AKP’nin kuruluşunda çekirdek kadroda yer alan ve hatta Başbakan Erdoğan’ı partiye çağıran bir isim Abdullah Gül.

Erdoğan’ın, geçen pazar günü, ilk kez halkoyuyla yapılan seçimlerde cumhurbaşkanlığını kazanmış olması sonrasında bu görevi 28 Ağustos’ta kendisine devredecek olan Gül, önceki gün siyasete dönme yolunda ilk hamlesini yaptı. Daha doğrusu Gül, bu hamlesini, kendisine yönelik partisindeki tasfiye planı erkene alınınca öne aldı ve gazetecilere veda resepsiyonunda, “Cumhurbaşkanlığım bittikten sonra şüphesiz ki partime döneceğim. Benim için tabii ki, doğal olan şeydir. AK Parti’nin tohumlarını atanlardanım.” deyiverdi.

Tasfiye planı, AKP’nin Erdoğan başkanlığında yeni başbakan ve genel başkanı seçmek için kurultayını, Gül’ün, cumhurbaşkanlığı görev süresinin dolmasından bir gün önce yani 27 Ağustos’ta yapma kararı ile gün yüzüne çıktı. Böylece Gül’ün, parti başkanlığına aday olması engellenmiş oldu.

Malum, cumhurbaşkanı olmasıyla milletvekilliği düşmüş olan Gül’ün, vekilliğe yeniden seçilmek ve sonrasında destek alırsa eğer başbakan olması için 2015 seçimlerine katılması gerekiyor. Ama bu durum Erdoğan’dan sonra partinin genel başkanlığına getirilmesine engel değil iken bizzat Erdoğan, Köşk’ten AKP’yi yönetme ve Gül’ü saf dışı bırakma kararlılığının bir tezahürü olarak zaten çok önceden “AKP’de parti başkanı ve başbakan aynı kişi olacak.” demişti.

Gül, her ne kadar, iktidarın, 17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu durdurmak adına -ki durdurdu- Meclis’teki çoğunluğunu kullanarak çıkardığı tüm antidemokratik yasaları, veto etmeyerek iç ve dış çevrelerde hayal kırıklığı yaratmış olsa da ülkenin içinde bulunduğu istikrasızlığa bir nebze çare olabilir gözüyle bakılan bir isim.

En azından Gül, Rusya’daki Putin-Medvedev formülünü antidemokratik bulduğunu ilan etmiş dolayısıyla Köşk’e çıkmış Erdoğan’ın emanetçisi bir başbakan olmayacağını geçen aylarda kamuoyu ile paylaşmıştı.

Gül’e, 2015 seçimleri sonrası milletvekili seçilmesi halinde başbakan olması yolunda partisinden ne ölçüde destek verildiğini bilemiyoruz. Ancak bazı gazete haberlerine göre, Köşk kaynakları Gül’e atfen, partiye dönmesi için kendisine olağanüstü baskı olduğunu belirtiyorlar.

Aslına bakarsanız Gül, önceki gün yaptığı açıklamayla partisine yani siyasete döneceğini bildirmekle beraber bu yöndeki niyetlerinin güçlü ipuçlarını çok önceden veriyordu. 21 Haziran 2012 tarihinde o dönem çalıştığım gazetede, Gül’e çok yakın bir kaynağa atfen yazdığım yazının bir bölümünde şöyle demişim:

“Gül, başbakan olmak için siyasete dönecek ama kendi koşullarında bir dönüş yapacak. Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanı olarak altında güçlü bir başbakan istemiyor. Diğer yandan, başbakanlık koltuğuna oturacak bir Gül, yürütmenin işlerine Erdoğan da olsa karışılmasına asla izin verecek yapıda değil. Ama Erdoğan yürütmenin işlerine karışmak isteyecektir… Gül, 2014 ile 2015 arası bir yıl bekleyip, seçim çalışmalarına odaklanacak ve genel seçimlerde de kimi kaynakların tabiriyle, gümbür gümbür siyasete dönmeyi planlıyor. Gül, 2015 seçimleriyle, halk desteği sonucu kendisine ihtiyaç duyulduğu için siyasete dönüp, başbakanlık koltuğuna oturacağı bir strateji izliyor.”

Gül’ün, önceki gün partisine döneceğini açıklaması aslında bundan iki yılı aşkın bir zaman önce yukarıda alıntıladığım görüşlerinde bir sapma olmadığını ortaya koyuyor. Arada birtakım ayak oyunlarına maruz kalmış olsa da.

Ne var ki, Türk siyasetinde o günden bugüne yaşanan en önemli değişim, gün yüzüne çıkan 17 ve 25 Aralık soruşturmaları. Gül ya da başka bir isim, bu soruşturmaları engellemek isteyenlerin AKP’nin başbakanı olarak siyasette yürüme şansları pek yok gibi. Ta ki AKP, kuracağı yeni hükümet ile temiz bir siyaset sayfası açana dek ve açarsa eğer.

  • Abone ol