Bir önceki yazıda yaşadığım davayı ve karşı karşıya olduğum hukuki süreci paylaşmıştım. Bu yazıda son 43 günü kısaca yazacağım. Bazen tekrara düşersem de affedin olur mu?

Aldığım 1 yıl 13 aylık ceza (yani 755 gün), İstinaf Mahkemesi tarafından onanınca karar kesinleşmiş oldu.

Bu cezayı “terör suçu” bağlamında ele alıp en kötü ihtimalle yorumladığımızda infaz rejiminden dolayı ¼’nü “şartlı tahliye” hükümleri kapsamında indirdiğimizde (ki 188 gün ediyor) geriye 567 gün kalıyor. –İyi ihtimalde ise pek çok hukukçu bu cezanın, ¼’nün değil 1/3’nün (251 gün) indirilmesi gerektiğini iddia ediyor.-

Yine İnfaz Kanunu’na göre şartlı tahliyesine bir yıldan az kalanların önce açık cezaevine çıkma sonra da denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilebilecekleri hükme bağlanmıştır. Bu hükmün uygulanmaması ancak hukuki dayanağı güçlü olan gerekçelerle mümkündür.

Benim aldığım ceza İstinaf Mahkemesi'nde onaylandığında, tutuklu olduğum süre (14 ay=419 gün) göz önüne alındığında, otomatik olarak denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanma hakkına sahip olduğumu düşünüyordum.

Yani şartlı tahliye indiriminden sonra kalan 567 (755-188) günden bir yılı yani 365 günü düştüğümüzde geriye 202 (567-365) gün kalmaktadır. Yani tutukluluğumun 202. gününü takip eden günlerle birlikte denetimli serbestlik kapsamındayım.

NORMAL ŞARTLAR OLSAYDI

Nitekim, evime yapılan tebligat sonrasında teslim olduğum İnfaz Hâkimliği'nin ve tutuklanışımın 5. gününde ilgili Başsavcılığın hazırladığı “müddetname”de de bu durum açık olarak ortaya konuyor.

İşte teslim olmada önce avukatlarla yaptığımız istişare de bu “hukuki gerçeklere” dayanıyordu. Onların kısa sürede tahliye olursun yorumlarının, keza benim tutuklanmamın prosedürel olduğu yönündeki düşüncemin kaynağı da bu hukuki gerekçelerdi.

Ama yaşadığım durum tam da, “evdeki hesap çarşıya uymadı” atasözüne uygun düştü. 5-6 hadi bilemedin 10 gün sürmesi gereken bu prosedürlerin tamamlanması tam 43 gün sürdü.

Yaşadığım bu 43 güne bir ad vermem gerekse ne derim acaba?

NE AD VERMELİ OLANLARA?

Yakın zamanda yazdığım bir yazıda yaşanan süreci, “keyfiliğin kurumsallaşması” kavramıyla açıklamaya çalışmıştım. İşte bu kavramsallaştırmadan hareketle, yaşadığım bu sürece bir tür “kurumsal keyfilik” demem abartı mı buna siz karar verin.

Yaklaşık 7 ay “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklu kaldım ve yargılandım. Davanın ilk duruşmasında savcı “suç vasfının değişebileceği” ve “tutuklu kaldığım” süreyi gerekçe göstererek tahliyemi istedi. Mahkeme heyeti bu kararı onayladı. O günün akşamında cezaevinde tahliye olmadan dünya hukuk tarihine geçen gece yarısı soruşturmasıyla “anayasal düzeni değiştirmek” ve “hükümeti devirmek” suçlamasıyla bu kez “iki kez ağırlaştırılmış müebbet” istemiyle 7 ay daha tutuklu kaldım. Süreç içinde bu iki dava birleşti.

24 Ekim 2017 tarihli duruşmada savcı bir kez daha “suç vasfı değişebileceği” ve “tutuklu kaldığı süre” gerekçesi ile tahliyemi istedi, mahkeme heyetinin onayı ile bu kez o gece tahliye oldum. Davanın sonunda yargılandığım "terör örgütü üyeliği"nden de, iki kez ağırlaştırılmış müebbet suçlamasından da beraat ettim.

