Geçen gün İtalya'da yayın yapan bir radyoya açıklamalarda bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani, “Türkiye bizim değerlerimizle uyumlu değil” demiş.

Hak verdim!

Türkiye güllük gülistanlık bir ülke değil elbet, daha 14 ay önce FETÖ işgal girişiminde 250 insanı şehid düşmüş, 2200 insanı da bu işgal girişimine direndiği için yaralanmıştır Türkiye'nin. Bu ihaneti yaşayan ülkede arzu edilmeyen şeylerin yaşanması da kaçınılmazdır.

Lakin;

Tajani'nin sözünü ettiği “değerleri”ne gelince bir dakika durmamız lazım. Çünkü İtalya başta olmak üzere AB ülkeleri kendilerini insan haklarına saygılı, demokrat ülkeler olarak kabul ederler. Doğrudur, demokrasi ve insan hakları konusunda çok mesafe aldığını kabul ediyoruz AB'nin.

Ancak;

Aynı Batı/AB/Hristiyan Avrupa'nın kendine demokrat olduğu, milyarlarca “öteki”ye karşı insan hakları, demokrasi, hukuk ile alakası olmayan bir anlayışa, yaklaşıma, pratiğe sahip olduklarını da biliyoruz. Avrupa'nın en samimi olduğu ülkelerin krallıklar, emirlikler, kısacası diktatörlükler olduğu, bunlara bir tek gün demokrasi, hukuk ve insan haklarına dair bir itirazda bulunmamaları insanlık tarihine “Avrupa'nın ikiyüzlülüğü” olarak geçmiştir.

Bununla kalsa biz affetmesek de tarih affedebilirdi. Avrupa'nın hümanist, demokrat ülkeleri krallıklarla yönetilen İslam dünyasında demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne dair bir ses duyduğunda kulaklarını tıkamış, yetinmemiş krallarla bir olup despot yönetimlerin sürmesi için “değerlerini” çiğnemiştir.

Mısır'da halkın yarısından fazlasının oyuyla seçilen Muhammed Mursi'nin sadece 11 aylık cumhurbaşkanlığına darbe ile son veren ve bir gecede 3 bin 500 sivil, silahsız, masum insanı katleden SİSİ'ye destek çıkan Avrupa Mısır'da olan bitene isim bile koymadı. Bir tek Avrupalı çıkıp Sisi'nin askeri ve kanlı darbesine darbe demedi.

Tabi ki sizin yanardöner değerlerinizle uyumlu değiliz.

Sizin değerlerinizden olan demokrasi için ülkelerinde meşru mücadele veren hangi harekete gereken desteği verdiniz? Soruyu bir de şöyle soralım:

Demokrasi mücadelesi veren halkları destekleyeceğinize neden o halklara insanca yaşamayı çok gören diktatörleri desteklediniz?

Mesela;

İnsan hakları değerinizin kapsamına Filistinliler giriyor mu?

Peki, Suriyeliler? Ganalılar? Cezayir, Kenya, Mozambikliler?..

Yeraltı zenginlik kaynaklarını talan ettiğiniz devletlerin, milletlerin insan haklarını umursamamayı hangi değerinizle açıklayabilirsiniz?

AB haklı! AB'nin “değerleri” Mekkeli putperestlerin değerleri gibi “helvadan”dır. Karnı tok iken helvadan yaptıkları puta tapınan Mekke putperestleri, acıktıklarında o helvaları yemelerinde bir beis görmüyorlardı.

Artık Avrupalıları iyi tanıdık, hiçbir değere sahip olmadıklarını, değer olarak kabul ettikleri en büyük değerlerinin değersizlik olduğunu gördük. Bu yüzden Avrupa'ya, Batı'nın yapıp ettiklerine,  Hristiyan Dünyaya farklı bakıyoruz.

Nasıl mı?

Batı'nın bizimle mücadelesini yarıştan ibaret görmek, bunu devletler ya da medeniyetler arası “centilmenlik yarışı” olarak görmek ve bugünkü verili durumu, “Batı yarışı kazandı, artık yeni yarışlara bakalım” diye okumak varlığımızın tamamıyla kaybolmasına yol açabilir. Unutmamalıyız ki bu mücadele “öteki” olanın yok edilmesi, bu –şimdilik- mümkün değilse ötekinin yani İslam dünyasının etkisizleştirilmesi, peyderpey tarih sahnesinden ve bu coğrafyadan silinmesi mücadelesidir.

Bakınız,

Müslümanlar 8. Asrın başlarından 15. Asrın sonuna kadar, 782 yıl yönettikleri Endülüs'te seçkin bir medeniyet kurdu. Tarihin gurur duyduğu o dönem 8 asır sürdü. 782 yıl sonra Hristiyanlar Endülüs'ü geri aldıklarında Müslümanları ve Müslümanlığa ait ne varsa hepsini yok ettiler, öyle ki birkaç yıl içinde Endülüs'te Müslümanlıktan geriye hiçbir iz kalmadı.

Şimdi düşünelim,

İstanbul'un fethinin üzerinden 564 yıl geçti. Endülüs ise 782 yıl İslam diyarı olarak yaşadı.

Yani,

İstanbul'un İslam yurdu olması, hatta Osmanlı'nın kuruluşunun üzerinden geçen süre, Endülüs'te İslam'ın hâkim olduğu süreden daha kısa. Anlayacağınız Endülüs çökeceğini, yok olacağını hesaba katmadığı için bugün dramın, nostaljinin en acıklısıdır.

Eğer bu milletin imanıyla yoğrulmuş feraseti, basireti, cesareti olmasaydı aynı Haçlılar bizi de 15 Temmuz 2016'da Endülüs'ü yok ettikleri gibi çöküş ve yok oluş sürecine doğru sürükleyeceklerdi. Bu topraklarda yatanların kanları, duaları ve onların torunlarının imanı ile bütünleşen cesareti sayesinde bugünlere geldik.

Ancak;

Bundan sonra bu millete, bu devlete bir şey olmayacağının hiçbir garantisi yoktur. İnancımızla, duruşumuzla, vatanı sahiplenmemizle ancak bundan sonra “değerleri” ile uyumlu olmadığımız Avrupa'nın bizim hakkımızda planladıkları şeytani oyunlarını bozabiliriz.

  • Abone ol