Türkiye'deki kağıt sektörünün çok büyük oranda dışa bağımlı olması sebebiyle dolar ve eurodaki hızlı yükseliş hem kağıt üreticilerini hem de kağıdı ana hammadde olarak kullanan sektörleri önemli ölçüde etkiledi.

Ulusal ve yerel çapta yayın yapan gazeteler kağıt bulunamadığı için birkaç gün basılamadı, günlük periyodunu haftalığa çıkarmak zorunda kalan yerel gazeteler oldu, bazı dergiler yayınlarını sonlandırdı. Yayınevleri sıkıntıya girdi, kitap fiyatları arttı.

İşin bu boyutu ülkedeki basılı medya ve yayıncılık açısından son derece vahim, ancak Türkiye kağıt meselesindeki tartışmayı tuvalet kağıdına gelen zam ekseninde tartışmayı daha uygun buldu.

Tabii hemen devreye kağıt sektörü girdi, sektörün önde gelen temsilcilerinden bir tanesi verdiği röportajda 'endüstriyel plantasyon ve ağaç tarımı' alanları için "devletin orman ve Hazine arazilerinin şahıslara ve tüzel kişilere 49, 69, 99 yıllığına kiralanabilmesi ve bunun için de Anayasa'nın ormanlar ve orman köylüsü ile ilgili 169 ve 170'inci maddelerinin değişmesi gerektiği" önerisini ortaya attı.

Ormanların bu yolla özel sektöre devredilmesinin dillendirilerek kulaklara kar suyu kaçırılması ormanlar açısından vahim gelişmelere sebep olabilir.

Peki neden böyle oldu da başta kağıt olmak üzere bazı sektörler gözünü ormanlara dikti? Türkiye'nin toprakları endüstriyel ormancılığa uygun mu? Devlete ait ormanların kiralanmasının sakıncaları nedir? 

Önce filmi biraz daha geriye sarmak lazım.

Kağıt ve ahşap esaslı levha sektörleri başta olmak üzere odun hammaddesi kullanan sektörler son 10 yılda hızlı büyüdü. Bu sektörler odun hammaddesinin bir kısmını hammadde ya da mamul ürün şeklinde ithal ediyor. Bu yılın ikinci yarısında döviz kurlarındaki artışla birlikte girdi maliyetleri artınca, odun hammaddesi talebinin karşılanabilmesi için Orman Genel Müdürlüğü'nün endüstriyel ağaçlandırma yapması gündeme getirildi. 

Yazının bundan sonraki bölümlerindeki veri ve tespitleri İstanbul - Cerrahpaşa Üniversitesi Orman Fakültesi'nden Prof. Dr. Doğayan Tolunay'ın "Odun Hammaddesi Talebinin Karşılanmasında Çare Endüstriyel Ağaçlandırmalar mı?" başlıklı çok yeni yayınlanmış çalışmasından alarak devam ediyorum. 

2017 itibariyle kağıt sektörünün üretimi 2,9 milyon ton. Kağıt ithalatı ise 2,5 milyon ton. Türkiye'de üretilen ve ithal edilen toplam kağıt miktarı 2017 itibariyle 5,4 milyon ton civarında. Ancak kağıt üretiminde kullanılan hamurun da önemli bir bölümü ithal.

Neden? Anlatalım.

Türkiye'de kağıt hamuru üretiminde önemli bir paya sahip olan SEKA 1998'de özelleştirme kapsamına alındı, 2000'lerin başlarında da SEKA'ya bağlı fabrikalar satıldı. 

Özelleştirmeler sırasında kağıt fabrikalarında selüloz üretiminin devam edeceği belirtilse de, şimdilerde bu tesislerin sadece birinde selüloz üretimi var. 

1980'lerde 477 bin ton olan selüloz üretimi, 2005'te sona eren özelleştirme ile birlikte 123 bin ton seviyelerine geriledi. 300 bin ton civarında olan selüloz ithalatı hızla artmaya başladı, 2017'ye gelindiğinde de 1,2 milyon tonu aştı. 

Kağıt üretmek için ihtiyaç duyulan selüloz geri dönüşümle kazanılan kağıtlardan da sağlanıyor. Türkiye'de geri dönüşümle toplanan kağıt miktarı 1,5 milyon ton civarında. Buradaki önemli nokta, üretim ve ithalatla elde edilen yıllık toplam 5,4 milyon ton kağıttan ihraç edilen 0,8 milyon ton düşüldüğünde iç tüketime sunulan 4,6 milyon kağıdın ancak yüzde 33'ünün geri dönüşümle kazanabildiği...

