Yazar Orhan Pamuk Nobel almadan önce 30 bin Kürt öldü dedi ama o günden bugüne ne canlar öldü Türkiye'de.

Kaç asker, kaç gerilla, kaç hayvan, kaç ağaç, kaç börtü böcek daha öldü? 
Daha birkaç gün önce Foça'da askeri araca bombalı saldırıda gencecik 2 asker öldü, 11 asker de yaralandı.
Antep'de bombalı araç patladı 4'ü çocuk 9 sivil öldü, 66 sivil yaralandı.
8 ay önce 34 Kürt sivilin askeri uçakla bombanarak öldürüldüğü Uludere'de askeri minibüs devrildi, 9 asker, 1 korucu öldü, 9 asker yaralandı.
Kaç gerilla öldü? Yüzlerce.
Halk, çocukları ve doğa devamlı öldürülüyor. 
Canı olan ölüyor.
Halk ölümüne sessiz.
Egemen dil ölü ayrımı yapıyor. Şu kadar sivil öldü diyor. Sanki askerinki, gerillanınki, yaşlınınki can değil. 
Ayırıyor canları, çünkü egemen dil militarist ve o dilde savaşa yer var. Yani ölüm, öldürmek kanunları içinde ve mübah. 
Onlara göre askerin ölmesi 'normal'. Onlar, savaşta asker ölmeyecekse, niye savaş kararı alıyoruz, hamama giden terler, diyor. 
Sanki ölenin canını onlar verdi! 
Müthiş bir yabancılaşma. 
Egemen kültür böyle diyor, çünkü onlar halk çocuklarını ve doğayı mülkleri, kullandıkları eşya gibi görüyor. 
Oysa, hiç kimsenin can almaya hakkı yok! 
Ayrıca halkın ve doğanın savaştan hiçbir çıkarı yok. 
Pastayı paylaşanlar halkın çocuklarını 'kanun namına' savaş alanlarına yolluyor. 
Ölümü ölümüne süslüyorlar. Şehit, özel mezarlık diyorlar maaş, madalya vaadediyorlar.
İnançları kullanılıyorlar. 
Din uğruna ölüme şehit deniyorken, egemenlerin çıkarları uğruna ölüme şehit diyorlar.
Maksat ölüme gönderebilmek.
Doğa bile ölümüne doğal afetlerle tepki veriyor.
Halk egemen güçlere, züriyetime güvenerek kostaklanma diyemiyor. 
Ölmeyi kim bekletiyor bu insanlara canlı canlı.
Kimse ölmeye tepki vermiyor; sanki herkes ölü izleyicisi.
Sosyal, siyasal hafıza yok. 
Birileri beyinlere ilgisizlik mi yükledi? 
Bu ne müptezel bir kadercilik böyle! 
Ölüm mahallinde yaşamayanlar sürekli seyrediyor.
Duyu, duygu ve algılarda yaşamı korumak yok. 
Bu ölüm emirlerini kim, niçin veriyor merak etmiyor,oysa bilmek gerekiyor.
Sanki Kürdistan fokur fokur da habersiz kalınıyor.
Suriye taş taş üstünde; yıkılıyor; bu, günün yarısını Suriye'de, diğer yarısını mülteci kampında geçiren ordusundan kaçmış Suriyeli mültecilerden biliniyor.
Irak'ta taşların yerine oturması bekleniyor.
Basra Körfezi, büyük petrol yatağı, Acem ya da Arap adı altında küresel sermayenin Ortadoğu'daki büyük hazinesi için halk çocukları kırıma hazırlanıyor.
Tam tamlar, savaş çığlıkları atılıyor; Ortadoğu kaynıyor.
Halk ölümüne sessiz. 

[email protected]

  • Abone ol