PARDON DEMEMEK İÇİN

14 aylık tutukluluğun karşılığında pardon dememek için olsa gerek, son dönemde siyasal olarak eleştirel olanlara karşı işletilen temel suç fiili olan TCK’nın 220/7 maddesi yani “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım” suçlamasıyla 1 yıl 13 ay ceza aldım.

Aldığım ceza 25 ay, tutuklu kaldığım süre 14 ay. Yukarıda ifade ettiğim gibi normal şartlarda tutuklanmadan doğrudan denetimli serbestlik kapsamında prosedürel işlemlerin gerçekleştirilmesi için İnfaz Savcılığı'na 22 Kasım 2018 günü teslim oldum ve tutuklandım.

Bir gece Metris Cezaevi'nde kaldıktan sonra 23 Kasım 2018’de 14 ay tutuklu kaldığım Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’ne teslim edildim. 3. kez kayıt işlemi ve 3. kez “dejavu” hâli.

Artık hükümlü olarak cezaevindeydim.

İlgili başsavcılıktan müddetname geldikten (27 Kasım 2018) sonraki günden başlayarak cezaevi yönetimine açık cezaevine çıkma ve/veya denetimli serbestlik kapsamında tahliye olmak için her gün düzenli olarak dilekçe verdim.

HATA AMA NASIL?

Cezaevi yönetimi, ceza aldığım fiil, ceza aldığım süre, tutuklu kaldığım süre, açık cezaevine çıkma hakkım olduğu halde hazırladığı “İdari ve Gözlem Kurulu raporu”nda suçumu, TCK 220/7 fiili değil, TCK 314/2 yani “terör örgütü üyeliği” kabul etmiş ve açık cezaevine çıkma talebimi, “terör örgütü ile ilişiğini kesip kesmediği konusunda yeterli kanaate ulaşılamadığı” gerekçesiyle reddetti.

Oysa ben, "terör örgütü üyeliği"nden ceza almamıştım. Üstelik raporda, “hükümlünün dosyası tetkik edildiğinde” gibi iddialı bir cümle de vardı. Belli ki, “iyi” tetkik edilememiş. Göz göre göre hata yapılmıştı. Ama bu var olan gerçeği değiştirmedi.

Bu rapor, Silivri’ye getirilişimin 15. günü, tutuklanışımın 16. günü olan 7 Aralık 2018 Cuma ve saat 16:30 gibi teslim edildi.

Raporu okudum ve hemen hatalı olduğunu gördüm. İnfaz koruma memurlarından isteklerimizi ilettiğimiz düğmeye basıp, gelen memura, “raporun hatalı olduğunu ve infaz biriminden birisiyle görüşmek istediğimi” söyledim. Ama günlerden cuma ve saat 16:40’tı. Ne yönetimden ne de sorumlu hiç kimse benim bu şifahi talebime cevap verdi. Araya cumartesi-pazar girdi. Bu, tutukluluğa artı 2 gün daha eklemekti.

CEVAPSIZ DİLEKÇELER

10 Aralık 2018 Pazartesi günü hem cezaevi yönetimi infaz birimine hem de cezaevi yönetiminin raporuna itiraz mercii olan Silivri İnfaz Hâkimliği’ne raporun sehven ya da bilinçli olarak yanlış hazırlandığını ifade eden birer itiraz dilekçesi verdim.

Cezaevi yönetimi, bu itiraz dilekçesine de hiçbir cevap vermedi. İnfaz Hâkimliği’ne yaptığım itiraz dilekçesinin ise 11 Aralık 2018 tarihinde gönderildiğini birkaç gün sonra dilekçenin bir kopyası bana verilince anladım.

Aradan günler geçti ne cezaevi yönetiminden ne de İnfaz Hâkimliği’nden herhangi bir cevap geldi.

KARAR VAR UYGULAMA YOK

Cezaevi yönetiminin yanlış hazırladığı raporda, “açık cezaevine geçme talebimin cezaevine getirilişimin 30. gününde yeniden değerlendirileceği” de karara bağlanmıştı. Silivri Cezavi’ne getirilişimin 30. günü 22 Aralık 2018 Cumartesi gününe denk geliyordu. Ama tutuklanışımın 30. günü 21 Aralık 2018 Cuma günü idi.

