CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yardımcıları Sezgin Tanrıkulu, Tekin Bingöl, Emel Yıldırım ile Milletvekilleri Candan Yüceer, Uludere/ Roboski Komisyonu Üyeliğiyle Kürtlerin aklında kalan Levent Gök, HDP-BDP Bloğunun CHP’ye Cumhurbaşkanı adayı olarak önerdiği AİHM Yargıçlarından Rıza Türmen, Hasan Ören, Gürkut Acar, Melda Onur –Lice’de “kalekol” yapımlarını protesto sırasında yaşamını yitiren iki kişinin cenazesine katıldı- ve İdris Yıldız olduğu halde, DİTAM’ın (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) davetlisi olarak Diyarbakır’a gerçekleştirdiği ziyaretin büyük ses getirdiği tartışma götürmez.

Medyanın,  “yandaş ve/ya havuz” denilen kesimleri ya görmedi ya da kibrit kutusu kadar yer vererek geçiştirdi. Ancak kısmen görülmemesi yankılarının daha çok süreceğini öngörmeye engel değil. 

Tigris Diyalogları-2” adından anlaşılacağı gibi, gerçekleşen “diyalog”un, basında değerlendirildiği gibi, “buluşma, konuşma, tartışma, sitem, dertleşme” ve de toplantıdaki naçizane değerlendirmeme göre, “doğrudan derinlikli açık görüşme: müzakere”nin yankısı sürecek. Bu durum, sadece Kılıçdaroğlu ile CHP’nin değil, Şırnak, Mardin, Batman, Van, Siirt, Elazığ, Malatya, Şanlıurfa, Dersim ve Mersin gibi iller ile Diyarbakır’ın hemen bütün STK’larını temsilen gelen çok sayıdaki katılımcı, insan hakları savunucusu, işveren örgüt temsilcileri, hekim, eczacı, eğitimci, avukat, yazar, aydın ve siyasetçinin yanı sıra, “davet sahipleri”nin de durumu nasıl değerlendirdiklerine dair, söz söyleme sorumluluğunu doğurdu.

DİTAM Başkanımızın toplantı öncesi, sırası ve sonrasında çok sayıda televizyon ve gazeteye verdiği röportajlarla, özellikle 22 Haziran 2014 tarihli Taraf Gazetesi’nin manşete taşıdığı “Kürtlere açık çek verdi” iç sayfadaki “CHP, ‘Kürt meselesinde kırımızı çizgimiz yok’ dedi” başlıklarının altındaki haberi/yorumu bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Aslında, bu yazıyı yazma fikri, sosyal demokratların “selvi” ağaçlarından bir dostumun “Kılıçdaroğlu ile gündem oldunuz. Gündem olsam da öyle bir konuk çağırmazdım. Kendine sitem etsin!” şeklindeki haklı siteminden çıktı.

Yanı sıra “facebook” ve “twitter”daki yorumsuz paylaşımlarımın ardından yazılan, çok sayıdaki eleştiri ve değerlendirme de, durumu kendi açımdan yazmayı şart kıldı. Küçük düzeltmelerle yazılanları aşağıya alıyorum.

Dünya değişiyor ama CHP değişmiyor sorun burada. Kılıçdaroğlu Diyarbakır konuşmasında ana dilde eğitimi hiç dile getirmiyor ki Kürtlerin en tabii hakki

“Ankara ya gidince kulaklarını çekerler!”

Çok doğru söylüyor, nasıl deyişim????”

“Engel değiliz diyeceğine biz de varız deseydi!”

Akilli insanlar aynı hataya iki defa düşmez. Defalarca aynı hataya düşen Kürtler acaba bu defa da aldanacaklar mı?”

“Samimiyse Öcalan'ı ziyaret etsin. Çözüm süreciyle ilgili farklı seçeneklerini ve düşüncelerini paylaşsın, çözüm sürecini etkileyerek sürece yön versin. En kısa ve samimi ispat budur!..”

Ne çeki! Bu işler çeklerle olacak şey değil!”

