Türkiyenin ABD’yle yarım asrı geçen “stratejik” ilişkileri adım adım koparken, Rusya ile ilişkiler derinleşerek gelişiyor. ABD, Türkiye’ye yeni yaptırımlar uygulamaya hazırlanırken, Türkiye ile Rusya arasında yeni bağlar kuruluyor, bölgesel konularda yeni ortaklıkların temeli atılıyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dün ajanslara düşen Türkiye ile ilgili açıklaması, Batı medyasında da “flaş haber” olarak yankılandı. Kremlin Sarayı’nda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı kabul eden Putin, “Türkiye ile ilişkilerimiz hem derinleşiyor, hem de yeni içeriklerle zengileşiyor. İşbirliğimiz bölgesel ve ekonomik konularda hızla artıyor” dedi.

Tabii, ağzı sütten fena halde yandığı için Ankara yoğurdu üfleyerek yemeye çalışıyor. ABD’yle yaşanan sorunların bir benzerinin ileride Rusya ile yaşanması olasılığından herkes endişe ediyor. Fakat biz ölçüp biçerken hayat yerinde durmuyor; Rusya ile ilişkiler, “hızla” ilerliyor. Moskova ile kurulan yakın diyalog, tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York Times için kaleme aldığı makalesinde ABD’yi uyardığı gibi “Washington tek taraflılığı ve saygısızlığı bırakmazsa yeni dost ve müttefikler arayışına gireceğiz” sözlerine karşılık geliyor.

FETÖ’yü kullanarak Türkiye’de darbe yapmaya kalkan ve başkentimizi bombalatan; PKK’yı kullanarak güney sınırlarımızda terör ordusu kurarak üzerimize saldırtan ABD’yle yol yürümenin Türkiye için her geçen gün daha da zorlaştığı ortada. Rusya ve başka aktörlerle yakın dostluk kurmak, ekonomik alanda ve bölgesel konularda çerçevesi belli işbirliğine yönelmek Türkiye için daha rasyonel bir seçenek olarak öne çıkıyor.

ABD’yle ilişkilerde Türkiye’nin yaşadığı hayal kırıklığının sebebi, Washington’ın Ankara’yı arkadan hançerlemeye kalmasından kaynaklanıyor. Bu kolay kolay unutulacak, gözardı edilecek bir hareket değil. Ayrıca ABD’nin bunu telafi edecek adımlar atmaya yanaşmadığı da ortada. Türkiye’yi rahatlatacak çok köklü adımlar atmadığı sürece ABD’yle ilişkilerde herhangi bir düzelme yaşanması mümkün değil. Mevcut gidişat -Erdoğan’ın ABD’yi uyardığı yazısında belirttiği gibi- Ankara’nın Moskova’yı “yeni dost ve müttefik” edinmesi biçiminde ilerliyor.

Ne var ki kamuoyuna Türk-Amerikan ilişkilerinin büyük krizler yaşasa dahi bunun son noktada tümden bir “kırılma” veya “kopuş”a varmayacağı yönünde yaygın bir analiz söz konusu. Büyük kırılmalar karşısında -devlet yönetiminde olmasa da- kamuoyunda genelde son ana kadar iyimser bir kanaat kendini gösterir. Son ana kadar temelsiz bir iyimserlik hakim olur düşüncelere. Oysa hayat düşünce ve duygulardan daha önde ilerliyor; biz “ABD’yle ilişkiler ne olacak, kopar mı” diye konuşurken bir bakmışız ki eski dostun yerini yenisi çoktan almıştır bile. Devletlerin birbirini oyalama lüksü pek yok, uluslararası ilişkilerde de doğa boşluk kabul etmiyor; ABD size sırt çevirdiğinde yerini başka bir dost muhakkak alıyor. Rusya ile ilişkiler de bu yönde, hızla ilerliyor. Görüldüğü gibi doğa asla boşluk kabul etmiyor!

  • Abone ol