İnsanoğlunun yaşadıklarından ders almak yerine kendisini felakete sürükleyen araçları kullanmakta ısrar etmesine yönelik çok çarpıcı bir örnek yaşanıyor son günlerde. Japonya’da Mart 2011’de meydana gelen deprem ve sonrasındaki tsunamiden etkilenen Fukushima nükleer santralinde yaşanan radyasyon sızıntısının yarattığı drama yaklaşık iki yıldır şahit oluyoruz. Uzmanlar, pek çok defa Fukushima’daki radrasyon sızıntısı ve kirliliğin Çernobil’de yaşananla eşdeğer olduğunu vurgulamıştı.

İki hafta önce Japon Çevre Bakanlığı yayımladığı bir raporda, 2011’deki kaza sonucu Fukushima bölgesindeki evlerin yüzde 80’inden fazlasının radyoaktif kirlenmeye maruz kaldığı ve bunun çok sınırlı bir kısmının temizlendiği gibi önemli bir bilgiye yer verdi. Tabii, felaketle ilgili esas çarpıcı rapor temmuz ayında kazayı soruşturmakla görevli komisyondan gelmişti. Komisyon raporunda,Fukushima’da yaşanan kazanın, hükümetle santralin işletmecisi olan TEPCO (Tokyo Electric Power) firması arasında varolan ihtilaflar sonucu gerçekleştiğini ortaya koymuş, krizi“insan eliyle yaratılmış bir felaket” olarak nitelendirmişti. TEPCO ise, kaza sonrası hazırladığı ilk raporda, sadece deprem ve tsunaminin beklentilerin ötesinde bir şiddette olduğundan ve bu tür felaketlerin boyutunun kestirilemeyeceğinden söz etmekle yetinmişti. Felaketin ardından ülkede toplumsal anlamda da nükleere karşı ciddi bir muhalefet oluştu. Ülke çapında “nükleer istemiyoruz” eylemleri yapıldı. Ülkedeki, toplam 50 reaktörden 48’i reaktör güvenlik kontrolleri nedeniyle kapatılmıştı. Tüm bu olup bitenlerin ardından Japonya’da, iktidar 2030 yılına kadar nükleer enerji üretimini azaltarak son vermeyi amaçladığı şeklinde açıklamalarda bulunmuştu. 

Ancak, Japonya’da aralık ayı içinde gerçekleştirilen seçimler, önemli bir siyasal değişimi de beraberinde getirdi. Japonya son altı yılda yedi kez seçime gitti ve sonunda parasal genişleme ve nükleer reaktörleri yeniden devreye sokma vaadi veren bir partiyi iktidara taşıdı. Liberal Demokrasi Partisi’nin iktidara geçmesiyle birlikte, ilk yapılan açıklamalardan birinükleere dönüş üzerine oldu. Partinin zaferinin ardından TEPCO’nun ve bazı elektrik üreticisi şirketlerin hisseleri ciddi oranda değer kazandı. Bir anlamda, ülkede nükleer için politik anlamda kısa vadeli engellerin ortadan kalkmış olmasının burada rol oynadığını söyleyebiliriz. 

Daha önce ortaya konan raporlar LDP lideri ve müstakbel Japonya başbakanı Şinzo Abe’yi tatmin etmemiş olacak ki, Fukushima’da neyin yanlış gittiğinin tekrar ele alınması gerektiği yönünde bir açıklama yaptı. Abe, yapılacak araştırmanın ardından durumu netleştireceklerini ve reaktörlerin tekrar açılmasının gündeme geleceğini söyledi. Liberal Demokrasi Partisi’nin, seçim öncesi yayınladığı parti programında santrallerin güvenlik onayı almasının ardından yeniden açılacağı ifadeleri yer almıştı. Abe’nin açıklamalarının ülkedeki antinükleer hareketi yeniden canlandıracağını tahmin etmek zor değil. Ancak, Abe’nin açıklamaları şimdilik halkın sesine kulak verecek kadar duyarlı bir politikacı izlenimi vermiyor.

Bu arada, yine geçtiğimiz günlerde, ilginç bir gelişme daha oldu. Japonya’da 2005’te inşa edilen nükleer santralin altındaki fay hattının aktif olduğu ortaya çıktı. Japonya Nükleer Denetim Kurumu’nun görevlendirdiği kurul tarafından yapılan açıklamada, nükleer santralin altında sismik hareketlenme işaretleri görüldüğü kaydedildi. Diğer birkaç nükleer santralle ilgili de, olası aktif fay hattı bulma araştırmalarına devam edildiği belirtildi. Japonya’da aktif fay hatlarının üstüne nükleer tesis yapılması kanunen yasak, ortaya çıkan bu durumun ardından nükleer tesisle ilgili nasıl bir karar alınacağı bundan sonrası için önemli bir gösterge olabilir. 

Bu arada, Mersin Akkuyu’da yapılmak istenen santralin yakınından da fay hattının geçtiğini, santrali inşa edecek olan şirketin ısrarla buradaki fay hattının aktif olmadığını söylediğini de hatırlamakta fayda var. Bu açıdan, Japonya’daki bu gelişme Türkiye için örnek teşkil edebilir. Yine ısrarla Akkuyu’ya yapılacak santralin teknolojisinin üçüncü nesil olduğu belirtiliyor ki, üçüncü nesil olması, demek ki fay hattına yakın olmasından daha önemli... İklim değişikliği ve karbon emisyonlarının artışıyla giderek şiddetlenen doğal afetlerden, depremlerden muaf bir nükleer santral henüz inşa edilmiş değil, aklınızda olsun...


[email protected]

  • Abone ol