Geçen Salı günü Türkiye’nin elektrik sisteminin çökmesinin ardından geceyarısı, Sinop’ta kurulacak nükleer santralin anlaşması apar topar TBMM’den geçirildi. Hâlbuki nükleer santraller ve merkezî elektrik sisteminin ülkenin elektrik dağıtım sisteminin çöküş nedeni olduğu biliniyor.

Peki, bunu neye dayanarak söylüyoruz?

Şuna dayanıyoruz; ABD’nin Ohio eyaletinde 2003’te yaşanan elektrik sistem çöküşünün büyük nükleer ve kömür santralleri nedeniyle yaşandığı, olayın ardından tespit edildi. Çünkü bu türden büyük santraller voltaj dalgalanmalarına neden oluyorlar. Bunun sonucu sistem çökünce üretim, santrali devreden çıkıyor. Ve büyük santralin tekrar devreye girmesi uzun zaman alıyor. Dolayısıyla uzun süre elektrik kesintileri yaşanıyor. İşte bu nedenle elektrik kullanımının sağlıklı olması için üretim, iletim ve dağıtımın bölgesel olması gerekiyor. Aksi takdirde bu olayların kaçınılmaz olduğu araştırma raporlarında belirtiliyor.

Bu arada Greenpeace iletişim sorumlusu Gülçin Şahin gönderdiği elektronik postada; esasen Fukuşima’da yaşanan felaketin deprem nedeniyle değil depremin neden olduğu elektrik kesintisinden kaynaklandığını belirtiyor.Bir deprem bölgesi olan Türkiye’de bu konunun üzerinde dikkatle durulmasının şart olduğunu belirtelim.

TÜRKİYE, YÜKSEK NÜKLEER ELEKTRİK MALİYETİYLE REKABET GÜCÜNÜ KAYBEDEBİLİR

Gelelim bütün bunları niye anlattığımıza…

Anlattık, çünkü nükleer santralin bu türden riskleri olduğu gibi Türkiye için üretim maliyeti de oldukça yüksek. Çünkü Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerinden üretilecek elektriğin kilovatsaat maliyeti sırasıyla 12.35 ve 11.80 dolar/cent olarak belirlendi. Oysa nükleer santrallerin negatif dışsallıklarına rağmen kurulmalarının nedeni ucuz üretim maliyetleri oluyor.

İşte bu nedenle Türkiye hem pahalı hem de riskli bir yöntemi tercih ediyor. Çünkü OECD verilerine göre yatırımın yapılabilirliği hesaplanırken dikkate alınan yüzde 5 ıskonto oranına göre; nükleer elektriğin kilovatsaati Belçika’da 6.1, Fransa’da 5.6, Almanya’da 5.0, Japonya’da 5.0, ABD’de 4.9, Rusya’da 4.3, Kore’de 3.6 dolar/cent maliyetle üretiliyor.

O hâlde Türkiye’nin kabul ettiği 12.35 ve 11.80 dolar/cent maliyeti oldukça yüksek oluyor.

Peki, niçin yüksek?

Yüksek, çünkü bu nükleer tesisi kuracak olanlar hemen paralarını geri almak için projenin ıskonto oranını yüzde 5 yerine Türkiye için yüzde 10-12 gibi çok yüksek düzeyde tutuyorlar. Böylece elektriği yüksek fiyattan satıp kısa sürede kâr edip paralarını ceplerine koyup gidecekler. Oysa Türkiye’nin bu yüksek elektrik maliyetine razı olmaması gerekiyor. Çünkü bu maliyetlerle elektrik ürettiğiniz takdirde mallarınızı ihraç etmek mümkün olamıyor. Niye mümkün olamıyor? Rekabet gücünüz kalmıyor çünkü.

Şimdi gelelim diğer önemli bir konuya…

Birleşmiş Milletler Çevre Programı eski direktörü Klaus Töpfer’in 3 Nisan 2015’te Project Syndicate’de yayınladığı “The Solar Price Revolution” başlıklı makalesinde; Güneş enerjisinden üretilecek elektriğin kilovatsaat maliyetinin önümüzdeki on yıl içerisinde 4-6 dolar/cent, 2050 yılında ise 2-4 dolar/cent olacağını belirtiyor. İşte Güneş enerjisinde maliyetler bu düzeyde gerileyeceğine göre bu kadar yüksek nükleer elektrik maliyeti Türkiye için büyük bir sorun olabilecek. Ve gelecekte Türkiye ekonomisini adeta çıkmaza sokacak bu maliyetler.

İşte bu nedenle Rusların ve Japonların Türkiye’de kuracakları nükleer santrallerin elektrik fiyatları kamikaze fiyatları oluyor.

[email protected]

  • Abone ol