Türkiye’nin ilk kez darbeyle tanıştığı 27 Mayıs 1960’ın üzerinden 54 yıl geçti.

Türkiye darbeler tarihinin en kanlısı olan 1980 darbesi sonrasında askerin dikte ettirdiği 1982 Anayasası üzerinden ise 32 yıl geçti. Günümüz 21’inci yüzyılında da muhtıralara tanık olan Türkiye, Soğuk Savaş döneminden kalma köhne anayasayı bile, günün koşullarına cevap verecek demokratik bir anayasa ile değiştirmeyi başaramadı. Demokrasiye geçiş sürecinde yaşamakta olduğumuz sancıların gerisinde, yakın tarihimizde meydana gelen darbelerin etkisi çok büyük.

    Durum böyleyken, iktidarın şimdilerde orduyla girdiği fiilî ittifak, demokrasilerin olmazsa olmazı olan orduların sivil denetime tabi kılınması yolundaki reform projesini çoktan tozlu raflara kaldırdı. TSK’nın, bizzat kaleme aldığı milli güvenlik siyaset belgelerinde, kalın ve büyük harflerle yazıldığı biçimiyle iç tehdit olarak gördüğü Fethullah Gülen ve cemaatine karşı hükümet ile başlattığı ittifakın etkileri görülür oldu.

    Azalmış dozda da olsa siyasette etkisi devam eden TSK’nın, girdiği ittifak karşılığı iktidardan kimi tavizler kopardığı gözleniyor. Bu yıl başlarında askerî kanunlarda yapılan değişikliklerle ordunun ekonomik imtiyazları, bırakın gerilemeyi güçlenmiş, silah alımlarında, Amerika ile yıllardır yaşanmakta olan sürtüşmeler giderilme yoluna girmiştir. 5-6 yıldır sonuçlandırılması sürüncemede olan Amerikan Sikorsky ile 3,5 milyar dolarlık genel maksat helikopteri yapımı anlaşmasının imzalanmış olması, yine yıllardır teslimatı, teknik sorunlar gerekçesiyle geciken Amerikan Boeing yapımı, 1,5 milyar bedelli, üzerindeki şaibelerden arındırılmayan erken uyarı AEW&C uçaklarının envantere girmeye başlamış olması, Washington ile silah tedarikinde yaşanmakta olan gerilimi azaltan, orduyu mutlu eden birkaç örnek.

      Türkiye’nin, parlamento dahil herhangi bir denetime tabi kılınmadan ve hız kesmeksizin silah tedarik ediyor olması ise ayrı bir sorun.

       Kimi tahminlere göre Türkiye, Cumhuriyet’in 100’üncü yılı olan 2023 yılına kadar silah alımları için 70 milyar dolar harcayacak. Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın, bu ay içinde yayımladığı 2013 faaliyet raporuna göre, bu kurumun uhdesinde devam eden 334 askerî projenin sadece sözleşmeye bağlanan 195’inin bedeli, yaklaşık 24 milyar dolar ya da 49,8 milyar lira. Dolayısıyla, silah tedarikinin maliyetinin 70 milyar doların çok üstüne çıkması beklenebilir.

    Bu silahların bir kısmının, yerli olarak üretilerek o çok ihmal edilen askerî teknoloji ediniminde ilerleme kaydedilmek istendiğini de not etmek lazım. Her halükârda, yerli olarak üretilerek sanayiyi güçlendirmesi beklense de kimi silahların, ekonomiye katma değerinin hiç olmayacağı göz önüne alındığında, yapımının israftan öteye gitmeyeceği kesin. Örneğin, 2023 yılında uçurulması planlanan ilk yerli savaş uçağı gibi ihracat imkânı olmayan bir jet uçağını, prestij amaçlı üretmek ne denli akılcı?

    Silah sistemleri tedarikinde önemli rol oynayan 18 askerî firmanın harcamalarının da denetlenmiyor olması, Türkiye’nin askerî harcama kamburunu büyütürken ekonomiye olumsuz yansımalarını tahmin etmek zor değil.

    27 Mayıs askerî darbesi üzerinden geçen 54 yılda ordusunun reforme edilmediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Gül’ün şu sözleri hem iktidara hem muhalefete ışık tutmalı;

    “Savunma reformu büyük bir ihtiyaç. Soğuk Savaş döneminden sonra müttefikler başta olmak üzere bütün dünya ülkeleri köklü savunma reformları yaptılar, ordularını yeniden yapılandırdılar. 1960’tan bu yana bunu yapmayan nadir ülkelerden biriyiz biz.”

    Eski yapılar yeni tehditleri caydırabilir mi? Kontrol edilemeyen güç, güç olabilir mi?

  • Abone ol