Gezi olaylarının ruhu sadece ülkede değil yeryüzünde yankısı devam ediyor; hem de uluslararası toplulukların toplantılarında  canlılığını ve varlığını koruyarak  sürdürürken,özgürlükten yana olanlara esin kaynağı olurken;diktatörlere de korku salmaya devam ediyor.

Ben de bu yazıyı Gezi olaylarından yola çıkarak bireyi ve sivil toplumu evrensel anlamda irdelemeye çalışacağım..

Bizde olan sivil toplum örgütlerinin etkisizliği veya devleti kutsayan  benzerliğinden bahsedeceğim.

Hegel paradigmasından hareket edersek, Hegel;bir topluma yön veren üç kurumdan bahseder devlet,aile ve sivil toplumun toplum kesimlerine  yön verdiğini söyler.Sivil toplumun çıkış noktası, karşısında güç olan devlete karşı olarak gelişen bir örgüttür.

Devlet toplumların örgütlenme biçimi olarak kendini var etmiş ve etmeye de devam ediyor.

Toplumlara her zaman tarih boyunca yön veren hep devlet olmuştur ve devletin merkezinde de hep bürokrasi bulunmuştur.

Bu bürokraside iki kesimden oluşur birisi sivil bürokrasi diğeri ise  silahlı bürokrasidir.

Bizim adına sivil toplum örgütleri dediğimiz örgütlerimizin de bürokrasiye çok benzerliği vardır.

Bürokrasinin de, toplumların gelişmişliği ve demokratik bir sistemiyle kendini şartlara  göre konumlandırdığını görmekteyiz.

Bürokrasinin yani atanmışların etkili olduğu sistemlerde, devletin merkezinde bireyi özgürleştirmek yoktur; total bir anlayışla topluma yön verme vardır, aynı zamanda bürokrasinin zihniyetinde devleti kutsamak vatanla eş değerdir.

Birey kime denir:”Birey çoğunluk karşısında kendini farklı hisseden,kendine öz güveni olan,diniyle,ırkıyla,mezhebiyle övünmeyen, devlet dışı hareket eden,medeni, şehirli, üniforma giymeyen ve üniformalıların etkisinde kalmayan, bedel ödemeyi göze alan kişidir.Bireyin nihai hedefi ise özgür bireyden örgütlü toplumu yaratmaktır.”

Sivil toplum kimdir:”Devlete rağmen oluşmuş,askerden arınmış, devletin nötr olmasını,kamusal alanın ideolojik,inanç ve çoğunluk tarafının alanı olmadığını savunan,bireysel özgürlükleri  öne alan,azınlık haklarını çoğulculuk kavramıyla algılayan,özgürlükleri temel hak ve özgürlükler üzerinden tanımlayan,sivil itaatsizliğin öncülüğünü yapan,devlet aklının evrensel hukukla bağlanmasını tavizsiz savunan,milli gelir denilen pastanın eşit dağıtılması,özgürlüklerin boğulmaması için baskı kuran, toplumun kendine özgü taleplerini öne çıkartarak,devlete ve tüm haksızlıklara karşı olan ve değişimin öncüsü zamanın ruhunu,hayatın temposuna ayak uyduran örgütlü toplumdur.”

Peki bu ansiklopedik tanıma bizdeki sivil toplum olarak bilinen örgütler uyuyor mu?

Kesinlikle hayır.

Neden?

Bizimkileri devlete benzeştiğinden bu tanıma girmiyor da ondan.

Gezi olaylarından baktığınızda bizde böyle bir sivil toplum çıkmadı ama hakkını teslim edelim her biri özgür birey olan, iyi eğitimli kendini yeryüzüyle kıyaslayan,kentli olan ülkenin dört bir yanına ışık tutan bir gençlik hareket olarak ortaya çıktı..Geleneksel sanayi toplumunun eylemlerinden farklı üretimden gücünü alan değil,kent yaşamını yansıtan çevre referanslı, ezber bozan bir eylemdi Gezi olayları.

Gezi olaylarının fitilini ateşleyen bir kentlilik ruhudur;ben bireyim ,bu kentte yaşıyorum bu şehir bana ait,bu şehrin dokusu ve mimari yapısında benim de görüşüm alınmalı, bir şey yapılacaksa bana da  sorulmalı diye de okunmalı  gezi olayları.

Eğer Gezi olaylarının fitilini ateşleyen kentli ve çevresine ve doğaya karşı sorumlu gençlik kadar bizdeki sivil toplum örgütlerinin yüzde yirmisi destek verseydi; bu eylem dünya da özgürlükçülere referans kaynağı  olan,ülkeyi de farklı bir yere taşırdı demokratik anlamda..

Şuan Türkiye’de tam altı tane üçü memur, üçü de işçi konfederasyonu olan ve bünyesinde on binlerce işçi ve memur  üyeyi temsil eden konfederasyon ve sendikalar var.

Bu üç memur konfederasyonundan ikisi tamamen devleti kutsayan birisi ise AKP’nin devlette ki memur  kadrosunu temsil eden bir pozisyonda hareket ediyor, bir başka işçi konfederasyonuyla..Düzenledikleri Miting ve gösterilerinde AKP hükümetinin bakanları konuşmalar yapıyor bunların eylemlerinde.Sivil toplumuma bak!.

Üç tane memur sendikasına üye olanların  sendikaya ödemesi gereken aidatı kim ödüyor biliyor musunuz,devlet.Hem de devlet bu sendikaya ödediği aidatı memurların maaşından keserek değil, direk bütçeden karşılıyor.. Demokratik yeryüzünde böyle bir memur sendikal yapı yok, bu da bize özgü bir sendikal yapılanma;nasıl Başbakan demokrasinin kuvvetler ayrılığı önümüzde engel diyorsa..

