Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı olayına dair iddialara ürkütücü demek bile yetersiz kalıyor. Benzerine rastlanmamış bir trajediyle karşı karşıyayız. İddialar, söylentiler, çıplak gözle yapılan tahminler aklın almayacağı bir eylemi işaret ediyor. Bütün sözler bir yana, gazetecinin konsolosluk binasına girip çıkmamış olması bile aklı ve vicdanı isyan ettirmeye yetiyor.

Meselenin önemi ve insan hayatıyla ilgili boyutundan başka, sürecin rahatsızlık verecek kadar yavaş ilerlemesi de bir başka benzersiz durum… Dünya çaresiz bir halde konsolosluk binasının kapısına bakıp duruyor. Belli oldu ki Suudi hükümeti bütün iddialara rağmen bir şey itiraf edecek değil. Ve belli oluyor ki dünyanın gücü Kaşıkçı’nın akıbetini anlamaya yetmiyor.

Kaşıkçı 2 Ekim günü evlilik işlemleri için kendisine verilen randevuya göre konsolosluğa gitti. Tam o sırada iki uçakla 10-15 Suudi yetkilisi de özel uçakla İstanbul’a gelip binaya girdiler. Sonra gelenler yine binadan ayrılıp ülkelerine döndüler ama Kaşıkçı’dan o günden beri haber yok. 10 gün geride kaldı ama olay hakkında bilinenler hemen hemen ilk gündekinden öteye geçemiyor. Muamma hâlâ muamma… O kadar muamma ki giriş izni alınmasına rağmen Türk heyetinin hâlâ neden konsolosluğa girmediği bile belli değil. Bu saatten sonra girilse dahi ne faydası olacağı da bir başka muamma…

***

Belirsizlik halinde belki tek iyi şey Kaşıkçı için başta ABD olmak üzere dünyanın duyarlılığını korumasıdır. Basın özgürlüğüyle ilgisi olmayan ABD Başkanı Trumpbile gelişmelerle birinci dereceden ilgileniyor. Suudilerle temas ediyor, kaygısını ve endişesini dile getiriyor.

Şunu da söyleyelim; Trump, Erdoğan ya da konuyla ilgili konuşan herkesin satır aralarında Kaşıkçı’nın akıbetine dair en kötü tahminlerin izleri bulunuyor ne yazık ki.   

Elbette, olayın yaşandığı ülke olarak Türkiye de takiptedir. Üstelik Türkiye için yaşananların iki yönü bulunuyor. Birincisi meselenin adli ve insani yönüdür. Kaşıkçı’nın başına ne geldi? Öldürüldü mü ve nasıl, kimler tarafından öldürüldü? Özel uçakla gelip alelacele dönen kişilerin bu olaydaki rolü nedir? Bu soruların cevabının mutlaka bulunması lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da baştan beri soğukkanlı bir şekilde hem olup bitenlere kayıtsız kalınamayacağını söylüyor, hem de Suudi tarafının yaptığı açıklamaların inandırıcı olmadığını ima eden demeçler veriyor. En son kaygıları haklı çıkaran şu sözleri söyledi: “Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda kamera sistemlerinin olmaması mümkün mü? Bizim ülkemizde cereyan etmiş bir hadiseyle ilgili olarak sessiz kalmamız mümkün değil. Tahminler üzerinden bir değerlendirme yapmayayım ama Kaşıkçı’nın akıbeti konusunda endişeliyiz.”

Türkiye için olayın çok önemli bir boyutu da Cemal Kaşıkçı iddia edildiği gibi öldürüldüyse bunun Türkiye’de yaşanmasına verilecek tepkinin nasıl olacağıdır. Böyle şeye nasıl teşebbüs edildiği ve bunun için Türkiye’nin nasıl seçilebildiği… Soruların hepsi birbirinden daha ağır ve muhtemel cevapları da son derece can sıkıcıdır.

  • Abone ol