Kemal CAN



Bookmark and Share

Şaşırtıcı hiçbir şey yok


9.04.2020 - Bu Yazı 189 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Dünya uzunca bir süredir baş döndürücü bir hız baskısı altında yaşıyor. Gerekse de gerekmese de her şey çok çabuk yapılmak, korkunç bir hızda dolaşmak zorundaydı. Küreselleşmenin, neoliberalizmin ve post modern akıl yürütmenin ortak çabasının ürünüydü ve teknolojik destek sayesinde tartışılmaz ve kaçınılmaz bir gerçek muamelesi görüyordu. Biraz yavaş olan veya olmaya yeltenen başarısızlığa, hatta yük olma suçlamasına katlanmak mecburiyetindeydi. Korona salgını vesilesiyle bu hız tutkusunun övülmediği, aksine bir tehdit olarak hissedildiği günlerin içinden geçiyoruz. Çin’in –çoğu insanın adını bile bilmediği- bir şehrinden çıkan bir virüs, bütün dünyaya olağanüstü bir hızda yayıldı. Şimdi tehlike büyüdüğü ve yakına geldiği için herkes, “neden bu kadar hızlı hareket ediliyor” hatta “niye hareket ediliyor” demeye başladı. Dünyanın koca bir köye dönüştüğü inancı, herkesin kendi sınırları içindeki derin yalnızlığını örtmeye yetmedi. Virüs gelmesin ama yardım gelsin çelişkisi çöktü birden. Elbette, eğer bu hastalığın bir çaresi bulunursa, yine dünyaya aynı hızda dağıtılacak. Trump her şeyi Amerika için istese de, belki bazıları öncelik kazanacak ama neticede eskiden olduğundan daha hızlı yayılacak. Dolayısıyla o zaman da belki küreselleşme ve hız konusuna yeniden bambaşka bir gözle bakılacak.

Yüksek travmalar, anlık olarak çok hızlı değişen veriler, sürekli yeniden değerlendirme gerektiren koşullar, artan belirsizlik, tutarlı ve aslında sağlıklı düşünmeyi zorlaştırıyor. Yakalanabilen geçici anlarda biraz aklı selim öne çıkar gibi olsa da, hemen yeni bir dalga gelip eldekini avuçtakini süpürüp götürüyor. Verilen –verilmek zorunda kalınan- anlık reaksiyonlar –bazen de şimdi zamanı değil denilerek bekletilenler- hukuki, politik, etik ve vicdanı sınırları fazlasıyla zorlayabiliyor. Örneğin daha bir hafta önce geceleri balkonlardan alkışlanan sağlık çalışanlarının, oturdukları apartmanlarda taciz edilmeye başlandığına dair haberler okuyoruz. Belki bir gün sonra çaresizce yardım istemek zorunda kalacağı insanları tehdit olarak görenleri duyuyoruz. “Herkes kendi olağanüstü halini uygulasın” talimatı bazı apartman yönetimleri tarafından değişik yorumlanıyor demek ki. Başkalarının da ihtiyacı olabileceğini düşünmeden marketleri talan etmek de öyle bir durumdu. Evde kalalım ama üretim de durmasın diyebilmek, yaygın bir rasyonellik haline gelebiliyor bazen. İnsanoğlu zorlandığında kötü akıllara daha yakın yürümeye başlıyor, ne yazık. Yaşanmakta olana ve yakın geleceğe ilişkin olasılıkları düşünmenin, değişen verilerle sürekli tazelemesi ihtiyacı duyuluyor. “Galiba şöyle bir yöne gidiliyor, bunun sonucu da şöyle olabilir” cümlesinin mürekkebi kurumadan, onların çoktan olduğu yeni bir aşamaya geçildiği anlaşılıyor.