İthalattaki gelinen bu tablo sonucunda ahşap levha ve kağıt sektörleri, odun hammaddesinin karşılanabilmesi için 1,5 milyon hektar endüstriyel ağaçlandırmaya gerek olduğunu belirtiyor. 

Daha önce bu konuda çalışmalar yapılmış. Endüstriyel Ağaçlandırma Çalışmaları Eylem Planı kapsamında Türkiye'de endüstriyel ağaçlandırmaya uygun nitelikte sadece 165 bin hektarlık bir orman alanı olduğu belirlenmiş. 

Prof. Tolunay'ın bu noktadaki tespiti şöyle: 22,3 milyon hektarlık orman alanı içinde endüstriyel ağaçlandırmaya uygun 165 bin hektar az görünebilir. Ancak orman alanlarının yapısı ve hızlı gelişen türlerin ekolojik istekleri değerlendirildiğinde bu değer oldukça gerçekçidir. Endüstriyel ağaçlandırmada kullanılabilecek türlerin yetiştirilebilmesi için makineli çalışma gerekli, bu nedenle arazilerin makineli çalışmaya uygun olması zorunlu. Yüzde 30 eğimden daha az eğime sahip alanlar makineli çalışmaya uygun. Yükselti de sınırlayıcı diğer bir özellik. Yükseltiyle birlikte yağışlar artsa da sıcaklıklar azalıyor, don riski artıyor, vejetasyon süresi kısalıyor. Bu nedenle yükseltinin 1000 metreden az olması şart. Yıllık toplam yağışın 500 mm'den az olmadığı tercihen 750-1000 mm olduğu, don, rüzgar ve fırtına zararlarının görülmediği, kar yağışının az olduğu alanlar endüstriyel ağaçlandırmalar için uygundur.

Tabii 165 bin hektarda yapılacak endüstriyel ağaçlandırmadan elde edilecek yıllık 1,65 milyon metreküp odun da yukarıda bahsedilen sektörlerin talebini karşılamıyor. Kağıt ve ahşap esaslı levha sektörlerinin odun taleplerinin karşılanabilmesi için 1,5 milyon hektar alanda endüstriyel ağaçlandırma yapılması gerekli. Ancak bu boyutta bir endüstriyel ağaçlandırma için ormanların ekolojik yapısı uygun değil.

Odun hammaddesi talebinin karşılanması için doğal ormanların kesilerek endüstriyel ağaçlandırma yapılması gündeme getiriliyor. 

Tolunay'ın çalışmasındaki tespitlerle devam edelim: Ormanların özel şirketlere devredilmesini isteyenler hiçbir emek sarf etmeden ve para harcamadan ormanlardaki odun servetinin peşinde koşuyor. Ormanların özelleştirilmesi taraftarları ormanların korunması için gerekli yangınların önlenmesi, böcek ve mantarlarla mücadele gibi konulara hiç değinmeden önemli bir gider kalemi olan koruma faaliyetlerini yine devletten bekliyor. Oysa ormanlar sadece odun hammaddesi üretilen alanlar olmayıp insanlara ve diğer tüm canlılara ekosistem hizmeti olarak adlandırılan faydalar sağlar. 

Ormanlara göz dikmek yerine özel sektörün kendi odun ihtiyaçlarını karşılamak üzere endüstriyel ağaçlandırma yapması gerekli. Türkiye'de özel orman kurmanın önünde hiçbir engel yok. Şahıslar ya da firmalar kendilerine ait ya da kiraladıkları arazilerde özel orman kurabilir. Devlet tarafından da endüstriyel ağaçlandırma yapmak isteyen şirketlere bozuk orman alanları tahsis edilebilir. Şirketler ihtiyaç duyduğu odun için ormanların özelleştirilmesinin peşinde koşmak yerine ellerini taşın altına sokarak kendi özel ormanlarını kurabilirler. Bu konuda artık işlenmeyen tarım alanları ile kavaklıklar da önemli bir potansiyele sahip. 

Durum ortada, her önüne gelen sektörün sıkıştığında yatırım, üretim adı altında ya da tamamen varlığını sürdürebilmek adına ormanlara göz dikmesinden bıktık.

Yapılması gerekenler de gayet açık ve net. 

İşi Anayasa değişikliği talebine kadar vardırmak yerine zordaki sektörler çözüm önerilerine bakıp, bu talancı zihniyetten vazgeçerse iyi olur...

  • Abone ol