Barış noktasına gelmek geç oldu, güç oldu, acılar dolu yıllar geçti. Sonunda “devlet aklı” ve “siyasi akıl” olması gereken, “normal” noktaya geldi. Mehmet Altan’ın sık sık söylediği gibi“Yeryüzü seviyesinin geldiği düzeyin“ aklıyla düşünmek için adım atıldı. Atılan adım, kış mevsiminde siyasi bahar havası gibi ılık bir rüzgar estirdi. Bu noktadan geriye dönüş olur mu endişesini herkes taşıyor. Uzak ve yakın tarihte o kadar çok güvensizlikler yaşandı ki; “Acaba bu kere de birileri, birilerini kandırma hesabı yapıyor mudur? Birileri, birilerine çelme takar mı?” sorusu herkesin aklını kurcalıyor. Kamuoyuna açıklanan siyasi irade ve sürecin olabildiğinde şeffaf olarak yürütülmesi, endişe ihtimalini iyice zayıflatıyor.



Öyle anlaşılıyor ki, tetik çeken parmağın, soğuk demirle teması kesiliyor. Sorunu ve sorunları konuşmak için ilk sözlerin devamı edeceği kesin gibi görünüyor. Ortak akılda buluşma, siyasi çözüm iradesinin güvencesi olacak. Konuşmaya başlamak, sorunların çözümünü “teknik düzeye” indiriyor, ortak alanı genişletiyor; vicdanın devreye girdiği, insan olmanın özellikleriyle konuşma dönemi başlıyor. Görüşme haberleriyle birlikte, dağlardaki gerillaların ve askerlerin yüreklerine kar taneleri, beyaz güvercinler gibi konup, kara kışın soğuğu, savaşın ateşini düşürerek, bu bahar dağlarda silah sesi yerine çiçek tomurcukları patlayacak ümidi yükseliyor.


Bu havaya uygun değil ama... Şimdi söyleyeceklerimi konuşmanın zamanı değil, biliyorum. Bu barış adımını geri döndürmeye niyeti olanların, bunu yapma gücünün, cesaretinin ve psikolojik dayanağının kırıldığının farkındayız. Bundan sonra, bir silah patlarsa, bir kişi ölürse, günahların en büyüğünü, cinayetlerin en kanlısını işlemiş olur. Şimdiye kadar amaçları farklı farklı olanlar, Kürtler ve Türkler arasında büyük bir savaş çıkartılması için ellerinden geleni yaptılar. Şiddeti-çatışmaya, çatışmayı-iç savaşa tırmandırmak için neredeyse hemen her yol denendi. Ne kadar çok cenaze olursa, gerilla anasıyla Mehmetçik anası karşı karşıya gelir diye bekleyenler oldu. Defalarca barış ortam uygun olmaya başladı ve anında ortamı gerecek provokatif eylemler yapıldı. Bugün de böyle şeyler olabilir mi? Olma ihtimali var; ancak, bu sürecin önü ne olursa olsun kesilmemeli. Silahlara veda ve Kürt sorunun bütün veçheleriyle çözümü için, asıl şimdi barışın kendisi ortadayken başı için toplumsal destek vermek gerekiyor.


30 yıl savaştıktan sonra bu noktaya gelinmesinin en önemli aktörleri, Türkler ve Kürtler ve Türkiye halkının sağduyusu, sabırlı bekleyişidir. “Türk ve Kürt halkı, neden İspanya’daki gibi milyonlarla sokağa dökülüp sessizce yürümedi” diye çok eleştirildi. Kürtler ve Türkler, acılarını içlerine akıtarak sustular; kin duygularını bastırdılar, öfke biriktirmediler, yüreklere damlayan acılar; sabır, metanet, hoşgörüyü büyüttü. Böyle olmasaydı, savaşanların psikolojik propagandasına teslim olunurdu. Toplumun, Oslo görüşmeleri haberlerini, Öcalan’la devletin görüşmesini sessizce izlemesi, en büyük toplumsal destek eylemi değil mi? Toplumun “suskun desteği”, AKP’yi cesaretlendirdi. CHP’nin politik hattını değiştirmesini kolaylaştırdı. MHP’nin hırçınlığını törpüledi. BDP’nin TBMM’de siyaset yapma zeminini güçlendirdi. Medyayı militarist, şoven kışkırtıcı dilini düzeltmeye zorladı.


Zihniyet değişimi

Savaşın durması ve silahlara veda; Kürt sorununun çözümünün derinleşerek devam etmesi, demokratikleşmeye de sınıf atlatacaktır. Dört irade; devletin güvenlik ve sivil bürokrasisi, Hükümet, ana muhalefet ve Kürt muhalefeti; (PKK-BDP) 1923 Cumhuriyeti’nin en temel kırmızıçizgisi olan Kürt sorunun çözümü için kamuoyu önünde siyasi irade beyanında bulundular. Bu nokta, aynı zamanda demokratik ortamı genişleterek, demokratikleşmeyi kalıcılaştıracak ve yeni anayasanın içeriğini belirleyecek ve yeni anayasa yapımını kaçınılmaz hale getirecek.


Silahlara veda ve Kürt sorunun çözümüne CHP’nin “tam destek” verme açıklaması, siyasetin ve toplumsal gerilimin düşürülmesi ve normalleşme açısından çok önemli. Cumhuriyetçi, Kemalist, Atatürkçü ideolojiyi benimseyen laikçi geleneksel orta sınıfın, devletin bölüneceği, Cumhuriyetin ortadan kalkacağı, yaşam tarzlarının değiştirileceği korkularının giderilmesi açısından CHP’nin aldığı tavrı ortamı yumuşatıcı rol oynayacak. Bu siyasi tavır, CHP değişimiyle birlikte, “endişeli modern” olarak tanımlananların sistem dışına itildikleri duygusunun değişmesini de sağlayacak. Savaşın sona erdirilmesi mutabakatı aynı zamanda laikİslamcı geriliminin yumuşamasına, herkesin farklılıklarıyla birarada özgürce, korkusuzca ve birbirine güven içinde yaşama ortamını oluşturacak.


Bu sürecin gelişmesinde ve sonuçlanmasında, siyasi irade kadar önemli olan, küresel dünya ile iç içe yaşayan yeni kuşaktır. Bu savaş başladığında yeni doğan çocuklar bugün 30 yaşında. Elbette ki bunlar eşit koşullar, eşit olanaklarda yaşamıyorlar. Kürt genç kuşağı savaşın, şiddetin içinde doğdu. Onların iç dünyaları, hayattan beklentileri, umutları batıdaki yaşıtlarıyla hem aynı, hem farklı. En nihayetinde onların beklentileri de, bütün insanların istediği gibi iyi, güzel ve kaliteli yaşamak. Barıştan en çok Kürt gençleri kazançlı çıkacak.


Sonuç olarak, bu kuşak için 30-40 yıl önce yaşananlar “hikaye” gibi geliyor. 30 yıl önce bu kuşağın yarıdan fazlası, köyde, kasabada yaşıyordu. Bugün kentlerde yaşıyorlar. Kürt, Türk, laik-dindar, başı örtülü, başı açık, solcu, apolitik... bu kuşak, çatışmadan, şiddetten çok, birarada yaşama ruhuna sahip. Çünkü hayata daha az romantik, daha çok gerçekçi ve kendi gözlerinden bakıyorlar.


[email protected]

Taraf/ Her Taraf

  • Abone ol