AK Parti’nin ilk iki döneminde elde edilen demokratik kazanımlar; kendini, devlet gördüğü “ustalık” döneminde büyük ölçüde kaybedildi. Son güvenlik paketinde yer alan kimi önerilerle, topluma güvensizlik iyice pekişiyor.

 
Hükümetin izlediği politikaların merkezinde; yasama ve yargının devre dışı bırakılmak istendiği, de facto partili Cumhurbaşkanı sistemi var. Seçimlerde elde edilen meşruiyet, katılımcılık, çoğulculuk, müzakere, şeffaflık gibi demokratik ilke ve değerleri yok sayarak yeni bir ikinci bir “tek parti dönemi” olarak yansıdı.
 
Sivil siyaset korkusu
 
Toplumsal taleplerin kamusal alana çıkmasını engelleyen yani siyaseti siyasi partilerle sınırlayan, sivil toplumu yok sayan bu yaklaşım, siyasi partileri yani Meclis’i de etkisiz kılmak için her şeyi yapmaktadır. Bu demokrasinin alanının da daralmasıdır.
 
Sivil alanda STK’ların, sosyal hareketlerin ve sivil girişimlerin önünü kesen bu siyasal bakış, kaçınılmaz olarak siyaset için tek alan bırakmaktadır; sokak ve meydanlar.
 
Hükümet siyaset için tek alan olarak sokak ve meydanı bırakırken hedefi Gezi’deki gibi haklı ve barışçıl protestoları “şiddet” üzerinden manipüle ederek, bunları toplumun gözünde şiddetle eşitleyerek değersizleştirmektir.
 
Nitekim, son pakette “önleyici tedbir” olarak sunulan kimi düzenlemelerin amacı da budur.
 
Yeni siyasi alan: Barışçıl protestolar
 
Bunun için, sokakta ve meydanda haklı taleplerini dile getirenlerin her zamankinden daha dikkatli olması gerekmektedir.
 
Yani sadece haklı olmak değil aynı zamanda bunu etkili biçimde ifade etmek de önemlidir.
 
Sokak ve meydandaki eylemlerin hedefine ulaşmasında en etkili yöntemlerden biri kuşkusuz, “sivil itaatsizlik” eylemleridir.
 
Sivil itaatsizlik çünkü…
 
Gelecekte değer kazanacak olan sivil itaatsizlik kavramını 1848’de kullanan Henry David Thoreau bunu; “Yönetim siyasetinin ya da yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, fakat aynı zamanda siyasi olan, yasa dışı bir eylem.” olarak tanımlamıştır.
 
Yani sivil itaatsizlik, yasal bir kabul ve bu kabulü değiştirmeye yönelik şiddet içermeyen yasayı ihlal eden bir eylemdir. Toplumsal olarak meşru olanın yasal olmadığını söyler ve bunun için kamuoyu oluşturmayı ve farkındalık yaratmayı hedefler.
 
Sivil itaatsizliğin başarısı için…
 
Yani eylem;
 
yasaya aykırı,
şiddet içermeyen,
toplumsal duyarlılık yaratacak biçimde kamuya açık, sonuçları hesaplanabilir ve
Katılanların da;
 
bunun hukuki ve siyasal sonuçlarına katlanılmayı göze almasıdır.
Bu dört belirleyici unsura kısaca göz atalım.
 
1. Yasaya aykırılık
 
Sivil itaatsizlik, siyasal alanının daraldığı ve siyasi kanalların kapatılmasının sonucunda başvurulan bir eylemdir. Bu açıdan sivil itaatsizlik eylemi, yasal yollardan sonuç alınamaması durumunda başvurulan bir eylemdir. Bu haliyle yasadışıdır. Ancak yasa dışılığı, yasal olanı reddeden değil, meşru kabul edilenin yasal olmasını sağlama eylemidir.
 