“Biz o çekleri çok aldık. Hep karşılıksız çıktı!”

 “CHP Kürtlerin gizli düşmanıdır. Ben bunu iddia değil belgeleriyle söylüyorum. Çözüm sürecinin önündeki en büyük engeldir. Ellerinden gelse dinamit koyarlar. Bizim Kürt halkı CHP’yi çok iyi analiz ediyor. Ama gelgelelim bizim BDP-HDP’ye. Bu zihniyetten (CHP) medet umanların akıl tutulmasına benzer. Sizler CHP’yi kendinize yakın görmekle Kürt halkına büyük haksızlık yapıyorsunuz. Belki kızarsınız ama halka sorun alın cevabınızı. Ama bir gerçeği de vurgulamak isterim şu anki CHP’nin içinde Kürt sorununa gerçekçi bakan milletvekilleri de var sayılar bir elin parmakları geçmez. CHP ulusalcıların yuvasıdır. Bana göre Kılıçdaroğlu’nun kafası net değil.”

“Bu hiç hoş bir manzara değil. Kemal bey kendi ağzından bunları söyleseydi bir anlamı olurdu. Hem şeffaflık diyeceksin hem de kapalı toplantıda gizli gizli şeyleri Mehmet Kaya’nın sözcülüğünde açıklayacaksın. Mehmet bey Kemal Kılıçdarzade’nin dili yok mu? Ayıp şeyler bunlar! Çıkacak açık açık kendi yol haritasını açıklayacak başka türlüsü olmaz.”

Tabela partisi olunca mı Diyarbakır aklınıza gelir. Çok geç kaldın çok mevcut müttefiklerin varken bu bölgeye gelmek çok yersiz onlarla devam et.”

         Bütün bu yazılanların ve birkaç o kadar da yüz yüze konuştuklarımızın kullandığı benzer ifadeler, Kılıçdaroğlu ve Partisinin işinin kolay olmadığını, ister değiştiğini söylediği CHP’nin Kürt coğrafyasında “tabela partisi” olmaktan çıkmasını sağlamak, ister MHP ile çıkardıkları ortak Cumhurbaşkanı adayları Ekmelettin İhsanoğlu’nun seçilmesi gibi bir büyük iddiayı gerçekleştirmek, ister bir yıl sonraki seçimde iktidar alternatifi olmak hedefleniyor olsun, sadece söylemesi değil, yapması gereken çok ama çok şey olduğu gün gibi ortada!

Toplantı boyunca dikkatle dinlediğim Sayın Kılıçdaroğlu’na ilişkin izlenimimi bir cümlede özetleyecek olursam;  büyük bir bölümü açık, net, dürüst, ikirciksiz görüşleri yanında, Kürtlerin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin esas beklentilerinin olduğu konularda ise, hem parti içindeki hem de dışındaki siyasal hayatın getirdiği sınırlamalar bağlamında oldukça ikircikli ve tereddüt dolu bir konuşma yapmış oldu. Daha fazlası beklemek, duymak artık kaçınılmaz. Çünkü hayat zorluyor.

  • IŞİD’in şiddet yoluyla Musul’u, Tikrit’i, Telafer’i ve çok sayıda irili-ufaklı ilçe ve köyü ele geçirmesiyle Bağdat’ı tehdit eder hale gelmesi;
  • Başkonsolos dahil 80 rehinenin durumu; 
  • IŞİD’in Rojava’da/Suriye Kürdistan’ında yıllara varan bir süre boyunca PYD tarafından durdurulabilmiş olması;
  • Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bir süre önce Maliki’nin Dicle Ordusu’yla tehdit ettiği “Peşmerge”nin Kerkük başta olmak üzere Irak Kürdistan’ında Kürtlerin yoğun yaşadığı bütün tarihi coğrafyaya girmesini ve egemen olmasını kabul etmesi, yani bir türlü uygulatılmayan Irak Anayasanın 140 maddesinin fiilen uygulanmasına onay verilmesi;
  • CHP’nin Türkiye’deki Kürt meselesinin kalıcı çözümünde Öcalan- Kandil-BDP-HDP gerçeğini görerek aktör olmakla engel olmak arasındaki tercih zorunluluğu;
  • Gezi’yle birlikte doğan demokrasi ve hukukun etkili tesisi ihtiyacında en geniş muhalefet yaratma zorunluluğu; gibi…

Hayat, belki de çok daha fazlasını çok daha katı bir dille emrettiği halde, Kılıçdaroğlu ve CHP açısından mümkün mü?

