Ekmek dedin mi akan sular durur benim için… Pilavla, kadayıfla bile ekmek yerim. Lisede okurken kaldığımız bekâr odasının karşısında fırın vardı. Sabah ekmek kokusundan uyuyamaz, çıkan ilk ekmekleri alırdık. Tereyağı ve minciyle adam başı iki ekmek aldığımız olurdu. O nedenle Berkin’in ölümü bir değil iki kere koydu bana. Fırından ekmek almaya giden bir çocuğun ölümüne ne desek boş. Genç bir beden mezara girer, geriye yakınlarının gökyüzüne yükselen ağıdı kalır. Hiçbir teselli bu acıyı dindiremez. O nedenle böyle anlarda susmak gerek. Yakını ölen birine ne diyeceğimi pek bilemediğim için boşluğa bakar gibi susarım; şu anda olduğu gibi…

Bu ülke yaşlılar sefa sürsün, konforları eksik olmasın diye gençlerini mezara gönderen bir ülke. Artık gençler ölmüyor, diye sevinirken yine alındı üç gencin tabutu yaşlıların omuzlarına. Ağıtlar yakıldı, feryatlar gökyüzüne yükseldi. Ciğerleri kanayan, içi gidenler suskun oldu. Ölümlerden siyasi rant bekleyenler seslerini gür çıkardı. Hani çok bağırırsak cenaze evi bizi görür dercesine!

Berkin bizim mahallenin çocuğuydu. Sokak aralarında top koşturan, belki ilk aşkını içinde yaşayan. Steril mahallelerin ağır abileri sağlığından haberdar olmadıkları bu güzel yüzlü çocuğu bağrına bastı. Mesele Berkin için duyulan vicdan değildi zaten. Mesele ekonomiyi kimin ele geçireceği savaşıydı. Bu savaşta Berkinler ancak araç olurdu. Öyle de oldu zaten.“Sığınaklara yığınak yapılsın emri verildi” sahte gözyaşları arasından. İşte birer gün arayla üç genç fidan toprağa verildi. Berkin’in öldüğü gece Burakcan Karamanoğlu yaşamını yitirdi. Hiç karanlık değildi ölümü. Çağrılmıştı ölüm bir şekilde. Ekmek derdindeydi Burak. Bir lokantada kazandığı parayla ekmek parasını çıkarıyordu.

Tunceli’de ölen polis memurunun ekmek derdinde olmadığını kim söyleyebilir? Memleketinden uzakta polislik yapan Ahmet Küçüktağ kalbine yenik düşerken bir televizyon kanalında “Gaz maskesi düşmüştür, ondan öldü” denilebildi. Vicdanlar çoktan pazara düşmüştü; alan ise ihtiyaca göreydi artık.

Ekmek uğruna ölen üç gencin ortak bir özelliği vardı. Üçü de fakirdi ve yaşam mücadelesi içindelerdi. Zaten bu ülkede ekonomiyi, iktidarı elde tutmak için her daim bir savaş sürdürülürdü ki kapitalizmde en büyük kârlar savaş dönemlerinde elde edilirdi. Şu anda yaşanan savaşta fakirlere biçilen rol ise belliydi. Onlar ölecek, savaşın seyri omuzlara alınan genç bedenlerin tabutlarıyla şekillenecekti. O nedenle Berkinlere daha çok ağlandı. Burakcan ile polis Ahmet gölgede kaldı. Savaşta olurdu böyle vicdan hesapları. Berkin’e şiir yazılır, provokasyon kokan ne kadar “damar” laf varsa manşete çekilirdi. Halkı sevmeyen oligarşinin bu savaşta galip gelebilmesi için sokaktaki halka ihtiyacı vardı. Sandıktan umut yoktu zaten. O nedenle Berkinlerin ölümü mühimdi. Ağlanır(mış) gibi yapılmalı ve sürülmeli ne var ne yok cepheye. “Kaostan devrim çıkar” diyen devrimciler, devrimci hayaller kuradursun, bu kaosta olup biten tek şey var, o da oligarşinin iktidarı ele geçirmek için sürekli darbeye duyduğu ihtiyaçtır.

Ekmekle başladık makarnayla bitirelim o zaman. Bir Ceylan vardı Diyarbakır Lice’nin dağ köyünde yaşayan. Hayatında çektirdiği tek fotoğrafta muhtemelen “gözlerini aç” demişti fotoğrafçı, o da açmıştı aha kocaman… Annesinden makarna istedikten kısa bir süre sonra koyun otlatırken bir büyük  patlamayla parçalanmıştı küçük bedeni… Sonra ne mi oldu? O günün akşamı gazeteye bir telefon geldi. Anlattı köyün muhtarı bana 12 yaşındaki Ceylan’ın akıbetini. Annesi eteğinde taşımıştı minik bedenin parçalarını. Kimse ilgilenmemiş, savcı olay yerine bile gelmeye gerek görmemişti.  Bir bohçanın içinde getirilmişti Ceylan’ın minik bedeninin parçaları.

Günlerce yazdık Ceylan’ın hikâyesini. Bugün Berkin için ağıt döşeyenler, tam sayfa gözü yaşlı gazete çıkaranlar o günlerde lal oldu sustu. Vicdanları başka bir yere gitti. Zaten o günlerde oligarşinin paralel yapıyla ve bilumum organlarla ortak hareket ederek darbe yapmak gibi bir planı yoktu. Hem olsa da küçük bir Kürt köyünde yaşayan Ceylan için kimse kılını kıpırdatmazdı. Kısaca Ceylan’dan ekmek çıkmazdı, Berkin’den çıktığı gibi…

Bugün eğer 34 kişinin bombalarla parçalandığı ve ölenlerden 20’sinin Berkin yaşlarında çocuk olduğu Roboski ile ilgili “Katır daha değerlidir’’ diyebilen büyük (!) vicdan sahibi Yılmaz Özdilgillerin olduğu yerde “Ben yokum’’ demek için yazılmıştır bu yazı. Şu da kaydedilsin, ben vicdanımı siyasi görüşüme göre işime yarayan, yaramayan diye pazara çıkarmadım. Ceylan öldüğünde de devlet öldürdü dedim. Berkin öldürdüğünde de “Katil devlet” diyorum. Roboski’de bombalanan 34 insan için de aynı şeyi dediğim gibi….

Evet, ekmek hayat gibi önemli. Birileri sürekli pasta yiyebilsinler diye ekmek peşinde olanlar artık ölmesin. Daha da önemlisi Allah herkesi sıralı alsın yanına. Yaşlılar konfor içinde yaşayıp bencilce laflar edecek diye artık gençlerin cansız bedenleri taşınmasın omuzlarda…

http://serbestiyet.com/ekmek/

  • Abone ol