En çok şikayet eden başbakan, 'emekli genelkurmay başkanına terörist suçlaması yapanları tarih affetmeyecektir' sözü onun. Kimi temizlik ve tasfiye davalarında yaşanan sıkıntıların doruğa çıktığına şüphe yok.

İki kategori adli süreç var…

İlk kategoride Ergenekon ve Balyoz gibi 'doğru' davalar bulunuyor.

Burada mesele bu davaların haklılığını bile gölgede bırakan, 'kimi grupların iktidar arayışları'ndan kaynaklanan sıkıntılı hukuki durumlar.

Uzun tutukluluk süreleri, tutuklu yargılamalar, anlamsız şekilde birleştirilen davalar, delil eksiklikleri ya da sorunları, Balyoz'da olduğu gibi kanaat üzerinden verilen keyfi hükümler, bu durumların bildik örnekleri…

Ortaya çıkan sonuç ise iki yönlü:

Hem kişilere yönelik hak gaspı, hem davalara yönelik meşruiyet kaybı…

Bir yanda, sadece isimleri başka askerler tarafından 'darbede işe yarar' olarak zikredildiği için kanıtsız 16 yıl hapis cezası alan subaylar örneğinde olduğu gibi vahim hak gaspları yaşanıyor.

Öte yanda, örneğin Çetin Doğan gibi darbeciliği ortada olan kimi subaylar mağduriyet üzerinden kahraman statüsüne doğru ilerliyor. Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz gibi isimlerin yattığı Silivri Cezaevi garip bir sembol olmaya doğru gidiyor.

İkinci kategeroride tümüyle 'eğri' Post Ergenekon davaları yer alıyor.

Post Ergenekon davaları, 'Ergenekon'un dışarıda kalan ve içeridekilere yardım eden ayağı' olarak tanımlandı polisler ve savcılar tarafından…

Özünde bu davalar Ergenekon ve türevi soruşturma ve kovuşturmaya yönelik itiraz ve eleştirileri kuşatıyor, inanılmaz hukuk gafları ve ihlalleri içeriyor. Olmayan suçlar, olmayan örgütler üretiliyor bu süreçlerde, buna basın ve sosyal medyadaki tetikçiler de katılıyor, işlenmemiş suçları, anlamsız cezaları şehvetle savunarak.

Şık, Şener, Avcı, Duruoğlu gibi isimler bu davalar çerçevesinde yargılanıyorlar.

Ve bu davaları kaba bir iktidar kavgası ve yetki suistimalinden başka hiç bir şey açıklamıyor.

Süren davalara müdahale etmek demokrasinin fikrine aykırı, bu açık.

Ancak bilmek gerekir ki, bu davalar, bu tür sorunlar demokrasiye çok ağır yaralar vermektedir.

Yapılan siyasi ve hukuki tashihler yetmedi.

Fazlasına ihtiyaç var.

Gemi su alıyor.

Not ve düzeltme:

Bu köşede, yayınlanan 14 Aralık 2012 'Hatırlamak çok mu zor ya da zihni serbest bırakmak' başlıklı yazıda, Toplumsal Tarih Dergisi'nin kapak konusuna değinmiştim. 1916 Büyük Ankara Yangını üzerine, Taylan Esin imzalı bir makaleden söz etmiş ve alıntılar yapmıştım. Alıntılarımla ilgili Esin'den haklı bir düzeltme mesajı aldım aynen yayınlıyorum:

'4.12.2012 tarihli yazınızdaki bir yanlış anlamayı düzeltmem gerektiğini düşündüm.

 (Yazınızda şöyle diyorsunuz):

'Esin, Ankara yangınıyla ilgili ilk belgeleri yayınlayan değerli tarihçi Ali Birinci'yi hatırlatıyor, 'Yangında Ermeni ve Rum mahalleri tümüyle yanmış, Müslüman mahalleri görece az zarar görmüştü..' diyor'.

Ali Birinci, kitabında böyle bir teze yer vermediği gibi, elindeki yangınla belgeleri, aslında o tarihte Ankaradan Katoliklerin tehcir edilmediğini ispat etmek için suistimal ediyor. Daha kötüsü, yangınla ilgili kullandığı ve Osmanlı Arşivine ait belgelerin fon kodları, kod standartlarına göre eksiktir. Yine de kitapta referans verilen kodlarla başvurduğumuzda, 'fonların yeniden düzenlendiği' gerekçesiyle aynı belgeleri maalesef vermediler. Yazı, doğrudan hedef almasa da, aslında Ali Birinci'nin belirsiz ve suistimale varan değerlendirmeleri dışında bir yangın yorumunun mümkün olabileceğini göstermeyi hedefliyordu.

 

  • Abone ol