Kısa bir fikri takip yaparak hatırlatmayla yazıya girelim; geçtiğimiz bir hafta içinde başkanlık siteminin tartışması ile başlayan ve  gürültü kopartan hatta milletvekillerinin yaralanmalarına neden olan, AKP tarafından  TBMM’ne getirilen hala tartışılan ve meclisi bir terör ortamına sokan “İç Güvenlik Paketi” ve İmrallıdan Abdullah Öcalan’ın AKP’ehükümetine  ev ödevi olarak gönderdiği iddia edilen;10 maddelik çözüm sürecinin yol haritasının  tartışmalarıyla geçirdik ve hala da sürüyor,nerede duracağı da belli değil.

Öyle bir başkanlık sistemi  ve iç güvenlik paketi üzerinden tartışması yaşandı ki;  AKP’nin kurucularından Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı  ve cumhurbaşkanlığı yapmış ,11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlık modelini ve iç güvenlik paketini eleştirmesi, farklı öneride bulunması ve hükümete ‘iç güvenlik paketini’tekrar gözden geçirmelerini  tavsiyesin de bulunurken; can alıcı vurgusu Erdoğan ile başkanlık tartışmalarında yüz seksen derecede, zıt bir görüşte oldukları gündemi belirler oldu.

İlk önce Cumhurbaşkanı Erdoğan nasıl bir başkanlık istiyor: “Başkanlık modeli  hem milli olacakmış, hem de arı gibi olacak,her çiçekten bir bal derleyecekmiş,bu arı örneğinin başkanlık modeliyle ne alakası var gerçekten anlamak mümkün değil.Yani bize göre bir başkanlık modeliymiş anlayan varsa bir adım öne çıksın misali.

11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlık modeli olarak, ABD başkanlık modelini göstermesi, hem inandırıcı hem de demokrasinin kuvvetler ayrılığının birbirinden bağımsız ve koordineli işlemesi açısından tatmin edici geldi,demokrasinin çoğulculuğu açısından, doğru olan d abu değil mi?

Bu tartışmalar sürerken  birden gündem değişti!.

İç güvenlik paketinin mecliste tıkanma noktasına gelince; Erdoğan ,Türkiye’nin yurt dışında Suriye sınırı içinde tek  toprağı olan Süleyman Şah türbesine  gece yarısı “Şah Fırat Operasyonu” adında Kobanili PYD silahlı güçleriyle  askeri  bir operasyon yaparak;IŞİD’ekarşı  Süleyman Şah türbesini Türkiye  sınırına getirilmesi, tuhaf bir gelişmeyle ülke gündemi değişirken, bu operasyonun sonucu da zafer oldu.

Başta AKP hükümeti, Erdoğan iç ve dış kamuoyunda çok sıkıştırılmış ve neredeyse dış dünyadan izole edilmiş durumda;Erdoğankendisi diyor, ilk yıllarda Obama ile aramız çok iyiydi şimdi görüşemiyoruz.

Süleyman ŞahTürbesi  operasyonunu Erdoğan’ın  planlı ve bilinçli olarak gündemi değiştirme politikası olarak okunmalı.

Erdoğan iç ve dış siyasette sıkıştığı anda; içte ikiye bölünmüş toplumun yarısını kendinden olan seçmen kitlesini seçim sürecinde canlı tutmak için yaptığı bir strateji olarak karşımıza çıkıyor, geçmişte de böylesi çıkışlarını gördük.

Sıkıştığı dönemlerde hele birde bu süreç bir de seçim dönemine denk geldiyse;Erdoğan bir strateji belirler,başlar  ülkenin bütünlüğünden,milliyetçiliğinden, dış dünyanın bu ülkeye karşı bir düşman bloğunun olduğunun üstünde durur,inanç ve duygu sömürüsünün dozunu da kitlelerin hoşuna gidecek şekilde kullanmayı bir alışkanlık haline getirmiştir...İçeride muhalefet olan temel hak ve özgürlüklerinidemokratik yoldan kullanmak isteyenlere; Gezi olaylarından bu tarafa darbeciler deyip suçlarken kapalı olarak ta bir mesaj gönderir  ‘ey üst akıl’ diye isim vermeden avazı çıktığı kadar nefesi  kesilene kadar bağırır.

Erdoğan’ın ‘üst akıl’mesajını  kamuoyunun büyük bir kesimi cemaatin lideri Fevtullah Gülen’e bağırıyor anlar  ama asıl mesajı Erdoğan’ın ABD’dir.

Mısır’da Mursi’ye karşı yapılan askeri darbeden bu tarafa Erdoğan ABD,AB ve orta doğu da Sünni ittifak yaptığı Arap ülkeleriyle neredeyse diplomatik  ilişkiler  askıya alınmış veya dondurulmuş durumda

Erdoğan ve Davutoğlu’nun başta orta doğu olmak üzere dış politikası duvara toslamış vaziyette  olup, bunun adını da değerli yalnızlık koydular.

Üç ay içinde Esat’a ömür biçiyorlardı,Emevi camisinde namaz kılıp Halep’te de çay içeceklerdi, aradan üç yıl geçti Esat’ın yeryüzündeki dış politikasıbizimkinden daha tutarlı bir ivme kazandı.

Öyle bir zor durumda ki Ankara dış politika konusunda; Erdoğan hatırlanırsa Gazze’ye gideceğim diye tutturmuştu; Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas gelme diyor, bizimki ben gideceğim dedi, en sonunda Filistin devlet başkanı tekrar açıklama yaptı gelmeyin diye.. Davetsiz misafir rolü oynuyor Erdoğan;davetsiz misafir ev sahibinin sofraya buyur edermiş.

Avusturya Dışişleri bakanı Erdoğan ülkemizi ziyaret etmesin, buradaki Türklerle ilişkilerimizde sorunlar yaşarız diyor.

Geldiğimiz yeri görüyormusunuz?

Bunları da mı “üst akıl” yaptı;Suriye,Mısır,Libya ve İsrail ile diplomatik bağımız kopmuş,Irak,İran ile ilişkimiz limoni,diğer Arap ülkeleri mesafeli duruyor,AB ile bir ileri bir geri ve ABD ile ise tam bir belirsizlik içindeyiz; etrafta kimse kalmayınca Erdoğan’ın gideceği yerde Somali oldu.

Bizim Cumhurbaşkanımızı eleştiren, politikasına katılmayan gerek içte gerekse dış dünyada bu ülkenin düşmanıdır.

Bu kadar ülkelerle ilişkisinde sorunu olan, muhalefeti rejim karşıtı gören, basın özgürlüğünü tanımayan, yargıyı yürütmeye bağlayan, temel hak ve özgürlükleri tanımayan diktatörlükle yönetilen ülkelere benzemiyor mu,Türkiye’nin geldiğinokta?

  • Abone ol