Öyle bir süreçten geçiyoruz ki safınızın net olması, yüreğinizin mangal olması, sözünüzün de maksadınızın da anlaşılır olması lazım.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki kimliğiniz, kişiliğiniz en ufak bir karanlık nokta taşımaması lazım.

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki her sözünüz, her adımınız gelecek yıllarda ve asırlarda nerede durduğunuza şahitlik etsin. Etsin ki gelecek nesiller sizi değerlendirirken zorluk çekmesin.

Çünkü tarihte kör noktalar, flu alanlar bize olup bitenler hakkında isabetli yorum yapmaya izin vermiyor. İlmiyle, irfanıyla, basiret ve ferasetiyle bilinen pek çok şahsiyetin düştüğü hatalara hataydı diyemiyoruz. Bu şahsiyetlerin yapıp ettiklerinin üzerindeki sis perdesi aralanmadığı için kim nerede durdu, ne yaptı soruları muallâkta kalmaya mahkûm. Mesela;

Abdülhamit Han'ın hal' edilişinde parmağı, imzası ya da sessizliği ile katkısı olanları düşündüğümde kahroluyorum. Çünkü Sultan Abdülhamit Han'ın hal' edilişinde sevdiğimiz öyle değerli şahsiyetler, kalemler, âlimler rol aldılar ki kendilerini, mücadelelerini bilmesek, haklarında tanımasak farklı şeyler söylerdik.

Aynı duruma düşmek istemeyen biri olarak söz ve kelimelerimizi “acaba”ya mahal vermeyecek şekilde seçerek sarfediyoruz. Yani her ne kadar 60'a merdiven dayayan hayatımız ortada ise de yine de hem orada hem buruda kalalımcı olmadığımız açık ve seçik bir şekilde bilinsin istiyoruz. Mesela;

Son günlerde artan, ama ilk günden itibaren başlayan, “FETÖ ile mücadele edilirken diğer dindarlar da mağdur ediliyor.” iddiası artık iyi niyet sınırlarını aşmış bulunuyor. İddia etmek, mağdur varsa -ki vardır- sesi olmak ile bu vesileyle yalan ve iftira atmak çok ama çok farklı şeylerdir. Mağduriyetler ve buna yol açan sebepleri aylar önce yazmıştım, lakin durum bildiğimizden de öte girift. Dolayısıyla mağdur eleştirileri hakkaniyet ölçülerini aşmamalı.

Öncelikle ne olduğuna bakalım:

Türkiye'de 50 yıldır dindar cemaat olarak bilinen, ancak 1960'lı yılların sonuna doğru uluslararası servisler tarafından kurdurulan, dili, söylemi, programı, ayrıca rotası, stratejisi, taktik ve kabiliyetleri bu istihbarat örgütleri tarafından belirlenen Fetullah Gülen yapılanması 15 Temmuz 2016 akşamı Türkiye'yi işgal ederek ülkemizi Suriyeleştirmek için kendisini var eden uluslararası güçlerin emir ve talimatıyla darbe teşebbüsünde bulundu. O akşam Cumhurbaşkanımız Sayın R. Tayyip Erdoğan'a suikast girişiminde bulunuldu, TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bombalandı, Özel Kuvvetler uçaklarla bombalandı, birkaç saat içinde uçakların bombaları altında, tankların paletleri altında, ağır silahların ateşi altında 250 vatandaşımız şehid düştü, 2 bin 200 vatandaşımız da gazi oldu.

Bu bir terör saldırısı değildi, şaka değildi, yalan değildi.

Bu birkaç psikopatın, caninin bir araya gelerek yaptıkları bir eylem değildi, filmin heyecanlı bölümü de değildi.

Ya neydi?

Bu, benim, senin, onun gibi insan görünen, hatta çoğu namaz kılan, lakin tabi oldukları/biat ettikleri/iman ettikleri Fetullah Gülen'in bir talimatıyla kendileriyle birlikte milyonlarca insanı öldürmeyi imanından daha değerli ve önemli gören ve bunu insanlığının en önemli görevi olarak kabul eden aklı, mantığı, iradesi, tercihi Fetullah Gülen'in iblisivari gözyaşlarının akıntısına kapılmış mahlûkların ağababalarına Türkiye'yi işgal etme imkânı tanımaya yönelik bir darbe girişimi idi.

Kimisi TSK içine sızarak, kimisi emniyette görev alarak, kimisi iş ve basın dünyasında yazar-gazeteci kılığına gir(dir)ilmiş bu elemanlar şimdi en hassas bir şekilde tespit ediliyor, adalete teslim ediliyor, millete reva gördüklerinin hesabı soruluyor ve ayrıca yeni bir kalkışmanın da önüne geçiliyor.

Hata var mı var, kasten mağduriyet yaşatılıyor mu mümkündür, lakin bunların hiçbiri FETÖ ile mücadelenin sürdürülmesine mani değil. Temenni ve beklentimiz bir tek mağdur var ise acilen mağduriyeti giderilmesi, ama izler öyle karışık, ilişkiler öyle karmaşık ki maalesef mağduriyetlerin tespit ve telafisi gecikebiliyor.

Dışarıda açıktan FETÖ, haram FETÖ, mahrem FETÖ, kripto FETÖ, henüz tanımlanmamış FETÖ… o kadar farklı kisvelerle FETÖ elemanı var ki akla ziyan. Vagonlar dolusu FETÖ elemanı, “Bizim imanımız tam olmadığı için gerçek mü'minler cezaevlerinde sevap kazanıyor, biz ise dışarıdayız.” diyecek kadar insanlıktan fırlamış ve cezaevine girmek için sağa-sola tehditler savuruyor.

Unutmayın, Fetullah Gülen 50 yıl çalışıp elde ettiği bu kadar elemanının insanlığını, imanını, malını, ailesini tarumar ettikten sonra kenara çekilecek biri değil.

Bu hasta adamın din, iman, insanlık, vatan sevgisi gibi ulvi değer ve duygularla istismar dışında işi olmamıştı, olmayacak da.

İnsanlığını 50 yıl önce Edirne'de sınırdışı eden bu hasta ve tutsak adam, kendisine iman etmiş ve hala dışarıda bulunan elemanları ile sonuç alamayacağını bile bile her an yeni saldırılara girişebilir.

Allah'ın bir tek kulu mağdur edilmesin, hele hele aşçısı, çaycısı hiç edilmesin, eyvallah, lakin bu milletin geleceğine kastedenlere gösterilecek merhametin ülkeyi hangi felaketlere sürükleyeceğini unutulmamalı.

  • Abone ol