58 bin ücretli her yıl öğretmen çalıştırmakta devlet ve aynı işi yapanla arasındaki ücret farkı üçte bir düzeyde ve aynı işi yapan meslektaşlarının haklarından da yararlanmıyor,sigortaları da 30 gün değil 22 gün yatırılıyor, devlet bunu yapar da; özel sektörü nasıl bir hukuk sistemi içinde tutacaksınız?

Sendikaya ödediği aidatını devlet ödüyorsa,milyon liraları  bulan  bu aidatların denetlenmesi mümkün mü?Ekmek elden su gölden misali bir yer olmuştur memur sendikaları, burada hakkını teslim etmeden geçemeyiz, devletin sendikaya üye olan memurların aidatını ödemesine KESK karşı çıkmıştır.

Kamu kurumlarında buna belediyelerde dahil sendikanın girdiği iş yerlerinde özgür iradeleriyle işçiler ve memurlar sendikalarını seçmiyorlar; yetki veriliyor siyasi iktidar tarafından,işçinin ve memurun sendikası yok buralarda, devletin sendikası var..

Ya işçi sendikalarında durum nasıl; oralarda da tam bir saltanat sürmektedir, profesyonel olarak sendikacılıkta bulunanların görev süresi ortalama on yılın üzerindedir ve bu İşçi konfederasyonları ve sendikalar toplumsal sorunlara duyarlı değillerdir.

Gezi olaylarına bir tek Memur sendikalarından KESK, işçi kesiminden de DİSK destek vermiş,AKP iktidarı tarafından eyleme katılanlara çeşitli cezalar verilmiştir,görev değişikliği ve sürgünler gibi.

Türkiye de AKP iktidarının on yılında tam 10 bin 850 işçi iş kazasında ölmüş bu iş kazarlı ölümüne 2013 yılı dahil değildir.İş kazalarında Türkiye dünyada ikinci sırayı alıyor Çin’den sonra ve İLO’nun kara listesinde.

Türkiye’deki işçi ölümleri AB üyesi ülkelerini tam yedi kat ve ortalama Türkiye’de günde üç işçi iş kazarlında  ölürken, beş işçi de iş göremez duruma geliyor ve sakat kalıyor.

Bu işçi ölümleri sanki işçi ve memur sendikalarının sorunu değilmiş gibi, AKP’yi ürkütmeme politikası yapıyorlar.

Peki neden seslerini çıkartmıyorlar, bu bizde olan sivil toplum örgütleri,  Avrupa’dakiler gibi örgütsel potansiyelini,üretimden ve hizmetten gelen güçlerini kullanmıyorlar?

Kullanamazlar çünkü;bizde memur ve işçi sendikalarında bulunan profesyonel sendikacılar sendikaları bir geçim kapısı olarak kullanırlar; ardından da siyasete geçmek içinde sıçrama tahtası olarak  seçerler.

Son on beş yılda işçi sendikalardan kaç tane sendika başkanı partilerden milletvekili oldu bir hatırlayalım .

Nasıl bizde gazeteci geçinen siyasette ikbal arayanlar iktidara yamanıyorsa; bizim sözde sivil toplum yöneticilerimizde,  en son kendilerini milletvekili seçecek bir partinin kapısını çalarlar.

Medya özgürlüğünün yerle  bir olduğu yerde, sivil toplum ayağa kalkmaz mı;medyanın susturulduğu bir ülkede toplum sağır ve dilsiz hale getirilip lal yapmazlar mı; AKP’e bunu yapıyor ama bizim sivil toplum örgütlerimiz ortalıkta yok..

Gezi olayları, bir, birey eylemi olduğu gibi aynı zamanda, küresel bir  sivil toplum hareketidir..

Feodalitede ailenin reisi dede idi,sanayi toplumunda ise baba oldu, bilgi toplumunda ise çocuk bu göreve üstlendi!..

Gezi olayları da böyle bir çağsal dönüşüm rolü olarak karşımıza çıkmadı mı?

İstanbul’da yapılan “küreselleşme ve yeni sol” konferansında konuşan ünlü Fransız düşünür Alain Badiou’nun  dediği gibi; ”genelde halk devletten korkar ama  Gezi’de siz devleti korkuttunuz,Gezi direnişi dünyaya umut verdi” diyordu.

Erdoğan’ın paniklemesi ve onun dalkavuk yazarlarının komplo teorileri ve yaftalamaları bu şanlı yeryüzüne esin kaynağı olan eylemi gölgelemeye,itibarsızlaştırmaya güçleri yetmez, hiç bir şeyi değiştirmez,korkunun ecele faydası olmadığı gibi.

Devlet imkanlarını eline geçirdikten sonra çoğunluk üzerinden bireyi ve çoğulculuğu  yok sayan,din ve mezhep üstünden topluma format atmaya kalkan;bireyin yaşam tarzına müdahale edenlerin, demokrasi seçimden ibarettir sözünün geçerliliğinin küresel dünyada yeri yoktur.

Sanayi toplumunun  kavramları,kurumları ve argümanlarıyla küresel dünyada topluma  format atamazsınız?

Format atmaya kalkanların akıbeti  ortada.

Küreselleşme   başta devlet yapısı olmak üzere;toplumun her kesimini ve yapılarını zamanın ruhuna, hayatın temposuna ayak uydurmaya zorluyor.

Dinleyene  sivri sinek saz,dinlemeyene davul zurna az misali...

  • Abone ol