İnisiyatifi gelecek haftalarda Meclis’te görüşülmesi beklenen, hayvan haklarına ilişkin yasa tasarısıyla ilgili kampanya başlattı. 

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, 9 Kasım 2019’da aramızdan ayrılan, hak savunucusu arkadaşımız Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner’in çağrısı ile bir araya geldi. İnisiyatifi bir araya getiren ortak ilke, eşit, adil ve yaşanabilir bir dünyanın en temel ve gerekli koşulu hayvanların yaşam haklarının korunması…

Bu ilke doğrultusunda İnisiyatif’in temel talebi, 2004 yılında yürürlüğe giren ve önümüzdeki haftalarda yeniden TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun, yaşam hakkı savunucularının talepleri ve çalışmaları doğrultusunda hayvanlara adalet getirecek ve onların yaşam haklarının tanınarak korunmasını mümkün kılacak bir biçimde değişmesi…

Yürürlükteki şekliyle hayvanların haklarını korumaktan uzak olan Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesi ile ilgili çalışmalar 2012 yılında başladı ve o dönemden beri bu haklı talep, birçok defa kamuoyunun gündemine geldi. Siyasetçiler ise, bu değişiklik taleplerine ya seçimlerden önce, ya da toplum vicdanını yaralayan şiddet vakalarının ardından eğildi ve yasanın Meclis’e geleceğine dair yetersiz açıklamalarda bulundu Ancak yasanın Meclis gündemine yıllardır inatla getirilmemesi bir yana, nasıl getirileceği yönünde çok ciddi endişeler var. 

Hayvan hakkı savunucularının talebi ve ısrarı üzerine Şubat 2019’da kurulan Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu, Ekim 2019’da, Meclis’teki beş partinin de ortaklaştığı tavsiye raporunu yayınladı. Yasanın, eksiklikleri olmasına rağmen, hayvanların yaşam hakkının tanındığı ve korunduğu pek çok madde içeren bu rapora paralel bir şekilde hazırlanacağı defalarca dile getirildi ancak kanun taslağı Meclis’e asla gelmedi.

İnisiyatif, yasada yer verilmesi istenen taleplerini geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşarak, kampanyaya tüm ülkedeki hayvan dostlarının desteğini istedi.

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi’nin taleplerini 15 maddede özetlemeye çalıştım:

1- Hayvanların yaşam hakları anayasal güvence altına alınmalı ve Anayasa’da hayvan tanımı yapılmalıdır.

Anayasa’ya “Devlet, doğal hayatı ve hayvanların yaşam haklarını korumak sorumluluğundadır” maddesi eklenmelidir. Ayrıca, Avrupa Birliği Anayasası, bir çok AB ülkesinin mevzuatında olduğu gibi, Anayasa’da hayvanlar “doğuştan gelen haklara sahip ve duyguları olan hissedebilen bireylerdir” olarak tanımlanmalıdır. Bu tanım, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunun da en temel çıktılarından biridir. Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu veya hazırlanması planlanan yeni kanun; Birleşmiş Milletler Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi, uluslararası sözleşmeler ve Türkiye gerçekleri baz alınarak yaşam hakkı savunucusu sivil toplum örgütlerinin görüşleri ve aktif katılımıyla düzenlenmelidir. Buna göre, kanunun adı, yine TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunda da tavsiye edildiği üzere, “Hayvan Hakları Kanunu” olarak değiştirilmelidir.

2- Mevzuatta sahipsiz-sahipli hayvan ayrımı kaldırılmalıdır.

Mevcut yasada, eşitsizlik ve ciddi mağduriyetler doğuran sahipsiz-sahipli hayvan ayrımı kaldırılmalıdır. Hak kavramına bütüncül bir şekilde yaklaşıldığında, haklar temelinde ciddi problemler doğuran bu ayrım, “sahipsiz” hayvanı “sahipli” hayvandan daha değersiz kılmakta, bu bakış açısı da başta devlet kurumları olmak üzere toplumda da “sahipsiz” hayvanların haklarının daha kolay bir şekilde gasp edilmesine neden olmaktadır. Oysa, taraf olunan uluslararası sözleşmeler ve Türkiye’nin ulusal mevzuatı, böyle bir ayrımın yapılmasına imkân tanımamaktadır. Bu durum, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporunda da tavsiye edildiği üzere, ivedilikle düzeltilmelidir. TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporu, hayvanların ev hayvanı, yaban hayvanı, şehir hayvanı, çiftlik hayvanı şeklinde tanımlanmalarını tavsiye etmektedir.

