İyi ki futbol var diyen biriyim.

Çocukluğumda futbol oynarken iki kere kolumu, bir kere bacağımı kırmıştım.
Babadan ve damardan Galatasaraylıyım.
Kongre ve Divan Heyeti üyesiyim.
Galatasaray kürekte, 1960 yılında dört tek gençler Türkiye şampiyonluğum var.
Babam "Lise'li"ydi.
Bir seferinde babama kızıp "Ben de o zaman Fenerbahçeli olurum" diye sesimi yükseltmiştim.
Sevgili Ahmet Cemal de bana, "Ben de seni evlatlıktan reddederim" diye bağırmıştı.
Yaz tatillerinde Galatasaray genç futbol takımının antremanlarına katılırdım.
Hocamız Doğan Koloğlu beni orta sahada denerdi. Liseyi bitirip 1961'de Mülkiye'yi kazanınca, "Haso hadi git oku, iyi bir okula girdin, futbolu bırak" demişti rahmetli Doğan Abi...
Futbolcu olmak, Galatasaray'da oynamak benim için büyük bir hayaldi.
Gerçekleşmedi.
Futbolculuk içimde kaldı.
Ama sarı kırmızı renklere hep gönül verdim. İyi zamanlar, kötü zamanlar diye hiç ayırt etmedim, her zaman Cimbom'un yanında, içinde oldum.
Sevindim, üzüldüm.
Kahrolduğum zamanlar da yaşadım, bugünlerde olduğu gibi...
Sürekli hayal kırıklığı içindeyim.
Galatasaray'ımı uzun yıllardır hiç bu kadar kötü, ruhsuz görmedim.
Kaç kere oturup iki satır yazmak, eleştirmek geldi içimden.
Vazgeçtim.
Galatasaray'ın o parlak zamanları gözümün önüne geldi.
Cimbom'un Avrupa'da kupalar kaldırdığı, üst üste şampiyonluklar kazandığı, zirvelerde dolaştığı o dönemde yaşadığım heyecan fırtınaları bir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gitti.
O büyük zaferlerden sonra Fatih Hoca ve aslanları başlığını taşıyan yazılarımı hatırladım.
Bir süre daha frene bastım.
Eleştiri kervanına katılmadım.
Ama artık dayanamıyorum.
Hatta zıvanadan çıkmaya başladım.
Galatasaray'ın dökülen halleri içimi çok fena acıtıyor.
Aradan 19 yıl geçmiş.
2000 yılı.
Galatasaray'ın dört yıl üst üste lig şampiyonu olduğu, Avrupa'da önce Arsenal, sonra Real Madrid'i devirip UEFA ve Süper Kupa'ları müzesine götürdüğü olağanüstü bir dönem...
Havalarda uçtuğumuz o tarihlerde bir konuyu yazılarımda birkaç kez işlemiştim:

Başarıyı kalıcı kılmak...
Başarıyı kalıcı kılmak için bir
model kurmak...
Başarıyı sistemli hale getirmek                  
için bir altyapı oluşturmak...  

Bu yazılarımın çerçevesinde bir de başarı örneğine dikkati çekmiş, Barcelona'nın sıfırdan, silkinip planlı programlı bir biçimde zirveyi nasıl yakaladığını anlatan bir kaç yazı yazmıştım.
Ama bir yerde durdum.
Çizmeden yukarı çıkmak istemedim. Çünkü uzmanlık alanım futbol değil siyaset'ti.
Bununla birlikte, futbolsever bir Galatasaray'lı olarak ara sıra ses vermeyi de görev bildim.
Şimdi de böyle bir görevi -ya da sorumluluğun gereğini- yerine getiriyorum.
Sözü uzatmak gereksiz:
Galatasaray çok kötü, nokta!
Hiç bu kadar ruhsuz bir takım anımsamıyorum.
Seyretmek bile içimden gelmiyor.
Kerhen gidiyorum Ali Sami Yen'e, kerhen oturuyorum televizyon başına...
Yazımı kısa kesmek istiyorum.
Galatasaray sıfırdan başlamak zorunda.
Yeni bir ruh, yeni bir zihniyetle yola koyulmak zorunda.
Yeni bir model oluşturmak zorunda.
Kısa, orta ve uzun vadeli plan programlar yapmak zorunda.
Bunun için de Galatasaray'a yepyeni bir yönetim lazım.
Bunun için de Galatasaray'da devrim yapmak lazım.
Tekrar başa dönüyorum:
Olmuyor Fatih Hoca, olmuyor.
Ne yazık ki öyle.
Zorlamamak lazım.
Galatasaray'da 'yeni'yi yakalamak ve başarıyı yakalamak için sil baştan yapmak, bir başka deyişle devrim yapmak şart.

  • Abone ol