17 Aralık 2018 ile başlayan hafta, 30. günde yeni bir değerlendirme raporu hazırlanması için üç dilekçe (17.12., 19.12. ve 20.12.2018) daha verdim. Ama bu dilekçelere ne 21 Aralık 2018 Cuma ne de 24 Aralık 2018 Pazartesi cevap verildi. Cezaevi İdari ve Gözlem Kurulu, 30. günde değerlendirme yapma kararı aldığı halde bunu gerçekleştirmedi. Böylece tutukluluğun 33. gününü de geride bırakmış oldum.

NİHAYET MUCİZE GERÇEKLEŞİYOR

Ne olduysa ertesi gün oldu, yani 25 Aralık 2018 Salı günü. Öğleden sonra, başmemur yanıma gelip, “Beni 8-9 güne bırakacaklarını ama bunun için benim neredeyse 20 gün önce Adalet Bakanı dahil ilgili yerlere haksız tutukluluğun giderilmesi için yazdığım dilekçeleri geri almam gerektiği” şifahen ifade edildi ve bununla ilgili dilekçe istendi. Bir anlık şaşkınlıkla kabul ettim ve dilekçelerimi geriye çektiğime dair dilekçe yazıp verdim. Ve bu dilekçeyi, gün içinde dilekçe kabul edilmediği halde kabul ettiler.

Yani neredeyse 20 gün önce verdiğim dilekçe ve fakslar ilgili yerlere gönderilmemişti.

Bu dilekçeyi verdikten 30-35 dakika sonra 10.12.2018’de Silivri İnfaz Hâkimliği’ne verdiğim itiraz dilekçesinin cevabı geldi. İnfaz Hâkimliği raporun yanlışlığına ilişkin itirazımı haklı bulmuş ve aldığı kararla Cezaevi İdari ve Gözlem Kurulu raporunun kaldırılmasına hükmetmişti. Ancak bu kararın kesinleşmesi için tebliği tarihinden sonraki gün başlamak üzere 7 gün geçmesi gerekiyordu. 7. gün ise 1 Ocak 2019 yani tatil günü idi. Kararın kesinleşmesi 2 Ocak 2019 Çarşamba akşamı oldu yani tutukluluğumun 41. günü.

NEDEN 28 ARALIK DEĞİL?

Oysa cezaevi yönetimi, İnfaz Hâkimliği’nin kararının tebliğinden sonra hemen toplanıp (mesela 28 Aralık 2018 Cuma) hakkımda yeni ve olumlu bir karar alabilirdi. Bunu yapmadılar ve kararın kesinleşmesini beklediler. Oysa karar lehimde olduğu için buna lüzum var mıydı bilmiyorum.

Kararın kesinleşmesini takip eden 2. günde (4 Ocak 2019 Cuma) ise Cezaevi İdari ve Gözlem Kurulu, benim açık cezaevine sevkimi uygun bulmuş, gönderdikleri İnfaz Hâkimliği de bu kararı aynı gün onaylamıştı.

Tutukluluğun 43. günü saat 15:05’de Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi’nden önce Silivri Açık Cezaevi’ne saat 15:40 gibi giriş yaptım. 17:35’de ise Silivri Açık Cezaevi’nden denetimli serbestlik kapsamında çıkış işlemi gerçekleşti.

Kısaca son iki saatle gerçekleşen prosedürel süreç, aslında tutukluluğumun ilk günlerinde pekâlâ yapılabilecekken tam 43 gün sürdü.

Sizce bu kurumsal keyfilik değilse nedir?

Evet, yargılama süreçlerinde “pardon” demeyelim. Ama aynı hassasiyeti sadece yargılamada değil, “infaz” sürecinde de göstermek şart.

Çünkü, yargılamada pardonun dönüşü olamayacağı gibi infazda da bu pardonun dönüşü yok.

İşte 43 günün uzun hikâyesi bu.

  • Abone ol