Geçtiğimiz haftanın başında, Türkiye’nin korona stratejisinin olmadığını, “hazırlıklıyız, daha güçlüyüz, iyi durumdayız” şeklindeki iyimserlik takviyesinin artık pek işe yaramayacağını yazmaya çalışmıştım. Bu sıkışmanın daha agresif bir iletişim stratejisiyle telafi edilebilme olasılığına da dikkat çekmiştim. Hafta boyunca yaşananlar bunun bir ihtimalden çıkıp, çoktan geçilmiş bir eşik olduğunu ve saldırganlığın iletişim strateji sınırlarını aşacağını gösterdi. Yerel yönetimlerle yaşanan kampanya gerilimi, ulusa seslenişe sıkıştırılan muhalefete laf çarpma hevesi, suç duyurularına kadar dayandı. Yöneticilerden savcılara, RTÜK’ten İçişleri Bakanlığı’na kadar yayılan resmi çabaların yanına, medya ve sosyal-medya kampanyaları da eklendi. Cumhurbaşkanı’nın avukatlarının Fox TV’den Fatih Portokal hakkında suç duyurusunda bulunması, HaberTürk’teki bir ekonomi programının RTÜK cezası nedeniyle yayınına ara vermesi taze örnekler. Çarkların dönmesiyle ilgili hassasiyet başından beri salgının önlenmesi duyarlılığının önünde gitti. Şimdi tepkilerin en yükseği de, işin bu tarafından geliyor. “Çarkların dönmesi” önceliği, iktidarın lütuf ve kayırma döngüsünü bir itaat sopasına dönüştürürken, iktidarın krizi yönetme biçimini eleştirmek şöyle dursun, yeterince güçlü alkışlamamak bile ihanet sayılmaya başlandı.

Türkiye’nin korona krizinde diğer ülkelere göre daha iyi durumda olduğu iddiası –işin sağlık tarafında- iki veriye dayandırılıyor: Birincisi testlerdeki artışa paralel olarak vaka sayısının hâlâ doğrusal bir grafik izliyor olması. İkincisi de ölüm oranlarının dikkat çekici biçimde düşük olması, tedavi oranının da hiç fena görünmemesi. Türkiye’nin test uygulama pratiği ve önlemlerinin özellikleri, bu tabloyla uyumlu aslında. Uzunca süre test uygulaması, semptom vermeyen vakaları tespit yerine, başvuruları sonuca bağlamak için kullanıldı. Yayılmayı değil, ölüm oranlarını artıracak risk gruplarını izole etme tercihinin de sonuçta etkili olduğu açık. Galiba sonradan kullanılacak “başarı” kriterlerine göre bir program yürütüldü. Bilim Kurulu’nun dinlenen ve dinlenmeyen önerileri, öncelikle “sıkıntı yaratacak” veriler süzgecinden geçti. Bütün dünya için açıklanmış resmi veriler dikkate alındığı için, rakamların güvenilirliği tartışması –çok sayıda iddiaya rağmen- şimdilik dışarıda bırakılıyor. Ancak bu veriler ve diğer verilere yapılan muamele, herkesin eşit biçimde kullanmasına açık değil. Mesela “bir iki haftaya normalleşiriz, bayrama rahatlarız” demek serbest ama sorunlu bir veriye işaret etmek yasak. Hem salgına hem de onun ekonomik artçı etkilerini başka örneklerle kıyaslarken takdir, minnet, alkış ve övünme dışındaki seçenekler ise “memlekete ve millete düşmanlık.”

Dünyanın çeşitli köşelerinde ve konunun hemen her başlığına göre, meşrebe ve koşullara bağlı olarak farklı tutumları, değişik aktörlerin gösterdikleri performansları ve yapılanların nasıl karşılıklar gördüğünü izliyoruz. Türkiye’deki iktidarın meseleye yaklaşımında bazı söylem değişiklikleri olmakla birlikte, bir süreklilik ve tutarlılık gösterdiği söylenebilir. Hem geçmişteki sorun yönetme formülleriyle benzerlikleri açısından hem de bu sorunla baş etme planının adımları itibarıyla. Mesela “kıskanılan ülke” teması yine kullanımda. İktidarın resmi sözcüleri ve destekçileri, Avrupa ülkeleri ve ABD’nin sergilediği başarısızlık tablolarına çok sık müracaat ediyor. “Seçilmiş diğer ülkelerle” kıyaslama teşvik ediliyor. Gerçekten de Türkiye, yöneticilerinin yapabileceklerini kestirmek bakımından pek çok ülkeden “daha iyi” durumda. Çünkü gerçekleri en kötümser olasılıkları işaret ederek ulu orta söyleyen –ancak yine de panik yaratamayan- liderlere karşılık, meseleye ilişkin sadece kendi bakışını pek saklama gereği duymadan gösteren transparan yöneticilere sahip. Önümüzdeki günler, bu bakış penceresinin görüntüsünü bozan herkes için daha zorlu olacak.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
19.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
17.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
14.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
10.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
7.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
4.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
1.05.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
30.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
27.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
23.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
19.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
13.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive