Türkiye’de  basın özgürlüğünün olmadığı,evrensel anlamda gazetecilik yapmanın suç sayıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Ülkemizde  gazetecilik yapılmıyor,yapanlar az da olsa  tenzih ederek söylüyoruz;tamamen gazetecilik adı altında ‘aslının taklidi yaşatılıyor.’

 Gazetecilik  OHAL’den sonra tam bir rezil rusvay olmuş durumda.

Gazeteci olarak köşe yazrlığı yapan ve gazeteci yöneticisi olanlar meslektaşlarıyla dayanışma içinde olacaklarına;muhalif gazetelerin kapatılmasını ve gazetecilerin  işten atılmasını ve tutuklanmasını  isim isim vererek hedef gösteriyorlar.

OHAL’dan sonra tutuklanan 117 gazeteci AKP’ye muhalif olduğu için tutuklanmış ve tutuklanmalarının  üstünde aylar geçmesine rağmen haklarında hala bir suç dosyası yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Saray’da yerel gazetecilere yaptığı toplantı da:”Önüme konulan 149 kişilik listeye bakıyorum gazetecilerin hepsi hırsız,çocuk istismarcısı ve terörist. diyor..”Gazeteci geçinen esnaf takımı ise  Erdoğan’ın bu sözlerini ayakta alkışlıyorlar.Nasıl olduysa tuklu gazetecilere  darbeciler dememiş Erdoğan.

Gazetecilik yapanların tutuklu olduğu bir ülkede gazetecilikte ancak işte böyle olur.

20 Mart 2017 tarihinde  Hükümete yakın olan demek bile az göbekten bağlı on iki  Ulusal  Gazete aynı manşetle çıktı.

Maskeli Balo Bitti” diye

Aslında bunlar on iki  değil  farklı adlarla çıktığı için on iki deniliyor yoksa yayın politikası aynı.Rusların ünlü oyuncağı matruşkaya benziyorlar.

İşte o ‘Maskeli Balo Bitti’ Manşeti ile çıkan müsvedde  gazeteler:

Yeni Şafak,

Sabah,

Vatan,

Takvim,

Akşam,

Star,

Habertürk,

Milliyet,

Türkiye,

Güneş,

 Milat.

Yandaş gazetelerin Manşetine  taşınan ‘Maskeli Balo Bitti’  sözünü 19 Mart 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan AB ülkeleri için söylemişti.

20  Mart Tarihli sayılarında on ikisinin  birden aynı manşetle çıkması tesadüf olabilir mi diye de düşünmeden insan edemiyor.

Bize, on iki gazetenin aynı manşetle çıkması bir algı operasyon yapma yayıncılığı gibi geliyor ve şu mantık yürütülüyor, bu gazetelerin hepsi mi yalan söylüyor..

On iki Gazetenin aynı manşetle çıkması tesdadüf olmadığı gibi manidar da!.

Medya tarihi açısından not düşelim ki gelecek nesillerin,Türkiye’de medyanın tarihinde neler olmuş öğrensinler.

Askeri darbeler,afetler ve  ve depremlerde bile  böylesi bire bir örtüşen aynı manşetle çıkan üç-beş gazeteye ancak rastlarsınız.

On iki gazetenin aynı manşetle çıkması pişti olmak diye espriyle yorumlamak imkansız ve bu örgütlü bir hareketin yansımasıdır.

Ulusal düzeyde çıkan on iki gazetenin aynı manşetle  çıktığı başka ülke varmıdır diye de aklımızdan geçmiyor değil..

Çıksa çıksa muhalefetin rejim karşıtı görüldüğü Azerbeycan ve Türki Cumhuriyetlerinde olabilir.

Tekrar on iki gazetenin aynı manşetle çıkmasına  dönersek, neden böyle bir yayın politikasını belirlemiş olabilirler?

Birlik beraberlik mesajı olabilir mi?

Basının görevi birlik beraberliği değil farklılıkları savunmak değil midir?

Demokrasi farklı düşünce,inanç ve kültürleri farklı olanların bir arada yaşadığı  sistemin adı olmuyor mu?

Farklılığın yok edildiği yerde  düşünce üremez, zenginlikte olmaz,düşünce zıtların birliği olduğuna göre o toplumda çürüme olur.

Farklı yayın yapan gazeteler,televizyonlar,Ajanslar,radyolar ve dergiler kapatılırken,gerçek gazetecilik ve yazarlık yapanlar cezaevlerine atılmış,hapse atılmayan gazeteciler de işsiz bırakılmıştır.

OHAL’den bu tarafa tam 2 bin 500 gazeteci işsiz kalmıştır.

Bu on iki gazete şöyle bir ortak manşetle çıkabilir mi?

15 Temmuz darbesinin siyasi ayağı ortaya çıkartılmalı diye?”

Bizde neyi hayal ediyoruz... Ama umut fakirin ekmeği demiş Nazım ye memet ye,misali..

Böyle bir manşeti atmak şöyle dursun düşünmeye  bile cesaret edemezler.

OHAL’den sonra Türkiye’de medyanın editoryal bağımsızlığı yok oldu.

Bir ülkenin medyası o toplumun aynasıdır.

  • Abone ol