25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra 17 Aralık operasyonuna da dava açılan ve  suçları sabit kişiler hakkında ,yargı takipsizlik kararı verdi..

Sabit diyoruz çünkü, evlerden çıkan milyon dolarlar, para sayma makineleri, çelik kasalar,rüşvet olarak bakan  verilen kol saatleri, internetten çıkan tapeler,milyon Erolları sıfırla dinlemeleri ve daha önemlisi Rıza Zarraf’ın dağıttığı rüşvetin 139 milyon TL olduğu ortada duruyor..

Dönemin Başbakanı şimdi cumhurbaşkanı Erdoğan,bu iddialar için yalan demedi,beni,yakınlarımı ve  bakanlarımı, arkadaşlarımı yasa dışı dinlediler hem de kripto(devlete ait) telefonumdan dinlediler diye savunma yaptı.

Yandaş medyanın yanına yandaş bir de çakma yargı da kurulunca gelinen sonuca şaşırmanın da bir anlamı yok..

Yargı takipsizlik kararı verdiğine göre  hükümetten istifa ettirilen bakanlar da görevlerine dönmeli, doğru olan da bu değil mi?

Gerçekten Türkiye’de insanın aklını almadığı hukuk ve yargı kararları doğrultusunda olumsuz  gelişmeler ve uygulamaları okuyup gördükçe; anayasasında Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir; yargısı bağımsız ve tarafsız diye yazılan yerde, yargı kararları üzerine  yaşadıklarımız  darbeyle yönetime el koymuş,yargıya talimatla karar verdiren askeri darbeleri çağrıştırıyor.

Aslında demokrasinin kuvvetler ayrılığı bize ayak bağı oluyor diyen bir zihniyetten de beklenen budur.

Tek adamlığa özendirilen; politikalarının uygulandığı bir belirsizliğe hatta kaosa doğru ülke hızla yol alıyor hem de, oto yolda makas atan kural tanımayan faciaya çağrı yapan sürücü maganda  gibi.

Erdoğan’ın politikalarını demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkelerinde  değerlendirmek mümkün değil.

Teröre bakışından yola çıkında yargı anlayışına  kadar neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

İşte tezat oluşturan iki örnek verelim:

Yargı kararlarına bakışına göz atalım;17-25 Aralık’ta Erdoğan’ın kendisinin,yakınlarının ve dört bakanın ve çocukları için savcılığın “yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu” kendisine karşı bir darbe olarak algı operasyonuna çevirip,ardından da savcılığın bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonları hakkında “takipsizlik kararı” vermesini nasıl değerlendirmeliyiz.

Gerçi biz böylesi takipsizlik kararlarına yabancı değiliz Roboski de 34 Kürt vatandaşın askeri savaş uçaklarıyla katledilmesine de askeri savcı takipsizlik kararı vermişti.

Askeri savcı verirde Erdoğan’ın talimatıyla devreye giren savcılar nasıl vermesin.

Peki aşağıda hatırlatacağımız kararlar yargının kararıdır ve uygulanması gerekmiyor mu?

Erdoğan’ın 29 Ekim’de resepsiyon vereceği adına da ’Ak Saray’ denilen yargı kararıyla inşaatı durdurulan ama Erdoğan’ın bu yargı kararını tanımaması  “ey yargı gücünüz yetiyorsa gelin yıkın” dediği yerin inşaatına devam ettirmesini, bir hukuk devletinde nereye oturtacağız?

Yargı, Erdoğan’ın beğeneceği doğrultuda bir karar verirse yapılacak bir şey yok ortada bir yargı kararı var deyip, konuyu kapatıyor..

Eğer hukuk tanımaz uygulamalarına “Ak Saray” inşaatını durdurma kararı verdiyse veya 17-25 Aralıkta yolsuzluk ve rüşvet operasyonu savcının talimatını yerine getiren polisleri salı verdiyse;bu çok manidar deyip gücün yetiyorsa ey yargı gel yık,sen nasıl olurda paralel devletin,beni kripto telefonumdan dinleyen polisleri salı verirsin diye yargıçlara  tehdit savuruyor,bunlarla işimiz bitmedi bunu hesabını soracağız diye yargıçları tehdit ediyor.

