Gezi eylemleri tüm Dünyanın dikkatlerini Türkiye’nin üzerine çekmiş durumda. Ülke içinde her kafadan ayrı ayrı sesler geliyor ve açıkçası bu karmaşa içinde kimse kimsenin ne dediğini ne dinliyor, ne de dinlemeye niyetli.

 Hükümetin parlamentodaki sandalye sayısının çoğunluğuna yaslanıp kolaylıkla yasa geçirdiği bir zeminde doğrusu demokrasi arayışında olanların bu duvarı aşmaları pek olası değil.

 Gezi parkı eylemleri ile ülkenin girmiş olduğu “türbülanstan” çıkması adına hükümetin ve de özellikle başbakanın sert ve buyurgan dili işi giderek çığırından çıkartan bir noktaya getirmiş durumda ve açıkçası bu üslup hem ülkeye zarar veriyor ve hem de hükümete.

Önce beyaz saray ve sonrasında AB parlamentosundan gezi olaylarından dolayı hükümet ve polisin tutumuna yönelik çok sert açıklamalar peş peşe gelmekte gecikmedi.

AB parlamentosunun kınama niteliği taşıyan mesajındaki vurgu açıkçası çok çarpıcıydı.

Parlamentonun ortak bildirisinde yer alan ifade de: “

"Avrupa Komisyonu İstanbul'da polis ve göstericiler arasında yinelenen çatışmalar endişe duymaktadır. Göstericilere karşı tüm aşırı ve orantısız güç kullanımı kınıyoruz. AB olarak ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü dahil olmak üzere temel haklar, garanti önemini hatırlamak istiyoruz. Herhangi bir sınırlama AİHS ve AİHM içtihatları ile tanımlanan sınırlar içinde olmalıdır."

Denilmekte ve Erdoğan hükümetine adeta bir ihtar verilirken doğrusu sayın başbakanın o alışık olduğumuz sert tepkisinin ülkeye yarardan çok zarar getireceğinden şüpheliyiz.

Sayın başbakan’ın bir an önce içine düştüğü öfke girdabından kurtulması ve “darbe paranoyasından” kendini sıyırması lazım, zira hükümetinin başta barış süreci olmak üzere daha birçok alanda vermiş olduğu hizmetleri heba etmeye hakları yok diye düşünüyorum.

Okyanusu geçerken kalkıp derede boğulmaya benziyor hükümetin hâlihazırda içinde bulunduğu durum.

Demokratik sisteme geçmek için çok ağır bedeller ödemiş bir ülkenin tekrar o karanlık ve kaos dolu günlere dönmek isteyebileceğine asla ihtimal veremiyoruz.

Yaşadıklarımızın muhteviyatında bir karşılıklı restleşme ve inatlaşmanın toplumu bugün bu noktaya getirdiği gerçeğini artık hem sayın başbakan ve hem de eylemciler anlamalı.

Tarafların birbirine “diz çöktürme” niyetleri varsa eğer biran önce bu çizgiden hızla uzaklaşmaları ve açıkçası günlerdir süren eylemlerin gerek hükümet ve gerekse toplum tarafından artık anlaşılır bir noktaya ve olgunluğa geldiğini görerek eylemcilerin toplumun daha fazla ve daha hızlı bir kutuplaşmaya doğru yol almaması için evlerine çekilmeleri en makul olanıdır diye düşünüyorum.

Sayın başbakanın da sert söylemlerini bir kenara bırakıp daha kucaklayıcı ve birleştirici bir dil kullanması gerekir; özellikle bu noktada yapılması düşünülen Ankara ve İstanbul mitinglerinin toplumda bir ayrışmaya yol açabileceğini gözden kaçırmamak lazım.

Yapılması düşünülen bu mitingler belki partisi için bir gövde gösterisi olacak ama insan düşünmeden edemiyor:”acaba bu gövde gösterisi kime karşı yapılmak isteniyor?”

Ülke’de herhangi bir seçim havası yok iken böylesi ucuz ajitasyonlara başvurmak kanımca sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır.

Dilerim ülkemiz bu kaotik ortamdan hasar görmeden çıkar.

  • Abone ol