3 Ocak 2013’de Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata’nın İmralı ziyareti, AK Parti’nin, Abdullah Öcalan ile 2005 sonundan itibaren MİT üzerinden kurduğu diyalog sürecinde, Kürt sorununun çözümü konusundaki en önemli adım oldu.

2005 sonunda AK Parti’nin Öcalan ile başlattığı süreç, sonuç olarak Kürt sorununu demokratik zeminde çözmeyi hedefleyen bir ilk adımdı. 3 Ocak 2013’e kadar olan dönemde kamuoyunda iniş-çıkışlar yaşansa da, kesintiler, çatışmalı dönemler olsa da; geri planda MİT-Öcalan arasında diyalog hep devam etti.

Sondan bir önceki çıkış

1 Ağustos 2009’da “Demokratik Açılım”la ivme kazanan Habur’la kesintiye uğrayan, Ramazan 2010’da başlayıp 14 Temmuz 2011’de Silvan Baskını ile son bulan çatışmasızlıkta dahil olmak üzere her adım, bir sonraki deneme için ders oldu.

3 Ocak 2013’te başlayan son süreç, bu açıdan arkasında epey ders bulunduruyordu. Son süreç, sorunu demokratik zeminde, üniter devlet içinde çözme yolunda sondan bir önceki çıkış denemesiydi belki de.

Çözüm sürecinin yol haritası

Öcalan ile AK Parti arasında yıllardır süren görüşmelerde belirlenen takvim esas olarak şuydu.

1.AK Parti demokratikleşme sürecini devam ettirdikçe PKK, Öcalan’ın 21 Mart 2013 Nevruz’unda yaptığı çağrıya uygun olarak PKK’nın Türkiye’deki unsurları yırt dışına çekilecekti.

2.Yurt dışına çıkan ve Kandil’de olanların Türkiye’ye dönebilmeleri için yasal düzenlemeler yapılacak ve PKK’nın dağdan inmesi sağlanacaktı.

Süreç ilk adımda durdu

İlk adım olan demokratikleşme içinde Yerel Yönetimler Özerklik Şartına konan çekincenin kaldırılmasından seçim barajının düşürülmesi ve ana dilde eğitime kadar pek çok alanda adım atılacaktı. Bu açıdan demokratikleşme sadece Kürt sorununu değil Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel şartı idi.

Öcalan’ın 21 Mart’taki çağrısına, PKK 25 Nisan’da olumlu cevap verdi ve Türkiye’deki PKK’lılar çekilmeye başladı.

Ancak Gezi sürecinde yaşananlar, başta çözüm süreci olmak üzere, AK Parti’nin başka bir ajandasının ortaya çıkmasını sağladı.

AK Parti’nin, Gezi’yi bastırırken kullandığı orantısız şiddet ve kullanılan siyasal dil, demokratikleşmenin çoktan bitmiş olduğunu gösterdi. Çünkü Gezi ile birlikte demokratikleşmenin artık mümkün olmadığı da açık biçimde ortaya çıktı.

Nitekim devam eden süreçte PKK, demokratikleşmenin durmasını gerekçe göstererek geri çekilmeyi durdurdu.

Samimiyet testi olarak 17 Aralık sonrası

Doğal olarak, ilk adım atılmayınca ikinci adım da atılmadı. Ne geri gelmek isteyenler için yasa, ne de nasıl döneceklerine ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadı. Temmuz 2014’de yapılan değişiklik, bu konuda hükümete yetki vermekten başka bir şey değildir.

AK Parti’nin Kürt sorununu demokratik çözüm ya da çözüm sürecini haklar ve özgürlükler temelinde çözme iradesinin olmadığının en açık göstergesi 17-25Aralık operasyonları sonrası oldu.

Bu tarihlerden sonra, ortaya çıkan iddiaları araştırmak yerine kapatmak isteyen AK Parti, kendi ve kendi tabanı dışında tüm Türkiye’nin karşı çıktığı yasal düzenlemeleri yapmakta bir beis görmedi.

