Dağların arasından kıvrılıp giden ince uzun bir yolda, katır sırtındaki ölü çocuklarının ardına düşmüş, karlar arasında ağır ağır ilerleyen o köylü kafilesinin tepeden çekilmiş fotoğrafını kimsenin unutabildiğini sanmıyorum.

Bundan bir yıl önceydi. 28 Aralık günü Irak'tan kaçak mazot ve çay getiren 34 kaçakçı kendi ülkelerinin savaş uçakları tarafından bombalandı, paramparça edildi.

Muhtemelen, ilk bombanın sesini duyduklarında yaşadıkları şaşkınlığı üzerlerinden atamadan öldüler. "Durun, bu bir yanlışlık" diye bağırmaya bile fırsat bulamadan...

Onlar ne olduğunu anlayamadan öldüler de, biz yaşayanlar, aradan geçen bir yıla rağmen anlayabildik mi ne olduğunu?

Ne gezer...
Bir yıldır hâlâ bekliyoruz. Normal olarak, hükümetin bir-iki günlük bir soruşturmayla ulaşabileceği bilgiler için tam bir yıldır bekliyoruz! Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı kaynakları soruşturmada ilerleme kaydedilememesinin sebebinin Genelkurmay Başkanlığı'na sorulan sorulara cevap alınamaması olduğunu söylüyor. Genelkurmay susuyor. Tıpkı eskisi gibi, sanki hiçbir şey değişmemiş gibi, sadece susuyor.

Pardon, hakkını yemeyelim. Suskunluğunu sadece bir konuda bozuyor Genelkurmay. Zaman zaman"aralarında teröristler de vardı, olay sonrası kaçtılar" diye geveleniyor. Sanki araya sızan teröristler olması işlenen suç için hafifletici sebep olacak...

Deyin ki, kaçakçı kafilesinin arasına teröristlerin sızdığı istihbaratını aldınız. "Kurunun yanında yaş da yansın" deyip hepsini birden bombalamak pek mi makul; pek mi meşruydu?

Spekülasyon

Gerçeğin gizlendiği yerde spekülasyondan başka çare kalmaz. Nitekim, bir yıldır ortalık spekülasyondan geçilmiyor.

Bu spekülasyonlardan biri de salı günü Yıldıray Oğur'un sütununda yer alıyor. Oğur'a göre, suskunluğun cevabı çok dikkat edilmeyen bir ayrıntıda gizli olabilir. Bombalamanın olduğu gecenin akşamında yılın son Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapılmıştı. O günkü toplantıda bulunan bir ismin anlattıklarına göre, o akşamki MGK'da hükümet masaya uzun süredir hazırlıklarını sürdürdüğü çözüm planını getirmişti. Ama Uludere olayı bütün planları altüst etti. Tıpkı 1993 yılının 24 Mayıs'ında yapılan MGK'da PKK'ya af planının konuşulmasından saatler sonra, Bingöl'de 33 silahsız erin öldürülmesi olayındaki gibi...

Ancak benim bu iddiayla ilgili olarak anlamadığım şu: Eğer bu söylenenler doğruysa ve birileri Uludere provokasyonuyla hükümetin çözüm planını berhava ettiyse, bu olayın aydınlanmasını en fazla isteyecek olanın hükümet olması gerekmez mi? O zaman hükümet neden soruşturmaya hız vermiyor; neden Genelkurmay'dan savcılığın sorularına bir an önce cevap verilmesini istemiyor?

Kitlesel protestoya hazır mısınız?

Bilindiği gibi BDP, felaketin birinci yıldönümü için eylem çağırılarına başladı bile. 28 Aralık'ta bütün partilileri ve halkı oraya, "Uludere katliamını protestoya" çağırıyor.

Eğer BDP o gün Uludere'ye on binleri yığarsa, hiç kimse BDP'ye ya da PKK'ya kızmaya kalkmasın; onları; bir felaketi istismar ediyorlar diye suçlamasın.

Bu tablonun sorumlusu bir yıldır bu olayı aydınlatmayanlardır. O 34 aileden babalarının ya da oğullarının neden ve nasıl öldüğünü gizleyenlerdir. Halkına karşı şeffaf olmayı bir türlü öğrenemeyen devlettir.

Mikrop ancak karanlıkta ürer. Hem ortalığı karartıp hem de mikroplar ürüyor diye şikayet edeni kimse ciddiye almaz
.

  • Abone ol