Seçimler yaklaşırken herkesin kafasına aynı soru var: PKK terörü yeniden hortlar mı? Bu soru hem Kürt çevrelerinde hem de hükümet çevrelerinde en sık sorulan soru. Seçimin güveliğine ilişkin endişeli bekleyiş devam ediyor. Genel endişe özellikle Güneydoğu’ya yönelik. Özellikle Çukurca ve Uludere’de konuşlu birliklere yönelik PKK eylemleri olabilir. Murat Karayılan Fırat Haber Ajansı’na verdiği son mülakatta PKK adına eylemsizlik sürecinin devam ettiğini ancak PKK unsurlarını operasyon nedeniyle tutmakta zorlandıklarını da ifade ediyor.

Burada kritik soru şu: Karayılan ve PKK içindeki barış isteyen grup şahin kanadı ne kadar kontrol edebilir? Bu soruyla ilişkili medyada gözden kaçan bir ayrıntı geçen hafta Kastamonu kırsalında PKK unsurlarına karşı yapılan operasyondu. O operasyon kritik çünkü son dönemlerde özellikle güvenlik bürokrasisi içinde konuşulan bir tehlikeli senaryoya işaret ediyor.

Senaryo şu: PKK içinde özellikle bir kanat –ki bunların Türkiye’deki derin yapılarla ilişkisi olduğu iddia ediliyor- seçimler öncesinde Öcalan’a rağmen eylem yapabilir. Hatta bu eylemlerin Karadeniz Bölgesi’nde olabileceği ve amacının da Karadeniz’deki milliyetçi kesimleri harekete geçirmek olduğu ifade ediliyor. Bu noktada ikinci bir Reşadiye vakası yaşanabileceğini de belirtenler var. Bir başka yoruma göre PKK saldırısı eğer olursa Karadeniz’de polis birimlerine karşı olabilir. Çünkü diyor bu görüşü ileri sürenler, Öcalan ve Karayılan özellikle son demeçlerinde polisi hedef gösteriyor ve asker ve MİT ile anlaştıklarını ima ediyor. Zaten Samsun’un Ladik İlçesi’nde daha önce yapılan saldırı Emniyet’in kolektif hafızasında derin yara açmış durumda. Bu nedenle de Karadeniz Bölgesi’nde eylem beklentisi çok yüksek.

İşte bu nedenlerle geçen hafta Kastamonu’da yapılan operasyon kritik bir sürecin habercisi olabilir. Zira operasyonla bir sonuç elde edilemedi. Eğer yukarıdaki senaryo doğruysa ve sahiden PKK unsurları Karadeniz’de eylem yapmak için konuşlanmaya başladıysa durum ciddi demektir.


Bu noktada dikkat çekilmesi gereken başka operasyonlar da Hatay’ın Amanos Dağları ve Pazarcık kırsalında yapılan operasyonlar. Güvenlik çevreleri özellikle Karadeniz’e geçecek PKK unsurlarının Amanoslar, Pazarcık, Sivas, Tokat kırsalından geçen bir hattı kullandığını biliyor. Bu noktada yapılan operasyonların da yine seçimler öncesinde siyasi kargaşa çıkarmak için harekete geçen PKK’nın kontrol dışı gruplarına yönelik olabileceğini düşünüyorum.

Konuyu yakından takip etmeyen okuyucuyu bilgilendirmek bakımından bir ayrıntıya da yer vermek gerekiyor. Karadeniz’e geçecek PKK unsurları neden Batman, Mardin’deki unsurlar değil de Hatay-Sivas-Tokat hattı gibi görece daha riskli bölgeyi tercih ederek Karadeniz’e ulaşmak istiyor? Bu soruya iki şekilde yanıt verilebilir.

Bunlardan birincisi, PKK’nın 1990’lı yıllarda Karadeniz’e açılım stratejisi çerçevesinde bu bölgeyi geçiş güzergâhı olarak belirlemiş olması. Yani PKK’nın bu bölgenin coğrafik ve demografik yapısına ilişin bir “know how”ının olması bu bölgenin halen tercih nedeni olmasını sağlıyor.


Bana göre ikinci ve en önemli neden ise Suriye üzerinden gelip bu bölgeden geçen PKK unsurlarının bizzat PKK içinde kontrol edilemeyen unsurlar olması. PKK içindeki Suriyeli Kürler ile Türkiyeli Kürtlerden bazılarının Öcalan’ın barış projesine karşı çıktıları biliniyor. Özellikle geçen yıllarda Hakkâri’de sivillerin vurulması ile sonuçlanan eylemin de bu grup tarafından yapıldığı unutulmamalı.

Bu bağlamda Karadeniz Bölgesi’nde eylem yapacak grubun Karadeniz’e kolay geçiş sağlayabilecek coğrafyayı ve demografik yapının avantajlarını kullanabilecek, hatta Karadeniz’e yakın coğrafyada yaşayan PKK unsurları olma olasılığı hayli yüksek bir olasılık.


Peki, bu gruplar –eğer yaparlarsa- Karadeniz’de eylem yaparak neyi amaçlıyor? Bu eylemlerin iki temel amacı var. Bunlardan ilki PKK içi güç çekişmesi ve tasfiye girişimleri. Dünyada hemen her örgütte olduğu gibi PKK’da da barışa yaklaşıldığında gücünü ve statüsünü yitirecek bir grup bundan vazgeçmek istemiyor. Dolayısıyla Öcalan ve barış isteyen gruplara rağmen bir oldubitti ile savaşı yeniden başlatmak ve statükoyu kendileri avantajlı konuma gelene kadar ertelemek istiyor. Bu grubun önündeki en büyük engel Öcalan’a atfedilen olağanüstü değer. Öcalan özellikle tutuklandıktan sonra bir “vazgeçilmez lider” hatta “mit”e dönüştüğünden dolayı bu grupların Öcalan’a açıktan meydan okuması imkânsız görünüyor. Öte yandan Öcalan için kritik konu örgüte hâkimiyetinin sorgulanmaması. Öcalan devletle görüşmeleri sırasında kendi hâkimiyetinin sorgulanacağı bir eylemsellik görüşmeleri de sonlandırabilir. Bu kritik denklem içinde yapılacak bir eylem PKK içindeki kopuşu kaçınılmaz kılacaktır. Kopuş olursa ana gövdenin savaş yanında tercihini koyması gerekiyor. Bu nedenle taraflar alabildiğine kontrollü bir şekilde birbirine peşrev çekiyor.


İkinci konu ise kuşkusuz seçimler sürecinde iç karışıklık çıkarmak ve AKP ve demokratikleşme sürecini olumsuz etkilemek. Bu noktada Heroncu derin devletin PKK içindeki uzantılarının müdahalesi yukarıda anlattığım denklem içinde daha farklı bir anlam kazanıyor.


Buna karşı devlet ve PKK içinden barışı isteyen kesimlerse önlemlerini almaya çalışıyor. Bana göre PKK’nın son dönemdeki operasyonlarda kayıp vermesine rağmen ağır bir misillemeye girişmemesi bu dengeyle ilgili bir durum. Bu dengeyi derinden sarsacak muhtemel hareket şiddet yanlısı PKK unsurlarının Karadeniz’de yüksek maliyetli bir eyleme girişmesi. Buna karşı dikkatli olmak gerekiyor...


[email protected]

  • Abone ol