Sivil itaatsizlik eylemi, sistemi toptan reddeden değil, sadece sorun olarak kabul edilene yönelik bir itirazdır. Sivil itaatsizlik eylemi, düzeltilmesi istenen doğrultuda, yasaklayıcı bir ya da birden fazla kurala karşı gelmek (ceza kurallarına karşı gelinmesi gibi) ya da, hukuken yapılması gereken bir kurala uymamak (harç ya da vergi ödemekten kaçınma gibi) şeklinde gerçekleşebilir.
 
2. Şiddet içermeme
 
Şiddet unsuru, sivil itaatsizliği diğer protesto biçimlerinden ayıran en temel özelliklerden birisidir. Sivil itaatsizlik şiddet içermez hatta şiddeti reddeder. Yani sivil itaatsizlik, nasıl yapılırsa yapılsın, barışçıldır. Eylemin yapısı gereği, doğabilecek olumsuz ortamda temel ölçüt, üçüncü kişilerin hak ve özgürlüklerinin çiğnenmemesidir.
 
Türkiye koşullarında sivil itaatsizliğin en zayıf noktası da burasıdır. Çünkü bu eylemleri manipüle ederek, itibarsızlaştırmak, değersizleştirmeye çalışacak bir yönetim ve onun ideolojik aygıtları bulunmaktadır.
 
3. Duyarlılık yaratma, kamuya açıklık, hesaplanabilirlik
 
Eyleminin bir başka unsuru da kamuya açık yani herkes tarafından bilinir olmasıdır. Var olduğu düşünülen haksızlığın giderilmesi için yapılan eylemin açıklığı önemlidir. Çünkü sivil itaatsizliğin temel amacı, sorunu ve talebi kamusal bir bilinirlik ve bunun sonucunda somut toplumsal destek sağlamaktır.
 
Buna bağlı olarak, hesaplanabilirlik kavramı, sivil itaatsizlik eylemi açısından önemli bir noktada durmaktadır. Eylem süresince, yaşanacakların, eylemin başından açıklanan süreçle uyumlu olması bütünlüğünü koruması için olmazsa olmazıdır.
 
4. Hukuki ve siyasal sonuçlara katlanma
 
Yazının başında vurguladığımız gibi, sivil itaatsizlik, siyasal bir eylemdir. Bunun sonucu da, itaatsizlik eylemiyle karşı çıkılan yasanın sonuçlarının baştan kabul edilmesidir. Çünkü eylem kamusal olduğu ölçüde katılanları kamusallaştırır ve siyasallaştırır.
 
AVM’ye değil sokağa
 
Elbette siyaset, siyasal alanda ve siyasal kurumlar üzerinden yapıldığında daha etkili sonuçlar yaratır. Ancak siyasal alanın ve özgürlük alanlarının adım adım daraldığı ortamda alternatif siyasal alanlar kaçınılmazdır. Sokak ve meydanlardaki protestolar da siyasetin bir yoludur. Hep de öyle olmuştur.
 
Hükümet, Türkiye’yi AVM’leştirerek sokakları ve meydanları boşaltmayı arzu etse de, demokrasi talebinde ortaklaşanların ve vicdan sahiplerinin tercihi kaçınılmaz olarak siyaset, siyasetin işlevsizleştirildiği noktada ise sokaktır.
 
Örneğin Alevilerin, zorunlu din derslerini protesto için Ankara’ya yaptıkları yürüyüş bunun bir örneğidir.
 
17 Aralık kararı ve CHP
 
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Aralık soruşturması ile takipsizlik kararı verdi. Bu karar kamuoyunda epeyce tartışıldı /tartışılıyor. Bu karar, beraat değildir ve bu haliyle de vicdanlarda mahkum kalacaktır.
 
CHP, bugün 81 ilde bu kararı adliyelere bırakacağı “Siyah Çelenk” eylemi ile bunu protesto edecek. Bu belki de bir svil itaatsizlik eyleminin ilk adımı olabilir.
 
Kimbilir…
 
@murataksoy

  • Abone ol