3- Hayvana yönelik gerçekleşen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine hapis cezası yaptırımı getirilmelidir.

Hayvanın vücut bütünlüğünü ve yaşam hakkını ihlâl eden basitten nitelikliye tüm fiillere hapis cezası yaptırımı getirilmelidir. Türkiye’nin her yerinde, sokaklarda ve geçici hayvan bakımevlerinde; zehirleme, patilerini kesme, araç arkasına bağlayarak sürükleme, boynundan ağaca asma ve benzeri şekillerde gerçekleşen hayvana şiddet fiilleri, “kabahat” tanımıyla ve idari para cezası yaptırımı ile geçiştirilemez. Söz konusu şiddet fiillerinin önüne geçilebilmesi için; bu şiddet fiilleri, suç olarak nitelendirilmeli ve hapis cezası yaptırımı ile cezalandırılmalıdır. Bu altı fiil başlığının tanımları ve kapsamları detaylı ve net bir şekilde belirlenmelidir.

Öldürme: Bir hayvanı kasten öldürmek ya da kanuni düzenlemelerden veya bir sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünün ihmal edilmesi suretiyle hayvanın ölümüne neden olmak.

Zalimce davranış: Bir hayvanın vücuduna acı vermek, bedensel ve ruhsal sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak.

İşkence: Zalimce davranışın kişiler tarafından yada kamu görevlisi tarafından kamu gücünün kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi.

Cinsel şiddet: Bir hayvana yönelik vücuda organ veya sair cisim sokulması da dahil basitten nitelikliye her türlü cinselliğe müdahale ile hayvanın vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi ya da hayvanları birbirlerine yönelik cinsel davranışlara zorlamak.

Hayvan dövüştürme: Hayvanları geleneksel amaçlarla ya da maddi menfaatler için şiddet içeren veya içermeyen yöntemlerle dövüştürmek, güreştirmek, boğuşturmak, yarıştırmak ve bu amaçlarla hayvan yetiştirmek.

Bir hayvan neslini yok etme: Bir planın icrası suretiyle, bir tür hayvan grubunun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerini öldürmek, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanmak, grup üyelerinin bedensel ve ruhsal bütünlüklerine zarar vermek, grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirler almak.

4- Toplumsal şiddetin azaltılması için de toplumda tehlike arz eden failin hapis cezası yaptırımı ve ıslahı sağlanmalıdır. 

Getirilecek hapis cezasının alt sınırı 3 yıl, üst sınırı 8 yıl olarak belirlenmelidir. Bu sayede, hem belirlenen hapis cezasına ilişkin olarak; TCK Madde 51 gereğince hapis cezasının ertelenmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 231 gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), TCK Madde 50 gereğince seçenek yaptırımlara çevirme hükümlülerinin uygulanması imkânsız hâle getirilmeli hem de failin en az 6 ay süreyle cezaevine girmesi sağlanmalıdır.

5- Hayvana şiddet içeren fiiller için ceza miktarı belirlenirken TCK Madde 62 kapsamında takdiri indirim yapılmamalıdır. 

Toplumun en savunmasız bireyi olan hayvana yönelik şiddet fiili açısından, zaten böyle bir şiddet fiili için öngörülen ceza alt ve üst sınırının oldukça az olduğu dikkate alındığında, ceza miktarını daha da düşürerek failin cezaevinde geçireceği süreyi kısaltacak ya da cezaevine hiç girmemesine neden olacak TCK Madde 62 kapsamında takdiri indirimin gündeme gelmemesi gerekir.

6- Hayvana şiddet içeren fiil, Tarım ve Orman Bakanlığı ile belediye görevlileri ve hayvana bakmakla yükümlü olan kişiler tarafından gerçekleştirilirse, bu durum nitelikli hal kabul edilerek ağırlaştırılmış ceza uygulanmalıdır.

Tarım ve Orman Bakanlığı ile belediye görevlileri, Hayvanları Koruma Kanunu gereğince sokak hayvanlarını korumakla yükümlüdür. Hayvanla birlikte yaşayan kişiler de Hayvanları Koruma Kanunu gereğince, birlikte yaşadıkları hayvanları korumakla yükümlüdür. Bu nedenle, hayvanları korumakla yükümlü olan bu kişilerin hayvana şiddet uygulaması halinde bu durum nitelikli hal kabul edilmeli ve ağırlaştırılmış hapis cezası yaptırımı uygulanmalıdır. Bu kişiler, hayvana yönelik söz konusu şiddet fiillerini gerçekleştirdikleri takdirde, verilecek ceza 4 yıldan az olmamalıdır.

