Memnuniyetle gözlemlediğim bir fark var ki, çocuklar, bizim dönemimizde olduğundan çok daha fazla değer görüyor günümüzde. Bizim zamanımızda bile, çocuklar 'görünmez' birer insan adaylarıydı. Ne düşündüklerinin, ne istediklerinin pek bir önemi yoktu. Dayak sıradan bir terbiye biçimiydi ve her yerde bolca bulunurdu. Bugün bu tabloda önemli bir düzelme var. Sorunlar devam ediyor ve olması gerekenden hala uzakta olduğumuz söylenebilir. Ama toplumun çocuk bilinci ve saygısı düne nazaran değişmiş durumda. Daha da iyi olacaktır.

Son dönemde yaşadığımız çocuk cinayetlerinin gölgesinde bunları yazmak garip kaçabilir. Bu tür kriz anlarında soğukkanlılık kaybedilebiliyor ve ağır bir karamsarlığa, acilciliğe kapılabiliyor insanlar. Öte yandan, ülke bir inşa sürecinde ve egemenlik mücadelesi içinde yaşadığı için, her sorun ve hatta acının politik işlevselliği var. Trafik sıkışıklığının bile seçimler öncesinde nasıl değerlendirildiğini gördük. Nitekim Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın çocuk cinayetleri üzerine yaptığı geniş bir açıklamadan 'Çocuklar çığlık atsın' sözü cımbızlanarak buradan hükümete vurulmaya çalışıldı. Ekleyelim, evet, çocukların riskli bir durumda çığlık atmayı bilmesi ABD dahil çoğu Batılı ülkede verilen eğitimler arasındadır ve hayat kurtarmaktadır.

Sorun gerçekten ciddi ve siyaset üstü değerlendirmeyi en çok çocuklarımızın sıhhati için hak ediyor. Çocuklara karşı şiddet, kadınlara olduğu gibi dikkat çekici hale geldi. Elimizde anlamlı istatistikler yok. Olanlara da mesafeli yaklaşmak lazım. Çünkü Türkiye uzunca bir süredir, ama son 12 yıldır hızla kentleşiyor ve bunun olumlu olduğu kadar olumsuz semptomları da var. 'AK Parti geldi kadın çocuk ölümleri arttı' gibi bir ucuzluğa savrulmayacaksak, konu daha ciddi değerlendirmeyi gerektiriyor.

Öncellikle, kadın ve çocuklara yönelik şiddet olayları kentleşmeyle birlikte artık daha çok adliyeye intikal ediyor ve kayıt dışı olmaktan uzaklaşıyor. Medya bu konulara ne iyi ki artık daha duyarlı. Haber dilinde ve görsel kullanımında ciddi sorunlar olsa da, bu pozitif bir gelişme. Kadınlar, artık 'tecavüz' evliliklerine, ilişkilerine daha az mahkûm yaşıyorlar. Çünkü hem kanunlar daha incelikli hale geliyor, hem de kadınlar çalışma hayatına atılmalarıyla maddi bağımsızlık kazanıyor. Tüm bunlar, ataerkilliğe dayalı sosyolojimizin çatırdaması anlamına geliyor. Erkekler, kadınların özgürleşmeye başlamalarıyla ciddi bir kriz içindeler. Erkek egemenliğinin sarsılması, şiddet eğilimini arttırıyor. 'Ya benimsin ya kara toprağın' takıntısı derinleşiyor. Çünkü erkekler kadınların 'mülkiyet hakkını' kaybediyorlar. Bu konu da hatırda tutulmalı.

Çocuk cinayetlerini önlemek için devletin atacağı adımlar olduğu gibi, bu şiddeti doğuran toplumsal nedenlerin araştırılması ve ortadan kaldırılması sivil toplumun çabalarını da gerektiriyor. Palyatif veya akut önemlerin sorunu çözmeyeceğini görmek lazım.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Erken Tanı ve Uyarı Sistemi (ÇETUS) programı üzerinde çalışıyor. Bu programın hayata geçmesiyle, çocuklar mağdur olmadan anomaliler fark edilerek somut bilgiler üzerinden koruyucu ve önleyici önlemler alınabilecek. Kamuda zaten varolan online veriler bu programa aktarılacak ve bir veri tabanında biriktirilerek riskin önceden fark edilmesi sağlanacak.

Buna rağmen yaşanacak mağduriyetler karşısında cezanın caydırıcı olması için de bir yasa teklifi üzerinde çalışılıyor. Bunlar özetle şöyle…

Ceza oranlarının nisbi olarak arttırılması (idamın karşılığı olan ağırlaştırılmış müebbet), faillerin gerekirse tedavi edilmesi (kastrasyon söz konusu değil), mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tesbit işlemine son verilmesi ve 'bozulduğu' ön kabulü, faile mağdurun bulunduğu yere yaklaşamama, çocuklarla ilgili meslekleri icra edememe gibi hak yoksunlukları getirilmesi, evlenme yaşına ulaşmış kişilerin de zorla evlendirilmesinin suç haline gelmesi, veli, vasi, koruyucu ve akrabaların işlediği cinsel suçların, kamu görevinin veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıklardan faydalanarak ya da teşhir suretiyle işlenen suçların daha şiddetli cezalandırılması, tüm suçlarda infaz sürelerinin 1/3 yerine, 2/3 şeklinde arttırılması…

Bunlar yapılması muhtemel değişikliklerden bir kısmı. Nihai hale geldiğinde yorumlarımızı yeniden yaparız.

Her şeyi politik bir kavga malzemesi yaptığımız gibi, çocukları da aynı eğilime kurban etmeyelim. Konuyu siyaset üstü tutarak gündemden düşürmeyelim. Eğer müzakere toplumu olacaksak, herkes bu olgunlukla çalışmalı ve önerilerini, eleştirilerini çocuklarımızın, kadınların velhasıl tüm dezavantajlı kesimlerin rahatlatılması, güvenli bir ülkede yaşaması bilinciyle yapmalı.

Bu konuda her vatandaşa, her veliye ve medyaya da önemli görevler düşüyor. Medya bu haberleri panik yaratacak ve pornografik bir dille vermemeli. Devletin müdahalesine gerek kalmayacak şekilde, şiddeti özendiren, seksizm, homofobizm anlayışını dilimizden, haberlerden, özellikle dizilerden ayıklamalıyız. Belki medya ve dizi yapımcıları pedagoglardan yardım almalı. Gazete patronları en azından bu temel konuda, siyasi davranmama lüksüne sahipler.

En azından çocuklarımızı, şu sert egemenlik kavgasında tarafsız alanda tutalım.

 

  • Abone ol