Adı ne olursa olsun, ülkemizin en temel ve mutlak çözülmesi gereken sorunu olan “terörün sonlandırılması ve toplumsal barışın sağlanması” projesi yine birilerini rahatsız ediyor.

Demokratik Açılım diyerek başlanan, barış ve çözüm süreci olarak kamuoyuna duyurulan, üzerinde en çok konuşulan gündem olmasına karşın muhalefetin bilgi sahibi olmadıklarını iddia ettiği “demokratik hak ve özgürlüklerin eşit yurttaşlık herkes için uygulanabileceği temelinde” kalıcı bir barışı hedefleyen çözüm sürecinde sona gelindi derken, liderlerin sert söylemleri endişe yarattı.

Değişik adlarla anılsa da bu çözüm sürecine ihtiyaç duyulmasının en temel nedeni Kürt halkına yönelik baskılar ve cumhuriyet dönemi boyunca buna direnen Kürt örgütleri ve ona destek veren demokratik güçlerin mücadelesi olmuştur.

 Yeni ve sivil bir anayasa yapılmasıyla taçlandırılması beklenen barış sürecinin sonunda tüm vesayet kurumlarından kurtulmak, darbeci zihniyetlerden arınmak, evrensel düzeyde hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınması mümkün olacaktır.

Yani demem o ki, her ne kadar bu sürecin başlatılmasının nedeni Kürt halkı olsa da, sonucundan tüm Türkiye halkı yararlanacaktır.

Yapılacak yeni ve çağdaş bir anayasa, yalnızca iktidar yanlısı olanların yararlanacağı bir anayasa olmayacağı gibi, AK Partinin sürekli iktidarda kalacağı varsayımına dayalı bir muhalefet anlayışı da doğru değildir.

Öte yandan “çözüm sürecine karşı değiliz ama sürece destek vermeyiz” türünden ne anlama geldiği belli olmayan bir muhalefet anlayışı da kabul edilemez.

AK Partinin iktidara geldiği günden bu yana gerek İmralı ve Kandil, gerekse HDP ile yapılan gizli-açık görüşmeler, daha öncesi asker tarafından gerçekleştirilen gizli görüşmeler; herkes tarafından biliniyor iken, son günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın “Kürt sorunu yoktur” şeklindeki açıklamaları ve özellikle de HDP kanadından gelen sert yanıtlar çözüm sürecini olumsuz etkileyebilir.

“Kürt kardeşlerimizin kimliklerinden, yaşam koşullarından, içinde bulundukları ekonomik ve sosyal konumlarından kaynaklı sorunları olabilir ama Kürt sorunu diye bir sorun yoktur.” Şeklinde açıklamayla tepkileri yumuşatmaya çalışsa da, yaklaşan seçimlere yönelik bu siyasal atraksiyon, sonuçta barış ortamına ve çözüm sürecine zarar verecektir.

Başkanlık sistemine ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ön almaya yönelik baskın ve buyurgan tavırları nedeniyle gerilen toplumda daha derin çatışmaların yaşanmaması için iktidar yöneticilerinin çok daha dikkatli bir dil kullanması gerekir.

 

Başkanlık sistemi, dünyadaki örnekleri esas alınarak akademik, hukuksal ve siyasal yönleriyle tartışılabilir. Teknik ve bilimsel düzlemde ön çalışmalarının yapılarak, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekirken, başkanlık sistemini doğrudan halka dayatmaya çalışmak, ileride oluşabilecek kimi ortak paylaşımların da önünü kesmiş olacaktır.

Çözüm sürecine esas olan soruna ister Kürt sorunu, ister demokratik açılım ya da toplumsal kardeşlik projesi deyin, sonucunda ülkede sosyal barışın tesisine hizmet eden bir süreç olmak durumundadır.

Çok hassas bir toplumsal yapının varlığını dikkate almadan kavram karışıklıklarıyla halkın barış umutlarını söndürmeye, yeniden bir kaos ortamının oluşmasına neden olacak söylemlerde bulunmaya; Cumhurbaşkanı da olsa, kimsenin hakkı yoktur.

İktidar bu konuda ikircimli tavırlar sergilese de, muhalefetin samimi biçimde bu sürece sahip çıkması siyaseten de, demokrasi ve özgürlükler açısından da zorunludur.

Ellerindeki bir dolu sosyal ve ekonomik projeleri AK Partiye kaptıran muhalefetin, yalnızca çözüm sürecine, toplumsal barış projesine sahip çıkması bile onları yeniden iktidar alternatifi yapabilir.

Seçimlere çok az bir zaman kala henüz dişe dokunur bir sosyal-ekonomik proje açıklayamayan muhalefetin elindeki en önemli koz, sahiplenebileceği ve halk nezdinde ilgi görecek tek proje, çözüm sürecidir.

Üstelik de son günlerde iktidar kanadında bu sürece ilişkin çelişkili söylem ve uygulamaların arttığı bir siyasal iklim, yeniden halka umut ve heyecan verebilmek için en uygun ortamdır.

Yeter ki barış, demokrasi ve özgürlükler konusunda samimi davrandığınızı, en azından böyle bir niyetinizin olduğunu gösterin.

AK Partinin uzun iktidar döneminden kaynaklı yıpranmışlığı ve son yıllarda Avrupa Birliği hedefinden sapma gösteren tavırları, halkın geleneksel değerlerine ve bireysel özgürlüklerine yönelik uygulamaları muhalefet için önemli bir fırsattır.

Ancak bu uygun ortamı, siyasal iklimi ve ayaklarına kadar gelen şansı değerlendirebilmek için muhalefet partisinin önce kendi içinde demokrasiyi uygulama niyet ve becerisini göstermesi, örgütlerine güvenmesi, en önemlisi de iktidar olabileceği umudunu ve coşkusunu kendi kitlesine yayabilmesi gerekir.

Ne yazık ki, henüz toplumda bu heyecanı, umudu topluma yansıtabilmiş bir muhalefet çalışması görebilmiş değiliz.

  • Abone ol