7- Evcil ve egzotik hayvan üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı ve 4 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılmalıdır.

Evcil ve egzotik hayvan üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı ve 4 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılmalıdır. Kedi, köpek, kuş, hamster, guinea pig, balık, tavşan, kaplumbağa gibi evcil hayvanların; yılan, iguana gibi egzotik hayvanların üretim çiftliklerinde, pet shoplarda ve internet ile satışı; ithalat ve ihracatı yasaklanmalıdır. Günümüzde çok yaygın olarak yapılan kayıt dışı merdiven altı üretim ile topyekûn mücadeleye gidilmelidir. Bu yasağa aykırı davranan kişilere 4 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezası yaptırımı uygulanmalıdır.

8- Bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanlar alındıkları noktaya bırakılmalıdır.

“Bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanlar alındıkları ortama bırakılır” hükmü değiştirilemez. Geçmiş yıllarda teklif edilen “Okul, hastane, park, ibadethane gibi yoğun yerlere bırakılamaz” gibi ve benzeri tuzak maddeleri kabul etmemiz olası değildir. Her canlının alıştığı ortamda yaşama hakkı vardır ve bu hak gasp edilemez. Köpek ve kedilerin bulundukları yerde kısırlaştırılmış olarak yaşatılması kanunda 6. madde ile güvence altına alınmış yasal bir zorunluluktur. Hayvanların herhangi bir şekilde toplanarak bir bakımevine hapsedilmesi, hem hayvanların yaşam hakları açısından insanlık dışı bir davranış, hem de maddî ve fizikî kaynak açısından çok yüksek maliyetler çıkaracağı ve maliyet sürekli artacağı için de uygulanabilir değildir. Bu tür toplamalar, katliamlara kılıf olmaktadır.

9- Hayvanları Koruma Kanunu’ndan doğan görevlerini yerine getirmeyen veya eksik bir şekilde yerine getiren belediye tüzel kişiliğine idari yaptırım uygulanmalıdır ve uygulanan yaptırım, ihlali gerçekleştiren kişiye rücu edilmelidir.

Mevcut uygulamanın en büyük problemi, Hayvanları Koruma Kanunu’nun ana uygulayıcısı konumundaki Tarım ve Orman Bakanlığının, belediyelerin kanunda belirtilen görevlerine uygun davranıp davranmadıklarını denetleyecek düzgün bir mekanizma kuramamış olması ve bunun sonucu olarak herhangi bir denetime tabi olmayan belediyelerin kanuna uygun davranma kaygısı taşımayarak başlarına buyruk davranmalarıdır.

10- Avcılık ve av turizmi yasaklanmalıdır.

Türkiye'de yaban hayatı ciddi tehdit ve tehlike altındadır. Bu nedenle avcılık tamamen yasaklanmalıdır. Yaban hayvanlarını öldürenler, işkence edenler, TCK kapsamında ağır ceza ile yargılanmalıdır. Zaten bitme noktasına gelmiş son yaban hayvanları için “av turizmi” düzenlenmesi ve öldürülmüş hayvanların sergilenmesi kabul edilemez. Kaçak avcılık ve bakanlık sirkülerine uymayan avcılar, “yasal” avcılığın neden olduğu katliamın boyutunu artırmaktadır. Sirkülerde belirli zamanlarda belirli adette avlanmasına izin verilen hayvanlar şimdilerde av sahalarında bile bulunamamaktadır. Avcılar ateş açtığı ve "zevk için" vurduğu koruma altındaki leylek, allı turna, kartal, şahin, atmaca, vaşak, ayı, keçi, ceylan, tilki ve benzeri soyu tükenmekte olan hayvanlarla çekilmiş fotoğraflarını sosyal medyada yayınlamakta, Tarım ve Orman Bakanlığı müdürlüklerine bildirilen sirküler dışı ve yasak avlara son derece cüzi miktarlarda, komik cezalar verilmektedir. Yaban hayvanlarının soyu giderek tükendiğinden orman ağaçları, ekinler hastalıklarla karşı karşıyadır.