Mümkün! Ancak garantisi de yok!

Dolayısıyla, DİTAM Başkanı Mehmet Kaya’nın çeşitli ifadelerle belirtiği gibi, Kılıçdaroğlu ve CHP’nin “20 Haziran Diyarbakır Ziyareti”nin toplantı faslının ardından; Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlarına yaptığı ziyaret, Hasan Paşa Hanı’nda çay içmeler, Kasaplar Çarşısı’nda ciğer yemeler, Dr. İlhan Diken’in ailesi ve dostlarına taziye vermeler ile birlikte doğrudan Diyarbakır/Kürt halkı ile temasları bir tarihsel “eşik” te olduklarını göstermektedir.

 

Dillerinde, duruşlarında ve bundan sonraki siyasal çıkışlarında bir eşikte bulunmanın en ağır sancısını çekmekte olduklarını söylemek isterim. Nereye evrileceklerini bugünden tayin edecek durumda değilim. Ancak bu bekleyişin uzun sürmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Henüz kazanılamamış bir yerel seçimin etkilerini derinlerde hissettiklerini varsaymak yerinde olmalı. Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir başka “kayıp” olmamasının garantisi topluma ne vaat edildiğinden geçtiği görülmeli. Kaldı ki, vaadin inandırıcılığını test edecek “elli bin yol” olduğundan da şüphe yok. Tam da bu noktada, toplantıda moderatörlük fırsatından istifade sorduğum soruya mealen yer vereyim.

Ekmelettin İhsanoğlu adında ortaklaşmak, AKP ile birlikte Türkiye’de gerçekleşmekte olan değişimin -ama eksik ama yanlış- dönüşümün önüne set çekmek; toplumu, tarihin çarkını geriye doğru itmek anlamına mı geliyor?

Sorusunun cevabı eşiğe nasıl bakacaklarının da cevabı olacaktır. Eşiği aşmayı kader olarak kabul etmeleri halinde hayat CHP’yi kanaatimce bir başka yere taşıyacakken, aşmak bir yana dönüşüme değişime “eşiğe” sırtlarını dönerek daha bir milliyetçilik batağına gömmeleri de ihtimal dahilinde!

Konuya dair hassasiyetimizin sebebi, tıpkı Kılıçdaroğlu’nun ifade ettiği gibi, çözüm/barış sürecine yasal bir zemin oluşmasını istemek, sürecin başarılmasına katkılarını önemli bir aktör olarak görmek isteğinden kaynaklanmakta.

Yazı bitirmeden hemen önce gecenin bir saatinde, bir mizah ustası olan dostum Malatya Arguvanlı  Rıza Parlak aradı. Tanıyanlar bilir ne yaratıcı bir dili olduğunu…J

Taraf Gazetesi’nin 8. sayfası önümde. Kocaman bir resmin var. Bütün haberi okudum ancak adın yok! Yanlışlık nerede diye aradım!”  

İlk unutana mı ilk sansür edene mi sormalı, bilmiyorum. Vardır bir hikmeti!” diye cevapladım.

Rıza Parlak devam etti. Atmanki’li bir köylü ile bir Canbaz arasında geçen fıkrayı Kürtçe anlattıktan sonra ekledi.

Eğer CHP Mehmet Beyin anlattığı kadar iyiyse, başka partiye bakmaya gerek yok!”

En büyük öğretmeni; hayatın hükmünü bekleyeceğiz! 22 Haziran 2014 [email protected]

 

https://www.facebook.com/notes/10152512208122082/

  • Abone ol