2010 referandumu sırasında hem 12 Eylül darbecilerine karşı yargı yolunun açılmasını mümkün kıla, hem de bireysel başvuru kurumunu getiren anayasa değişikliklerine karşı ölümüne verdikleri mücadeleyi hatırlamamak mümkün değil.

12 Eylül generallerinden hayatta kalanlar, darbe suçu nedeniyle müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.

Bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi, Balyoz Davası’nda, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin oybirliğiyle verdiği ve onadığı kararda adil yargılama hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği konulara ilişkin yeniden yargılama yapılacak.

Tarihi bir gün yaşadığımız tartışılmaz.

MHP kabul edilmemesi için ölesiye çalıştığı anayasa değişiklikleri sayesinde hapisteki milletvekiline kavuşuyor. Yine CHP avukatlığını üstlendiği Balyoz Davası’nda ortaya çıkan bu sonuç nedeniyle siyaseten rant devşirme imkanına kavuşuyor.

CHP ve MHP’nin ahlaken bugün pek konuşmaması gerekir dersek, herhalde çok haksızlık etmiş olmayız. Zira hem o gün için tezleri yanlıştı hem de bugün tezleri yanlış ve çelişik.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının tespit ettiği hukuksuzlukların kaynağının ne olduğunu herkes biliyor. Bunu tahliye edilenler de çok açık bir şekilde ifade ettiler. Fakat CHP ve MHP’nin tam da bu davalardaki hukuksuzlukların müsebbibi ve aktörü olan Paralel Yapı ile 17 Aralık süreciyle birlikte ittifak kurduğu çok aşikâr. Çatı adayı meselesine hiç değinmeyelim. Bunun cevabının MHP ve CHP tarafından verilmesi gerekir.

Bu husus, meselenin siyasi yönlerinden biri...

İşin hukuki boyutuna gelince, şu an söylenecek şeylerin sınırlı olduğunun altını çizmek gerekir. Zira her iki davada da kararların gerekçeleri henüz açıklanmış değil.

12 Eylül Davası’nda mahkumiyetin “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçuna dayandığı biliniyor. Bu oldukça tartışmalı. Zira 12 Eylül, teşebbüs edilen bir darbe değil. Aksine kurucu iktidara dönüşmüş, yani başarıya ulaşmış bir askeri darbe. Gayrimeşru ve anti demokratik, lakin yürürlüğe koyduğu anayasal düzen şu an tüm siyasal işleyişin hukuki dayanağını ve çerçevesini oluşturmakta. Bu durumda cari anayasal düzenin meşruiyeti tartışmalı hale geliyor. Siyaseten doğru, ancak hukuken sorunsuz değil.

Oysa 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçte ve sonrasında darbecilerin işlediği “insanlığa karşı suçlar”a dayalı bir mahkumiyet çok daha sağlam bir yasal temel oluşturmaktaydı.

Süreç sona ermedi...

Balyoz Davası’nda da ceza, “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs”ten verilmişti. Davanın esası dijital delillere dayandırılıyordu.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvurular nedeniyle verdiği kararın gerekçesinde, esas itibarıyla bu delillerin değerlendirilmediğine işaret ediyor. Bazı tanıkların dinlenmemiş olması ikincil önemde gözüküyor.

Gerçek şu ki, yeniden yargılama yapılacak. Bu yargılama Anayasa Mahkemesi’nin iki ihlal gerekçesiyle sınırlı olacak. Ancak delillerin değerlendirilmesindeki hata, Balyoz Davası’nın temelini oluşturmakta. Bu yüzden karar gerekçesi, Balyoz Davası’nın bütünüyle ortadan kaldırılmasını zorunlu kılabilir ve tüm sanıklar beraat edebilir.

Dava konuşulacak, ancak Hanefi Avcı hakkında da verilen “ihlal” kararıyla birlikte başka bir noktaya da dikkat çekmekte yarar var: O da, bu davayı bu şekilde karara bağlayan İstanbul Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti ile hiçbir tartışmaya girmeksizin kararı oybirliğiyle onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi üyeleri hakkında gerekli hukuki adımların atılmasıyla ilgili.

2010 ve sonrasında Yargıtay ve Danıştay’a yapılan atamaların tamamının hukuki olarak gözden geçirilmesi de gerekebilir.

Zira bu gelişmeler, paralel yapılanmanın adeta hukuki kanıtlarını sunmakta.

Yazmaya devam edeceğiz... 

  • Abone ol