Sadece son bir hafta içinde olup biteni şöyle bir gözden geçirirsek, şiddetin iyice çarpıttığı yüzüne bakarsak Türkiye’nin, karnavaldan bahseden bir yazı vicdansız, vurdumduymaz gözükebilir. Bu yazıyı, tarih boyudur insanlığın içinde bulunduğu bir adalet mücadelesinde, baş eğmek ve kabullenmenin “kader” olmadığını anımsatmak için yazdım.

Özgecan AslanRoboski’de katledilen insanlar, Nuh Köklü… Aslan ve Köklü gibi, Roboski’nin kurbanlarının da bu hafta ortaya çıkan kanıtlarla, “şiddete verilen ehliyetle” yok edildikleri ayan beyan ortada… Eskiden “failler”, üniforma giyiyor veya üniformalılarca “görevlendiriliyordu”. Artık, derin devlet halka indi. Toplumun içinde, eskinin derin devlet refleksleri ile hareket etmeyi “meşru” görenlerin sayısı artıyor. Egemen siyasetin, şiddete verdiği ehliyetle, vahşetin toplumsallaştığına; vahşet toplumsallaştıkça da, “kaos”, “düzen” bahaneleriyle, devleti kıskacına alan egemen siyasetin, daha çok şiddet kullandığına ve bu şiddeti “meşrulaştırma” gayretine girdiğine tanık olacağız.

Bir şiddet girdabına kapılıyor Türkiye; “herkesin herkesle” savaşına… Kendini “tapınılan liderinin” yerine koyup, onun kendi ağzıyla meşru kıldığı, onayladığı şiddeti, başkalarını ezmek ve yok etmekte kullananların, “herkese” şiddetinin dönemi başladı.

Çıkış var mı?

Evet, düzeni değiştirmek; zorbalığa “hayır” demek mümkün. İnsanlığın tarihi de, bu mücadele ile dolu aslında…

Nuh Köklü ve karnaval maskeleri takmış, son derece masum protesto gerçekleştiren arkadaşlarına, “kartopu” oynuyorlar diye saldıran ve “nasılsa ceza almam ki” diye de cinayeti işlerken karşısındakilerle alay eden “canavara” birileri bu vahşetin iznini verdi.

Köklü ve arkadaşları, başka bir coğrafyada, aynı geceyi yaşıyor olsalardı, bu olay gerçekleşmeyecekti. Bu olayın, Türkiye’de gerçekleşmesinin bir sebebi var.

Birileri, bu cinayeti azmettirdi…

Sizce, bu “esnafın” taktığı maske, büründüğü “kostüm” kiminki?

*

Türkiye’den kilometrelerce uzaktayım…

Bamberg’de biraz sonra, Karnaval kutlamasının geçit töreni başlayacak. Havada bir heyecan, sokaklarda bir dalgalanma, “sıradan halk” kostümlere bürünmüş, maskeler, peruklar, abartılı şapkalar takılmış.

Burası, Almanya’nın Güneydoğusu’ndaki Bavyera eyaletinin sınırlarında kalan, Yukarı Frankonyabölgesinde bir şehir.

Kış sabahı inen sis ve geceden yerleri kaplayan kırağı, günün erken saatlerinde gizemli, buğulu bir ortam yaratıyor. Havada buz var ama aslında, 11. ayın, 11’inde, saat 11’de başlayan Karnaval’ın sonu, yani bitiş kutlamalarıyla beraber, bahar mevsimine doğru son etap başlamış, kışın en zor dönemi atlatılmış oluyor.

Batan güneş ve doğan ışığın çatışması, kışın karanlığı ve ölümü temsil eden sembollerin, baharı, güneşi ve yaşamı temsil edenlerle rekabeti, insanlık tarihinin her köşesine işli.

Karnaval kutlaması, tarih boyu “sıradan insanların” rüyaları, özlemleri, arzuları, korkuları üzerine kurulu bir “isyan” gibi. Kutlamaların gerçekleştiği zamanlar dışında çekilmek zorunda olunan “gerçekliğe” karşı, bir başkaldırı.

Bamberg’in mütevazı karnaval kutlamasına bakınca, sokakları dolduran, her yaştan her sınıftan insana; tüm karnaval kutlamalarının doğasında, başkaldırı ve düzenle alay olduğunu düşünüyorum. Roma İmparatorluğu’nun Aralık sonuna denk gelen Saturnalia kutlamalarında, köleler “efendilerinin” yerine geçerdi ve “efendiler” de kölelerine hizmet ederdi.

Karnaval kutlamalarında da, günlük hayatın biteviye döngüsünü kırmak ve bir günlüğüne olsun, “düzeni değiştirmek” ile ilgili bir isyankâr yön var.

Rus düşünür Mikhail Bakhtin’in karnavala yönelik yorumu da böyleydi; “gücü müzakere ettikleri” için “sosyal anlar”, karnaval gibiydiler. Gücün kullanım koşullarını, güce kimin sahip olduğunu kendi aramızdaki temaslarda sürekli yeniden kurguluyorduk. Hayatlarımızda, toplumlarda, dengelerin değiştiği “karnavalsı anlar” yaşanabiliyordu.

Günlük hayat, değişmez gözüken dengeler, toplum olarak beraber yarattığımız “hâller”. Değiştirmek de, gene bizlerin, insanların elinde…

[email protected]

  • Abone ol