Torba yasa denen şeyin yasaklanması lazım. Kötünün yanında iyinin harcanmaması için; iyinin yanında kötünün gözden kaçmaması için; iktidarların "iyi"yi koçbaşı gibi kullanıp "kötü"yü yasalaştırmalarına fırsat vermemek için; vekillerin oy verirken iyiyle kötü arasında sıkışmaması için...


Bakın işte ne oldu: Herkes içkiyi tartışırken aynı torbada yer alan sigarayla ilgili yeni kısıtlamalar araya kaynadı, hiç tartışılamadan Meclis'ten geçti gitti.

Şimdi tek bir şansımız kaldı; o da Cumhurbaşkanı Gül...Ben de zaten bu yazıyı onu etkilemek için yazıyorum.

Ozonu biz mi deldik?

Torba yasada sigaraya getirilen yeni yasaklardan biri açık alanda sigara içmeye sınırlamalar koymak... Neden bu sınırlama? Yoksa hava kirliliğine biz tiryakiler mi sebep olduk? Ozonu biz mi deldik?
Bu o kadar anlamsız bir kısıtlama ki, böyle bir düzenlemeyi olsa olsa sigara içenlere gıcık olunmasına, onlara eziyet yapma isteğine bağlayabilirsiniz.

Zaten bugün dünyada böyle bir eğilim var. Artık konu, sigara içmeyenleri koruma sınırlarını aştı; sigara içenlere düşmanlığa dönüştü. Yasakçılık kimi ülkelerde insanların kendi dairelerinde sigara içmelerini bile engelleme noktasına geldi.

İkinci kısıtlama ise özel araçların sürücü koltuklarında sigara içilmesinin yasaklaması. Yasanın gerekçesini okumadım. Eğer sigara yakarken, küllüğe silkelerken ve içerken sürücünün konsantrasyonu bozulabilir ve bu durum kazalara neden olabilir deniyorsa, hiç inandırıcı değil. Zira sürücünün konsantrasyonu bozulacak diye dertlenenlerin sigaradan önce cep telefonlarını, CD çalarları, radyoları yasaklaması gerekirdi.

Ararsanız formül bulursunuz

Aslına bakarsanız, bazı kapalı alanlarda sigara yasağı konması da şart değildi; önüne geçilebilir bir kısıtlamaydı. Hem içenlerin özgürlüklerini kısıtlamayan hem de içmeyenleri sigara dumanından koruyan formüller geliştirilebilirdi.

Mesela ben olsam, lokanta, cafe, bar gibi kapalı alanlarda sigara içme iznini tıpkı içki gibi ruhsata bağlardım. Semtlere göre, ihtiyaca göre, dengeli bir biçimde bazı lokanta, bar ve kafelere sigara ruhsatı verir, sigara içilen mekanlara 18 yaşından küçüklerin girmesini yasaklardım. Böylece hem içmeyenleri korumuş hem de içenlerin özgürlüklerini kısıtlamamış olurdum. İçen ve içmeyenlerden oluşan bir grup birlikte yemek yiyecekse, birlikte olabilmek için içenlerin mi yoksa içmeyenlerin mi fedakarlık edeceği kendilerine kalırdı.

Ama tabii, böyle bir çözümü düşünebilmek için, özgürlükleri korumak diye bir perspektife sahip olmak gerekir. Eğer en miniğinden en büyüğüne, bütün özgürlükler sizin için önemliyse, herhangi bir konuda toplumun farklı kesimleri arasında bir çıkar çatışması ortaya çıktığında, hemen kelle hesabına başvurmak ve çoğunluğun isteğine göre "tek tip" bir çözüm geliştirmek yerine "bu meseleyi kimseyi mağdur etmeden nasıl çözerim" diye düşünürsünüz.

Her oylama, bir kesimi (azınlıkta kalanı) diğer kesime (çoğunluğu elde tutana) kurban etmektir. O yüzden de sorunları oy çoğunluğuyla çözmek, arzu edilen değil, çok mecbur kalmadıkça başvurulmaması gereken bir yöntemdir. Demokrasi, başkalarıyla bir arada yaşayabilmek uğruna verdiğimiz tavizler, uymayı kabul ettiğimiz sınırlamalar ve kısıtlamalar listesidir bir bakıma. Ortak yaşamı kabul ettiğimiz anda, ortak karar alma zorunluluğunu da kabul etmişiz demektir.

Ortak kararları sıfırlamak mümkün değildir (örneğin ülkeyi kim yönetecek kararını genel oy dışında bir yöntemle çözemezsiniz) ama azaltabilir, en aza indirmek için çaba harcayabiliriz.
Medeni ülke, insanların daha az ortak karar aldığı; yani daha az yönetildiği; bireysel karar alanının mümkün olduğu kadar geniş tutulduğu, yani insanların daha özgür olduğu ülkedir.

  • Abone ol