ABD Başkanı Trump’ın askerlerini ve diğer personelini Suriye’den çekme kararı vermesi kendi ülkesi başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde şaşkınlıkla karşılandı. Bazıları IŞİD’in yeniden güçleneceğini, kimileri SDG’nin yalnız kalacağını, kimileri de Suriye’nin Rusya ve İran’a terk edileceğini söyledi.

Fransa her şeye rağmen biz buradayız dedi. Senatörler başkanlarını kararını gözden geçirmeye davet etti. Gazetelerde Trump’ı eleştiren haberler, yorumlar yayınladı. Kararın doğru olduğunu savunan Stephen Walt gibi realistler ani olmasına reaksiyon gösterdi. Savunma Bakanı Mattis bu karar yüzünden istifa etti. Kısacası karar tepki doğurdu, hayal kırıklığı ve şaşkınlık yarattı.

Türkiye de ilginç bir şekilde bu şaşkınlıktan payını aldı. İktidara yakın olduğu iddiasındaki kanaat önderleri dahi olanı biteni anlamlandırmakta zorlandı. ABD’yi kategorik hasım olarak görmeye şartlanmış bir grup kararın arkasında daha büyük bir plan aramaya koyuldu. Bir başka grupsa karara sevineceğine, sonrasında olabilecekleri düşünerek kederlenmeye başladı.

Oysa bu Türkiye için kutlanması, sevinilmesi, hafife alınmaması gereken bir başarı. Unutmayalım ki Türkiye Amerika’yı sadece Suriye’den çıkmaya değil aslında tüm stratejisini değiştirmeye ikna etti. IŞİD’e karşı savaşını PKK/PYD’ye dayanarak değil kendisine güvenerek sürdürmesini, Suriye’nin, dolayısıyla da bu bölgenin geleceği üstünde Ankara’nın daha fazla söz sahibi olmasını kabul ettirdi. PKK’nın planlarını, hayallerini altüst etti.

PKK mutlaka yeni ittifak arayışları içine girecek, Ruslar ya da İranlılar veya başkaları, diyelim ki Fransızlar onlara destek vermeye çalışacaktır. ABD de rahat durmayacak, Ruslar ise büyük bir olasılıkla doğan boşluktan yararlanmaya gayret edecektir. İsrail derseniz değişen dengeleri dikkate alan yeni inisiyatifler geliştirecektir. Esad belki de daha uzlaşmaz olacaktır. Başka bir deyişle bu karar yüzünden tarih durmayacak, siyaset, savaş ve diplomasi bitmeyecektir.

Ama bunların hiç biri de Türkiye’nin Amerika ile uzun soluklu bir pazarlık sonucunda istediklerini elde ettiği, Washington‘un Suriye politikasını değiştirmeye zorladığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Kabul edelim ki yaptığı tehditlerle ve verdiği sözlerle Türkiye olmasaydı, Trump istese de Amerika’nın Suriye politikasını bu kadar köklü bir şekilde değiştirmezdi, değiştiremezdi.

Türkiye büyük bir diplomatik başarıya imza attı, muhattabını hiç istemediği, ülkesi içinde tepki doğuran, müttefiklerinde hayal kırıklığı yaratan bir şeyi yapmaya ikna etti. Muhtemelen ABD’nin içindeki zafiyetlerden de yararlandı, Trump’ın seçmenine taahhütlerini araçsallaştırdı, Obama’nın verdiği sözleri hatırlattı, IŞİD’e karşı birlikte savaşalım çağrısını tekrarladı ya da şu an bilmediğimiz, belki hiç bilemeyeceğimiz bir kozunu kullandı.

Ancak sonuçta başarıya ulaştı. PKK’ya karşı mücadelesinde önemli avantaj elde etti, dünya siyaset sahnesindeki ağırlığını ciddi şekilde arttırdı. Umarız Türkiye’yi edilgen tanımlamayı alışkanlık haline getirmiş herkes tarihten çıkartmadığı dersi günümüzde yaşadıklarımızdan çıkartır, istediğimizde, doğru ve zamanın ruhuna uygun yöntemleri kullandığımızda en güçlü devletleri bile etkileyebildiğimizi görür. İyi ve mutlu bir tatil günü temennisiyle…

  • Abone ol