Ancak bütün bu süreçte AK Parti, Kürt sorunun çözmek için yapılması gereken yasal düzenlemeler konusunda (ana dil, seçim barajı, bağımsız komisyon kurulması gibi) HDP/BDP ve CHP desteğine rağmen hiçbir adım atmadı.

AK Parti çözüme değil demokratik çözüme karşı

Yukarıda ifade ettiğim gibi, Gezi süreci, AK Parti’nin 2023 vizyonunu hayata geçirilmesini hızlandıran bir rol oynadı. Gezi bir anlamda hükümetin üstündeki perdeyi çekip almış, AK Parti’nin ajandası ortaya çıkmıştır.

AK Parti’nin 2023 Vizyonu, demokratik Türkiye değil açık bir İslami görünürlük ve lümpen bir Müslümanlığın kamusal alanda baskın olduğu bir Türkiye.

Bu Türkiye içinde, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi, Kürt vatandaşlara da biçilen rol seküler, laik Kürt değil muhafazakâr Kürtlük rolüdür. O yüzden bölgede ve Türkiye’de AK Partili Kürtler makbul iken Kürt siyasi hareketinde olanlar değildir.

AK Parti’nin 2023 vizyonunda çözüm süreci, sorununun demokratikleşme, hak, özgürlük ve anayasal eşitlik temelinde değil “ekonomik kalkınmaya” dayalı “din kardeşliği” söyleminin baskın olduğu yeni bir asimilasyon sürecini ifade etmektedir.

Değişmeden çözüm zor

Bugün 15 Ekim. Öcalan’ın süreç için verdiği kritik tarih. Dünden itibaren sayfa sayfa paylaşılan yeni yol haritasından bahsedilmektedir. Medyaya yansıyan yol haritasında yukardaki bakışını değiştiren bir adım yoktur. Ne dilinde (HDP, Kandil ve Kobani’ye) ne de izlediği siyasette bir değişim yoktur. Olması da zordur.

İktidarının devamını hem içeride hem de dışarıda “gerilim, çatışma, kutuplaşma” üzerine kurmuş olan AK Parti’nin bu siyasetten vazgeçmesi kolay olmasa gerek.

Türklerin büyük bir kısmı gibi Kürtlerin bir kısmının da ötekileştirildiği bir Türkiye’de Kürt sorununun da, Alevilerin sorunlarının da, azınlıkların sorunlarının da, cemaatlerin sorunlarının da çözülmesi zordur.

AK Parti için Öcalan

İkinci ve daha önemli olan unsur ise sürecin artık Erdoğan-Öcalan ikilisini aşmış olmasıdır. Ortadoğu’daki kaos sürdüğü sürece çözüm sürecinin demokratikleşme içinde sonuçlanması mümkün değildir. Çünkü bu süreçte PKK, bölgedeki önemli aktörlerden biri olmuştur. Bu koşullarda örgütün, silah bırakması hayalcilik olur.

AK Parti’nin bu süreçte, tek gücü tutuklu olan Öcalan’dır. AK Parti, Öcalan’ın toplumdaki ve Kandil üzerindeki gücünü her seferinde kendisi için test etmektedir. Her başarı görünürde Öcalan’ı güçlendirse de, bunun çözüme katkısı sınırlıdır.

Yol haritasına değil çözüm iradesine ihtiyaç var

15 Ekim öncesi itibariyle ortaya çıkan yeni yol haritası, 3 Ocak 2013 öncesinde var olandan farklı değildir.

Farklı olan hem Türkiye’nin hem de Ortadoğu’nun koşullarının 3 Ocak 2013’den daha ağır olduğudur.

Sadede gelirsek; AK Parti çözüm istiyor. Ama bunu demokratik haklar, eşitlik, anayasal vatandaşlık temelinde değil ataerki zihniyet içinde din kardeşliğini esas alan bir modelde gerçekleşmesini istiyor.

@murataksoy

  • Abone ol