11- Sokakta yaşayan hayvanların artışında ve bu hayvanların maruz bırakıldıkları olumsuz şartların devam etmesinde büyük rolü olması nedeniyle, hayvan terk eden şahıslara, en az 10 bin TL idarî para cezası uygulanması ve hayvan edinmekten men edilmeleri yönünde düzenlemeye gidilmelidir.

Hayvanların terk edilmesinin önüne geçilmeli; “vatandaşların, hayvanlarını bakımevlerine teslim edebileceği” ifadesi kaldırılmalıdır. Yıllarını ev koşullarında, insan kontrolü altında geçirmiş olan hayvanların, sokaklara, kırsala ya da bakımevlerine terk edilmesi, onları doğrudan öldürmek demektir. Özellikle devlete ait bakımevlerinin güncel durumları düşünüldüğünde, bu hayvanların oralara terk edilmesi, onların acı içinde, eziyetli bir şekilde ölümüne sebep olacaktır.

12- Sokakta yaşayan hayvanların toplatılmaları, barındırılmaları, ameliyat edilmeleri ve alındıkları yere geri bırakılmaları sırasında yaşanan tüm hak ihlâlleri kesin bir şekilde yasaklanmalı ve engellenmelidir.

Belediyeler Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle, nüfusuna bakılmaksızın, her il ve ilçe belediyesinin cerrahî operasyon ve prosedürleri bilen bir kadrolu veteriner hekimi bulundurması zorunlu olmalıdır. Kent dışına, devasa toplama kampları şeklinde sözde bakımevleri yapılamaz, kent hayvanları aşılama, kısırlaştırma, tedavi ve rehabilitasyon gerekçeleri dışında toplanamaz. Hayvanlar aleyhindeki bu tür uygulama ve yapılanmalardan vazgeçilmeli, birer tecrit ve kıyım merkezi olarak

işlevsellik kazanmış toplama kampları kapatılmalıdır.

13- “Yasaklı ve/veya tehlikeli ırklar” söylemi, koruma kapsamına aykırıdır ve tümden kaldırılmalıdır. Kaldırılana kadar yasaklanmış köpek ırkları, müebbet hapis koşullarından kurtarılmalı, bu köpekler için özel koruma ve tedbir programları uygulanmalıdır.

“Yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” olarak tanımlanan hayvanların üretimi ve satışı yasa dışı yollarla yapılmaktadır. Kumar için düzenlenen dövüşlerde “silah” olarak kullanılan bu hayvanlara el konulmalı, hayvanlar rehabilite edilmeli, bu hayvanları dövüştürenler ve dövüş için yetiştirenlere hapis cezası verilmelidir.

14- Atlı faytonlar ve at arabaları yasaklanmalı; yük taşıtma amacı ile kullanılan hayvanlar için özel koruma alanları tahsis ve tesis edilmelidir.

Yasaya göre Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetiminde kayıt altına alınması ve korunması gereken çok sayıda at, eşek, katır hiçbir denetime tabi olmadan güçten düşene kadar kullanılmakta ve sonra sahipleri tarafından ölüme terk edilmektedir. Kent içlerinde ve kırsalda sayısız güçten düşmüş hayvanın yardımına hayvan hakları savunucuları koşmakta, bakanlık müdürlüklerinin en ufak yardımı olmamaktadır.

15- “Hayvan deneylerinde yasaklama ve kısıtlamalara gidilmeli, yerel etik kurullar bölgesel merkez etik kurullara bağlanmalı ve merkez etik kurul teşekkülü değiştirilmelidir. 

Mevzuat gereği alternatif yöntemlerin benimsenmesi ve teşviki sağlanmalıdır. Her tür hayvanın deneyler ve testlerde kullanılması ve deney için hayvan üretimi yasaklanmalı ve birçok ülkede olduğu gibi güvenilirliği kanıtlanmış, alternatif bilimsel yöntemlere geçilmelidir. Birçok ülkede canlı hayvanlar üzerinde deneylere ciddi kısıtlama ve yasaklamalar getirilmiştir. Buna rağmen üniversitelerimizde ve deney merkezlerinde ağır işkenceler gören, anatomi, fizyoloji veya diseksiyon gibi derslerde canlı olarak hayvanların kullanılması kabul edilebilir değildir. Bunun yanında, özel kuruluşların kendi etik kurullarını oluşturarak kendi kendine izin vermesi uygulamasına son verilmeli, özel kuruluşlar prosedürler için gerekli etik kurul iznini en yakındaki resmi kuruluşun etik kurulu veya bölgesel olarak kurulacak merkez etik kurullardan almalıdır.

  • Abone ol