EVET, dün dediğim gibi Aleviler ilk bakışta cellâdına âşık kurban manzarası sunuyor!

Çünkü başta Dersim katliamı, yakın tarihte çok ağır darbelerini yemiş ve Sünni kimlik dayatmasını yaşamış olmasına rağmen Ehl-i Beyt inancından çoğunluk hâlâ laikçi- zapturaptçı ideolojinin en temel direğini oluşturuyor.

Üstelik bu mazoşist sevda onları sırf yukarıdaki siyasetlerin ebedi “müşterisi” kılmak ve irili ufaklı bilumum “sol”a (!) fanatik militan yetiştirmek olgusuyla da sınırlamıyor.

Yine dün örneklerini verdiğim gibi, sözkonusu değişmezlik ve bağnazlık görünürdeki seküler söyleme rağmen aslında derin bilinçaltını belirleyen imani dürtüleri yansıtıyor.

Dolayısıyla da bütün bunlardan yola çıkarak Alevilerin anormal bir durum yansıttığını söylemek ilk bakışta hiç mi hiç yanlış bir tahlil olmuyor.

***      

OYSA biraz daha derin bakmaya çalışır ve kendimizi mümkün mertebe bir Alevi gibi düşünmeye zorlarsak yukarıdaki tablonun anormal sayılamayacağını kavramakta gecikmeyiz.

Buradaki birinci unsur da azınlık ruhiyatıdır!

Zira ister dinî, ister etnik olsun, çoğunluk tarafından öteki olarak algılanan herhangi bir azınlık hem korunma refleksiyle donanır, hem de metazori kendi içine kapanır.

Eh, tarihî hafızaya ek olarak “Kızılbaş ekmeği haramdır” sözünden tutun da “mum söndü” iftiralarına uzanın, Ehl-i Beyt kültüründen insanların kendilerini tedirgin hissetmesi ve korungan davranması için her şey dün olduğu gibi bugün de ciddi ölçüde mevcuttur.

Kimlik ele vermemek için bazı Alevi hanelerin sahurda ışık yaktığı hâlâ bir vakıadır.

***

İMDİİ, bu durumda korkuyu asgariye indirecek ve normalleşmeye zemin yaratacak temel yöntem ancak azınlık kimliğini çoğunluk nezdinde hukuken eşit kılmaktan geçebilir.

Gerçi doğru, toplumsal olaylar sonsuz çetrefil bir süreç izlediğinden, tıpkı Kürt sorunundaki gibi bunun illâ bir sihirli reçete olacağına dair peşin hüküm ve garanti verilemez.

Fakat gerçekleşmeden Alevi meselesinin çözülebileceği de hiç mi hiç iddia edilemez.

Ve madem talep ortadadır ve laik tarza rağmen de aslında imani unsur belirleyicidir, o hâlde sözkonusuhukukileşmeyi sağlayacak ilk adım da ibadethane tescili olmalıdır.

Çünkü metafizik olgu insanın fıtratında var! Semaviyi tatmin etmeden dünyeviyi ve maneviyi tatmin etmeden maddiyi tatmin etmek hemen hemen imkânsızdır!

Lâkin kabul, bu heterodoks mezhebi genel İslam bünyesinde algılamak gerektiğinden cemevleri klasik cami kategorisine pek girmiyor. Peki de bana ne? Kararı Aleviler verecek.

Her halükârda da çelişkiyi çözmek dogmatik değil pragmatik davranmayı gerektiriyor.

***

ÖTE yandan, Alevilerin ilk bakışta yine anormal gelen “celladına âşık kurban” konumunu da izafileştirmek zorundayız.

Yani burada çok rahatlıkla bir ehven-i şer tercihin devreye girdiğini söyleyebiliriz.

Çünkü gerek Alevi kolektif hafızası, gerekse kâh haklı, kâh vehim olarak ortaya çıkan ve Sivas katliamından üçüncü köprünün adına uzanan gelişmeler sözkonusu mezhep mensuplarını bilinçaltında, zaten her halükârda egemen olan iki Sünni kesim arasında mukayeseye itiyor.

Çoğunluğun vardığı sonuç da her şeye rağmen ve istediği kadar sillesini yemiş olsunlar, laik kimliğini ön plana çıkartan zapturapt ideoloji ve siyasetlerini, Sünni kimliğini esas alan ve dinî eksende rota tutturan ideoloji ve siyasetlere yeğlemek şeklinde oluşuyor.

Başka bir deyişle, Aleviler ikincilerden birincilerden çok daha fazla korkuyorlar, zira sonsuz insani bir refleksle hayat tarzına ilişkin özgürlüğü her şeyin zirvesine oturtuyorlar.

Ve yukarıdaki tercih Aleviler açısından normaldir, çünkü anormal olan şey Aleviliğin hâlâ meseleolarak kalmasıdır ki, hiç hoşlanmadığım o tercihleri dâhil sorumlulukları yoktur!


[email protected]

  • Abone ol