Gelelim Erdoğan’ın terör anlayışına ve politikalarına bunu birisi bizlere anlatısında bizde anlayalım demekten başka bir söz bulamıyoruz.

Erdoğan,IŞİD neyse bizim için PKK’da o diyordu şimdi Kobani’de kendilerine saldıran ve  topraklarını koruyan PYD güçlerini de Erdoğan  terör örgütü listesine ilave etti..

Başka bir toplantıda Erdoğan’ın  açıklaması ise kendini ve devleti sıkıntıya sokan görüşe bakın;MİT Müsteşarımız örgütün en üst lideriyle görüşüyor derken Öcalan’ı kastediyor,PKK neyse bizim için PYD’de odur diyerek Türkiye’nin de içinde yer aldığı koalisyon güçlerinin IŞİD’e karşı aldıkları politikalarıyla tersinde hareket eder oldu.

Bu açıklamalarının hangisine inancağız vatandaş olarak veya kendimizi yabancı yayın kuruluşlarının ve siyasilerin yerine koyalım,siz olsanız nasıl yorum yaparsınız?

Ardından Kobani’de dinci terör örgütü IŞİD’e karşı toprağını  savunmak zorunda olan  PYD güçlerine de PKK’nın Suriye kolu diyor;davul boynunda asılı çomağı Erdoğan’da olan oyuncak başbakan veya  Bakanlar kurulu başkanı PYD lideriyle özel olarak İstanbul’da görüşmeler yapıyor.Erdoğan’ın tayin ettiği Başbakan PYD’yi meşru bir örgüt görüyor Erdoğan ve Genelkurmay ise  terör örgütü diyor.

Bu kadar kafası dış politikada ve terör konusunda karışık bir devlet nasıl yönetilir, etrafı ateş çemberiyle çevrili bir coğrafya da?

Böylesi ipe sapa gelmeyen hiçbir tutarlılığı olmayan, hassas olan terör gibi bir konuya böyle bakarsanız, uluslararası ilişkilerdeki yaklaşımınız ve politikalarınız sizi yalnızlığa sürükler,kendiniz çalar kendiniz oynarsınız.

Tutarsız ve ilkesiz dış politikanızın sonucu, BM Güvenlik konseyine yedek üye seçimlerinin  sonucunda diskalifiye oldunuz,hemde en büyük kazığı bir dönem Sünni ittifak yaptığınız Suudi Arabistan gibi ülkeden yediniz.

Kendi içinde sorunlarını çözmeyen, demokrasiden ve hukuktan uzaklaşmış toplumun yarısını vatan haini,alçak,dış güçlerin uşağı ve darbeci gören, yargıyı kendine bağlayan, harcamalarını denetlettirmeyen bir devlet adamının, dış dünyada saygınlığı ve ağırlığı olur mu?

Ülke olarak Orta doğuda yaşadığımız  olumsuzlukların sonuçlarından birisi de bu  değil mi?

Erdoğan ve Davutoğlu’nun sayesinde;dış politikada başarılı yol haritamızın  sonucu değerli bir yalnızlığımız var haklarını da teslim edelim.

Sahi sizin için IŞİD neyse PKK ve PYD aynı ise; ABD’nin Kobani’de IŞİD terör örgütüne karşı vatanı ve toprağı için  savaşan PYD güçlerine destek amaçlı 14 ton silah,10 ton tıbbi ilaç ve sağlık malzemesi yardımı yaptığını açıkladı.

Buna da Erdoğan, yandaş yargıdan bir takipsizlik kararı  ve yayın yasağı çıkartmasın?

Erdoğan,IŞİD,PKK,PYD neyse  ABD’de artık  bizim için aynı demesin sonunda!.

  • Abone ol