Biliyorsunuz, yerel seçimlerin 27 Ekim 2013 tarihine alınmasına ilişkin anayasa değişikliği teklifi 367 oyun altında kaldı.

Değişiklik teklifini AK Parti ve MHP birlikte hazırlayarak sunmuştu. Ne var ki teklif referandum eşiği olan 367 oyu geçemedi, 360 kabul oyu aldı. 74 ret oyu kullanılan Anayasa değişikliği teklifi 330 oyu geçtiği için kanunlaşırken 367 oyu geçmediği için referanduma kaldı.

Şimdi Cumhurbaşkanı'nın önünde iki seçenek var. Ya yasayı bir daha görüşülmek üzere Meclis'e geri gönderecek ya da referanduma götürecek.

Sayın Gül'ün yasayı geri gönderebilmesi için yasal bir gerekçe belirtmesi gerek. Ne diyecek? "Sürpriz fireler herkes için istenmeyen sonuç doğurdu" mu diyecek? Açıkçası zor bir durum.

Referanduma gidilse bu durumda da Anayasa'ya göre seçimlerin yapılmasından bir yıl önce yapılan değişiklikler o seçimde uygulanmayacağı için, birkaç aylık bir süre alacak olan referandumda "27 Ekim 2013'e evet" sonucu çıksa da bir işe yaramayacak.

Şimdi bütün siyaset erbabı oturmuş, bir yandan "Sen fire verdin-ben fire verdim" kavgası yapıyor, bir yandan da kendi attıkları taşı kuyudan çıkarmaya çalışıyor. Bu arada, Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, "Yasama organı onanmaya ya da halk oylamasına giden projeyi 330 oyla geri alabilir" diyerek yeni bir çözüm öneriyor.

Ayıp bütün Meclis'in

Ortaya çıkan tablo iktidarıyla, muhalefetiyle bütün Meclis'in ayıbıdır.

Siyasetin anlamı sorun çözmektir; sorun üretmek değil... Oysa onlar kolayca çözülebilecek bir anlaşmazlığı bir kördüğüm haline getirmeyi başardılar!

Neydi üzerinde anlaşamadıkları şey? AK Parti 27 Ekim, CHP ise 3 Kasım'da yapılsın diyordu. Bir haftalık bir fark için şimdi milyonlarca insanı sandık başına götürmeye kalkışıyorlar.

CHP'nin gerekçesi seçmenlerin bu tarihi 29 Ekim ile birleştirerek sandık yerine tatile gidebilecek olmasıydı.

Elbette saçma sapan bir itiraz. Ama meseleniz sorun çözmek olursa, bazen zararsız saçmalıklarla da uzlaşabilirsiniz. AK Parti "Tamam sizin istediğiniz hafta olsun" dese kıyamet mi kopardı?

Türkiye'de referandum konusu yapılması anlamlı olabilecek onlarca mesele var bugün. Örneğin, milletvekili yaşının 18'e indirilmesini sorabilirsiniz; çok önemli sonuçlar yaratması beklenen 13 yeni büyükşehir belediyesi yaratma projesini sorabilirsiniz; anadilde eğitimi sorabilirsiniz.

Bütün bunları halka sormak akıllarının ucundan bile geçmezken birkaç haftalık bir takvim uyuşmazlığı için ülkeyi aylarca meşgul etmeyi, halkın yüz milyonlarca lira parasını çöpe atmayı göze alıyorlar.

Halkın bu manasız soruya vereceği cevap belli değil mi: "Sen benimle dalga mı geçiyorsun. Bir hafta önce olsa ne olur, bir hafta sonra olsa ne olur" demeyecek mi? Ve sonuçta bu anlamsız krizi yarattığı için bütün siyaset kurumu halkın gözünde itibar kaybetmeyecek mi?

Görev Gül'e düşüyor

Sanırım, gelinen noktada siyasetin kuyuya attığı bu taşı çıkarma işi Cumhurbaşkanı Gül'e düşüyor.

Bazı anayasa hukukçuları Cumhurbaşkanı'nın, prosedürde bir hata yapılmamış bile olsa, herhangi bir yasayı "kamu yararı" açısından yeniden görüşülmek üzere Meclis'e gönderebileceğini belirtiyorlar.

Eğer böyle bir yetkisi varsa, şu anda en doğrusu Gül'ün bu yetkisini kullanarak, partilere bu konuyu tekrar görüşüp aralarında anlaşmaları çağrısıyla yasayı Meclis'e göndermesi olur.
 

  • Abone ol