Tilki ile kürkçü dükkânının ilişkisi misali yine savaş tamtamlarının çaldığı bir ortamda, yine geldik dayandık “milli gazetecilik” mevzuuna.


Gazeteciler.com
’dan aldık haberi...

Türkiye’den dört gazeteci Suriye Devlet Başkanı’ndan röportaj talebinden bulunmuş.

Hani şu kendi aramızda Esad diye bildiğimiz, gazetede yazarken Esed olan, mahalle kahvesinde haberleri izlerken hiddetlenip kafadan Esat’a bağladığımız şahsiyet var ya, işte ta kendisinden.

Neticede röportaj teklifine olumlu cevap gelmiş. Fakat tam bu esnada Türk uçağının düşürülmesi vakası gerçekleşmiş. Ve dört gazeteciden Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer hariç, Mehmet Ali BirandErtuğrul Özkök ve Amberin Zaman Şam’a gitmekten vazgeçmişler.

Sebep?

Efendim çünkü Başbakan Erdoğan’a yakın bir isim Doğan Grubu yöneticilerine “böyle bir dönemde Esed’e propaganda yapma imkânı tanımanın Türkiye’nin yararına olmayacağı” mesajını vermiş.

Herhalde Erdoğan’a yakın o isme hissikablelvuku olmamıştır. Yani durup dururken bu röportaj içine doğup, Doğan yöneticilerini arayıp mesajını sarkıtmamıştır.

Anlayacağınız, Esed röportajı için onay istenmiş Erdoğan’dan. Zaten gazeteciler.com bugünkü haberinde Erdoğan’a yakın o isimden söylediklerinin teyidini aldıklarını belirterek, iptal sebebinin“propoganda uyarısı” olduğunun bir kez daha altını çiziyor.


Amberin Zaman
’ın gazetesi Habertürk’ün ise onay için kimseyi aramasına gerek kalmamış. Gazetenin yayın yönetmeni Fatih Altaylı üstün empati yeteneğiyle, kendini Erdoğan’ın yerine koyup şöyle demiş: “‘İster git ister gitme ama ben böyle bir durumda Esed’le ilgili bir şeyi gazetemde kullanmam’ dedim. Kararı Amberin’e bıraktım”(enteresan bir “kararı sana bırakıyorum” yöntemi elbette). Böylece Utku Çakırözer dışında pazar günü Şam’a gidecek gazeteci kalmamış.

Şimdi bana öyle geliyor ki, bu vakada en son eleştirilecek kişi Başbakan Erdoğan’dır.

Her şeyi bilme konusunda en iddaalı olduğu böyle bir dönemde...

Henüz pilot montunu üstüne yeni geçirmişken...


“Türkiye için Ortadoğu’da on kaplan gücünde denir”
 kıvamında “Türkiye’nin dostluğu ne kadar değerliyse gazabı da o kadar şiddetlidir” misali veciz laflar döktürürken... Ne yapması bekleniyordu ki yani?

Meselenin bam teli kontrolsüz bir güç histerisi içinde olan Erdoğan’ın ne tavrı değil.

Girizgâhta yazdığım gibi tilki - kürkçü dükkânı misali her savaş ortamında “milli gazetecilik” denen o pespaye noktaya gelip dayanmamız. Bunun için “gönüllü” yazılmamız.

Nisyan ile malul hafızaları yakın tarihli bir misal ile biraz tedavi edelim.

Sene 2011, mevsim sonbahar.

Erdoğan medya patronları ve yöneticileri ile buluşuyor. Yine asker üniformaları içinde ölen gençlerin ve gerilla analarının ağladığı günlerden geçmekteyiz. Başbakan “halkın bilgilenme hakkı ve gazetecinin bu konudaki görevi ile PKK’ya propaganda olanağı tanımak arasındaki çizgiye dikkat edilmesini”tavsiye ediyor. Ama fazla tavsiye vermesine gerek kalmıyor çünkü orada bulunan kimi medya patronu ve yöneticileri kendilerini sansürleme arzusu hususunda resmen döktürüyor. Toplantıya Taraf adına katılan Yasemin Çongar’ın yazdıkları sayesinde öğreniyoruz bunları.


“Böyle saldırıları sonrasında nasıl bir yayıncılık yapmamızı talep ediyorsunuz”
 diyenler mi istersiniz,“Şu Karayılan röportajlarının yasaklanması gerekmez mi” diye kraldan çok kralcı olanlar mı, hepsinden mevcut.

Sen “nasıl yayıncılık yapalım” diye, “Esed’le röportaj yapalım mı” diye sormayı kendine reva görürsen, bir gün ucu gerçekten kendine dokunan bir vakada “basın özgürlüğü” diye feveran eder durursun, duyanın olmaz. “Tasmalı gazeteciler”“satılık kalemler” laflarını da böylece hep birlikte bir güzel yutmak zorunda kalırız.

Böyle bir dönemde Esed’e propaganda imkânı tanımak Türkiye’nin yararına değilmiş...

Sen aklıma mukayyet ol yarabbim!

Bir gazetecilik faaliyeti olarak röportaj yapmak kimseye propaganda imkânı tanımaz.

Ve tam aksine asıl böyle dönemlerde, yani sıcak çatışmanın kapıda olduğu zamanlarda önemli bir faaliyettir gazetecilik.

Yaşanan gerginlik hususunda toplumu doğru bilgilendirmek, bu noktaya nasıl gelindiğini ve krizin kan dökülmeden nasıl bitirilebileceğini insanların anlamasına yardımcı olmaktır gazetecinin görevi.

Ve elbette bunu yapabilmek için, propaganda ile bilgilendirme arasındaki hassas çizgiyi iyi çizmek.

Bu anlamda sözkonusu vakamızda Esed’in propagandasını yapmamak için göstermesi gereken özeni, kendi devletinin propagandasının aracı olmamaya da göstermesi gerekmez mi gazetecinin?

Her neyse ahkâm kese kese kendimden sıkıldım. Ben şöyle biraz uzanıyorum, mümkünse başında hiçbir sıfat olmadan “gazetecilik” yapılan günlere gelince uyandırıverin...


[email protected]

  • Abone ol