Gezi Davası İddianamesi beklenildiği gibi mahkeme tarafından kabul edildi. Bu devirde baş müştekinin Recep Tayyip Erdoğan olduğu bir iddianameyi kabul etmeyecek bir mahkeme düşünmek safdillik olur.

Genç Cumhuriyet’in Sovyetler Birliği’ne, daha doğrusu Stalin’e verdiği önemli örneklerden biri siyasi davalardı. Mustafa Kemal, İzmir Suikastı davasıyla kendisine yönelik tüm kesimleri tasfiye etmiş veya susturmuştu. Bu dava, kişiler üzerindeki yıkıcı etkisi kadar siyasi düzeni belirlemesi açısından da tarihe geçmiş bir davaydı.

Stalin,  Moskova duruşmalarında bu işi bir başka boyuta taşıdı. İnsanlık dışı işkencelerle her türlü suçu eski yoldaşlarına kabul ettirdi.

Türkiye bu davalar silsilesini geliştirerek kullanmaya devam etti. Dönemin komünistleri, Müslümanları, Kürtleri hukuki değil ama siyasi olan bu davalarla susturulmaya, etkisiz hale getirilmeye devam edildi.

Erken Cumhuriyet döneminde Hıyanet-i Vataniye Kanunu değiştirildi, devrim ilkelerine aykırı yayın yapan gazeteler kapatılarak sahip ve yazarları cezalandırıldı, Takrir-i Sükun Kanunu ilan edildi ve İstiklal Mahkemeleri’nin yeniden kurulması kararları alındı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi,  siyasi davalar tarihidir desek yanılmış olmayız. Gezi Davası da bu davalardan biri olarak tarihteki yerini alacak. İçi boş bir siyasi dava…

Bu davanın çarpıcı yanı ise bugün mağduriyetleri ile öne çıkan Gülen Cemaati ve AKP’nin ortak girişimi olarak başlamış olması. Davanın sorumlu savcısı,  firari olarak aranan Muammer Akkaş. Bugün delil olarak dosyaya eklenen tüm telefon görüşmeleri Cemaat mensubu polis ve savcılar tarafından gerçekleştirildi.

Gazeteci Tuğçe Tatari’nin Twitter’dan paylaştığı bilgiye göre, dosyada Mehmet Ali Alabora’nın katılacağı bir törende ödülünü dönemin valisi Hüseyin Avni Mutlu’dan alacağını öğrenmesi üzerine törene katılmaktan vazgeçmesi; Gezi’nin bir organizasyon olduğunun ispatı olarak eklenmiş. Vali Hüseyin Avni Mutlu, 15 Temmuz’dan sonra “FETÖ” mensubu olduğu iddiası ile tutuklanmış ve mahkum edilmişti.

İddianamede; Mehmet Ali Alabora'nın katıldığı bir ödül töreninde ödülünü Hüseyin Avni Mutlu'dan alacağını öğrenince itiraz etmesi ve ödülü kabul etmemesi de yine Gezi'nin bir organizasyon olduğunun ispatı olarak sunulmuş

Gezi döneminde de AKP ile Cemaat’in iç içe çalıştı, insanların telefonları yasadışı dinlendi, polis ve yargıdaki gücünü kendisi gibi düşünmeyen, kendisine biat etmeyen kesimleri sindirmek için kullanmaya devam etti.

Evet, bugün Cemaat Türkiye siyaset tarihinde örneği az görülmüş bir devlet terörünün hedefi. Özellikle yoksul ve sıradan tabanını oluşturan kesimi ağır bir bedel ödüyor. Binlercesi bebeğiyle cezaevinde çile çekiyor. Mevcut iktidar, genç-yaşlı demeden Cemaat’in her kesimini cezalandırıyor.

Aslında ‘her kesimi’ dememek lazım, çünkü bedelini nakit olarak ödeyen ve iktidara biat eden pek çok işadamının dokunulmazlığı sürüyor.

Gülen Cemaati gazetecisi, bürokratı, sıradan mensubu ile mağdur. Bu durum, vicdanlı herkesin gördüğü ve kabul ettiği bir gerçek. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var: Gülencilerin mağdur ettiği kesimler.

Gülen Cemaati’nin AKP ile ortaklık tarihi başta Aleviler, Kürtler olmak üzere kendisi gibi olmayan kesimlere yönelik yanlış uygulamaların da tarihi.

Oslo görüşmelerinin sızdırılmasından KCK operasyonlarına kadar çok geniş bir alanda Cemaat’in tavrı biliniyor. Akılda tutulması gereken bir başka gerçek ise, Cemaat’in bugünkü tavrının geçmişle böyle bir yüzleşmeyi içermiyor olması.

Cemaat’in bütün bu faaliyetleri Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda mı, yoksa yargı imamı, vali imamı sıfatı taşıyan kişilerin isteğiyle mi gerçekleştirdiği bilinmiyor. Çünkü Cemaat bunları yok sayıyor ve sadece kendi mağduriyetlerini dillendiriyor.

Türkiye içine düştüğü bu bataktan çıkacaksa, sağlıklı bir demokrasi kuracaksa ve güvenilir bir hukuk sistemi inşa edecekse bunu tüm paydaşların desteğiyle yapacak. Cemaat mensupları böyle bir mücadelenin parçası olmak istiyorsa, yakın geçmişin hatalarıyla yüzleşmeleri şart. Bunu yapmadan itibar ve inandırıcılık sağlamları imkânsız gibi.

İşe, “neden Mehmet Ali Alabora’nın Vali Hüseyin Avni Güler’in elinden ödül almayı reddetmesi bir organizasyon delili olarak kabul edildi”yi açıklamalarından başlamaları doğru olabilir.

Çünkü kendi eylem ve faaliyetlerini aydınlatmayanların, 15 Temmuz’un aydınlatılmasını talep etmesi samimi değil.

  • Abone ol