12 Eylül darbe davası, darbeyi gerçekleştiren cuntanın yaşayan iki faili nezdinde yargılandı ve yüz yaşına merdiven dayamış Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Evren ve Şahinkaya 1991’de Turgut Özal’ın çıkardığı “şartlı tahliye” yasası nedeniyle çarptırıldıkları cezayı sekiz yıl yatarak çekmiş olacaklar. Kendilerine uzun ömürler diliyorum.

Malum, 12 Eylül 2010 referandumu sonucunda Anayasa’nın darbecileri yargıdan muaf tutan geçici 15. maddesi kaldırılmış ve böylece 12 Eylül darbesinin yargı önüne çıkarılmasının önü açılmıştı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 Nisan 2012’de ilk duruşması yapılan dava, geride bıraktığımız 18 Haziran günü sonuçlandı. Karar Yargıtay tarafından onanırsa kesinleşecek.

Bu dava ve verilen karar, gerçekleşmiş en kanlı ve sonuçları itibarıyla en yıkıcı, tahripkâr darbenin mahkûm edilmesi anlamında, kuşkusuz önemlidir, tarihîdir. Fakat darbenin bu yıkıcı özelliğini karşılamaktan uzak olması nedeniyle, aynı ölçüde, yüzeyseldir, semboliktir ve tarihin, insanlık vicdanının verdiği hükmü esas almadığı için de adaletin tecelli ettiği bir karar olmaktan uzaktır.

Artık herkesin ezberlemiş olması gereken 12 Eylül’ün kanlı bilançosunu burada yinelemeyeceğim. Sadece bu bilançonun 12 Eylül cuntasının insanlığa karşı işlediği sistematik suçun tarih önündeki asıl iddianamesi olduğunu hatırlatmakla yetineceğim.

Milli Güvenlik Konseyi(MGK) isimli cunta, bu suçun birinci dereceden sorumlusudur, failidir. Ve MGK cuntası faili olduğu bu suçları, ele geçirdiği devlet mekanizmasını kullanarak işlemiştir. Dahası, o devlet mekanizması, örneğin devletin resmî istihbarat kurumu MİT, cuntacıların eyleme geçmesinin önünü açmış, yolunu düzlemiştir.

Protokol” sırasına göre söyleyecek olursak;

Kuvvet Komutanlarının yanı sıra Genelkurmay Karargâhında görev yapan üst düzey komutanlar (mesela darbeyi “Bayrak Harekatı” kod adıyla planlayan Genelkurmay 2. Başkanı, sonradan MGK cuntasının Genel Sekreteri Haydar Saltık), Sıkıyönetim Komutanları, cuntanın oluşturduğu hükümette görev yapanlar, dönemin MİT müsteşarları ve öncesi de dâhil olmak üzere darbecilerin gerek planlama gerekse de uygulama safhasında en büyük yardımcıları olan MİT’in diğer üst düzey yöneticileri, sonradan Özel Kuvvetler Komutanlığı olarak düzenlenen adı “kontrgerilla”ya çıkmış Özel Harp Dairesi bünyesinde görev yapan komutanlar, Emniyet Müdürleri, Emniyet Müdürlüğü bünyesinde “siyasi şube” adı altında faaliyet yürüten işkence merkezlerinin sorumluları, 12 Eylül valileri, birer işkencehaneye çevrilmiş olan cezaevlerinde yöneticilik yapan işkenceci subaylar...

Devletin arşivlerini bilmem, ama 12 Eylül faşizminin gadrine uğramış olanlarının hafızasında bu suçluların tamamının isimleri mevcuttur.

12 Eylül davasının kapsamı genişletilmeliydi. Ancak mahkeme bu yöndeki ısrarlı talepleri dikkate almadı. Sadece bu yüzden 12 Eylül kararı, 12 Eylül darbesinin bir bütün olarak mahkûm edildiği bir karar olmamıştır.

Bu kararın “eksik” bir karar olmasının bir başka nedeni de, siyaseten mahkûm edilememiş olmasıdır. Bugünkü Meclis bileşimini oluşturan partiler, 2011’de seçmenin karşısına “yeni anayasa” vaadiyle çıkmışlardı. Bu meclis fiilen bir “kurucu meclis” misyonu üstlenmişti. Sözlerinin, misyonlarının gereğini yerine getiremediler. Darbe anayasası ve darbenin getirdiği kurumlar oldukları yerde duruyorken, hem iktidar partisi hem de diğerlerinin “darbeyi mahkûm ettik netekim” şeklinde açıklamalar yapmaktan utanç duyması gerekir. Tabii utanma duygularını yitirmemişlerse...

Kimse kimseyi kandırmasın; 12 Eylül düzeni sürmektedir...

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

 

  • Abone ol