Berlin’de Korsanlar, resmiyeti takmayan, kurulu düzeni makaraya alan halleriyle keyifli insanlar...


Berlin’de bir sabah vakti. Çok sevdiğim Fassanen sokağında, ağaçların altında tembel tembel yürüyorum.
Yağmur çiselemeye başladı. 
Literaturhaus Berlin çok tenha.
Arka tarafa geçiyorum.
Evet, benim masa boş.
Bahçeye bakan kocaman pencerenin kenarında, günün ilk kahvesini yudumlarken yine o ulu çınar ağacını seyrediyorum.
Yağmur çok güzel yağıyor.
Hem hüzün hem mutluluk...
Bazen böyle olur, bir yanda tuhaf bir burukluk, diğer yanda sevinçli kıpırtılar uyanır iç dünyamda...
Yazı da yazmam lazım.
Bizim devlet büyüklerinin son günlerde diline musallat olan savaşçı dil beni rahatsız ediyor.
Cumhurbaşkanı Gül’le Berlin’deyim. Türk-Alman ilişkilerini iyiye götürmek için güzel ve yararlı bir gezi...
Gazeteleri karıştırıyorum.
Bir yanda finans krizi var.
Yunanistan’la euro’nun kurtarılır olup olmadığı, Almanya’da AB’ye karşı kuşkuların gitgide büyümesi...
Öbür yanda da Korsanlar...   
Ben Korsanlar’ı düşünüyorum.
Alman siyaset sahnesine Berlin’de bomba gibi düştüler.  Neredeyse bütün gazetelerin birinci sayfalarını kapsayan fotoğraflarına bakıyorum.
Olağandışı tipler!
Siyasetçi, milletvekili olarak tabii. Lastik pabuçları, yırtık pırtık pantolonları, mavi iş tulumları, rengârenk fanila ve gömlekleri, pamuklu giysileri, dağınık halleri ve saç başlarıyla eğlenceli, hoş tipler...
Korsanlar Partisi’nin 13 milletvekili.
Berlin Eyalet Parlamentosu’nun merdivenlerinde medyaya poz vermişler.
Genel başkanı da, planı programı da olmayan bir parti. Zaten kendilerine parti de demiyorlar.
Beş yıl önce bir araya gelmişler.
İnternetin gücüyle yayılmışlar.
Protesto hareketi denebilir. 
Kurulu düzene karşılar.
Almanya’da Yeşiller de siyaset sahnesine böyle çıkmıştı diyenler var. Ama Yeşiller bugün Korsanlar’ın gözünde artık düzenle uyuşmuş muhafazakâr bir parti...
Korsanlar, Berlin’deki eyalet seçimlerinde oyların yüzde 8.9’unu alarak hiç beklenmedik bir sürpriz yaptı geçen pazar günü.
Sosyal Demokratlar’dan, Sol’dan ve Yeşiller’den oy kaparken, son yılların seçimlerinde sandıktan uzak kalan seçmeni de harekete geçirmiş Korsanlar...
Kampanya sırasındaki kilit sözcüklerine gelince:
Şeffaflık!
Devlet hayatında hiçbir gizlilikten yana değiller. Amerika’nın Irak Savaşı ve WikiLeaks, Korsanlar’ın devlete karşı kuşku ve hayal kırıklıklarını beslemiş...
Bu nedenle, örneğin ülkeler arası anlaşmaların daha müzakere aşamasından itibaren kamuoyuna açık olarak yapılmasını istiyorlar.
Seçim barajının yüzde 5’ten yüzde 3’e indirilmesi bir başka talepleri.
Göstericilerin polis tarafından filme çekilmesine kesin karşı çıkıyorlar.
Kimi yorumcular, Korsanlar’ı bir internet partisi olarak görüyor.
Sürpriz seçim başarısının internetin gücüyle gerçekleştiği ve Korsanlar’ın her şeylerini internete borçlu oldukları belirtiliyor.
Gelecek ne getirir bilinmiyor.
Korsanlar’ın saman alevi gibi sönebileceğini söyleyen de var, Yeşiller gibi yükselişe geçebileceğini öne sürenler de...
Bilemiyorum.
Ama ben Korsanlar’ı sevdim.
Keyifli insanlar.
En çok da düzenle dalga geçen tarafları hoşuma gitti.
Protesto tarzları, ‘ciddiyet’i makaraya alan adamsendecilikleri, ‘resmiyet’i ya da resmi olanı takmayan yanları doğrusu beni de cezbetti.
Daha çok 20’lerindeki, 30’larındaki genç insanları saflarına çeken bir siyasal  hareketin yükselişi gerçekten ilginç.
Düzen partileri anlaşılan gitgide renksizleşiyor. Sosyal Demokratlar, Sol ve Yeşiller’in eski pırıltısı artık yok galiba...
Ve kurulu düzene başkaldıran bir hareket, özellikle internetin gücü ve de kriz nedeniyle  kabaranişsizlik dalgasının  etkisiyle siyaset sahnesinde kendisine Berlin’de yer açıyor Korsanlar...
Değişim diye, yeni diye siyaset sahnesine çıkanlar ya da çıkma niyeti olanlar belki bazı açılardan Korsanlar’dan bir şeyler kapabilirler.
Yağmur durdu.
Yazı uzadı.
En iyisi, kısa kesip mükellef bir öğle yemeği ve güzel bir sohbet için Adnan’a doğru yola koyulmak...

  • Abone ol