İlker Başbuğ, içeride kalan bütün silah arkadaşları çıkıncaya kadar "bu mücadelenin bitmeyeceğini" söylüyor.

Hangi mücadeleyi kastettiğini pek anlamadım doğrusu, keşke daha açık konuşsaydı. Ama gelinen noktaya bakınca önümüzdeki günlerde Ergenekon Davası'nda bir tahliye furyası yaşanacağı belli.

Tahliye edilmeleri önemli değil, önemli olan bu tahliyelere yüklenen anlam...

Anlaşılıyor ki, tahliye edilen diğer sanıklar da tıpkı Başbuğ gibi, bu kararı beraat kararı gibi yorumlayacak, esaretten dönen kahraman subaylar edasıyla, gövde gösterileri eşliğinde hapisten çıkacaklar.

Bu davaların baştan aşağı düzmece, baştan aşağı komplo; darbe teşebbüsü iddialarının hayal mahsulü olduğu bağırılacak meydanlarda ve bu bağırtılar, darbe davalarını Türkiye'nin darbecilik geleneğiyle hesaplaşmasının sembolü olarak gören on milyonların yüreklerini dağlayacak.

 Gerçekler yeterliydi

 Olayı, gerekçeli kararın gecikmesinin istem dışı bir şekilde ortaya çıkardığı bir durumdan ibaret görmek pek naif bir değerlendirme olur doğrusu. Ortaya çıkan manzara, taraflı bir yargının en haklı davaları bile nasıl haksız zemine sürüklediğinin ibretlik bir örneğidir.

Aslında her şey ortadaydı... AK Parti iktidara geldiği günden başlayan ve değişik adlar altında seri halde devam eden darbeci faaliyetleri, AK Parti'yi ve Gülen'i bitirme planlarını, Danıştay cinayeti provokasyonunun anlamını hepimiz biliyor, anılardan okuyor, işaretlerini görüyorduk. Hükümet deseniz, gün gün haber alıyordu Genelkurmay'da dönen dolapları... Yapılması gereken tek şey, herkesin bildiği bu sırların somutlaştırılması, delillendirilmesi ve sağlam bir iddianame şekline dökülerek mahkeme önüne getirilmesiydi. Gerçekler yeteri kadar çarpıcıydı. Ama şimdi daha iyi anlıyoruz ki, bu görevi yürütenler gerçeklerle yetinmemişler. Araya kendi hırslarını, kendi hesaplaşmalarını ve kendi gelecek planlarını katmışlar. Bizlerin her davada görülebilecek cinsten usul hataları ya da yanlışlıklar sandığımız şeyler, amaca varmak için her yolu mubah gören sözde yargı insanlarının kasıtlı tahrifatları, eklemeleri, çıkarmalarıymış...

 Telafi gayretlerinden de adalet çıkmaz

 Sonuçta, olan oldu... "Düşmanlarını tasfiye edip kendine alan açma" hedefi, adaleti sağlama görevinin önüne geçince ortaya bugünkü tablo çıktı. Davalar itibar kaybetti, yıprandı, alınan kararların üzerine şaibe düştü, sanıklar "kurban"a dönüştü.

Bu durumun bir şekilde telafi edilmesi gerekiyordu. Gerekçeli kararın gecikmesinin yarattığı hak ihlalinden hareketle tahliye yolunu açmak, telafi için bulunmuş yollardan biridir. Tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesi ise bu zor durumdan çıkmak için yetişen bir başka can simidi. İleride yeniden yargılama ya da başka yollar da gündeme gelebilir.

Bu davaların açılabilmesi siyasi iradenin yargının arkasında durması sayesinde olmuştu. Yargı bir çuval inciri berbat ettikten sonra, şimdi yapılan hataların telafisi de yine siyasi iktidarın desteğiyle oluyor.

Ama ben artık bu davalarda adaletin tecelli etmesini pek mümkün görmüyorum. Türkiye büyük bir fırsat kaçırdı. Yeniden yargılama bile olsa, bu defa da gerçeğe ulaşmaya çalışan bir yargı değil, ilk yargılamada yapılan haksızlıkların altında ezilen bir yargı göreceğiz karşımızda. Hukuk bir kez daha araçsallaşacak, bu defa da geçmişteki hataları telafi amacıyla davranacak.

Ne diyelim, bütün bu yaşadıklarımız hiç değilse tarafsız olmayan bir yargının ne vahim sonuçlara yol açabileceğini göstermişse, o da bir şeydir.

Peki, darbe davalarının başına gelen bu felaket, askeri vesayetin dirilmesi gibi bir sonuç verir mi, diyecek olursanız...

O konuyu da yarınki yazıda ele alalım...

  • Abone ol