve kurumsal kapasitesini otoriterlik fırsatçılığıyla telafi etmek isteyenler, hiç beklemedikleri bir tepkiye de hazırlıklı olmalı. Berbat bir kriz yönetimi sergileyen Trump’ın desteğini artırmış olmasına da bu pencereden bakılabilir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive