' İnsan eve ekmek getiren babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman anlar' der ya Goethe, insanda KPSS’ye çalışır ve atanma ümidi olursa ancak o insanın halinden de KPSS’ ye çalışan anlar. Bundan dolayı eğitim sistemi içerisinde yer alan atama bekleyen öğretmenlerin sorunları ve atanma talepleri yeterince iyi irdelenmemektedir diye düşünüyorum.

Özellikle öğretmen atamalarında alan sınavının yapılmasına karar verildikten sonra sınava bir kaç ay kala sınav içeriğinin değiştirilerek hazırlanan öğretmen adaylarında yaşanan travmanın hesap edilmemesi ve branşında yeterliliğe sahip öğretmenleri seçmek için alan sınavının getirilmesine rağmen, kadrolu öğretmenlere gerçek alanları değilken, başka alanlara geçme fırsatının verilmesi bu düşüncemi iyice pekiştirmektedir.

Her sene Şubat ayı gelmesine sayılı günler kala atamanın olup olmayacağı tartışılırken, bu sene Ağustos atamasından sonra gündeme gelmesi yine atama bekleyen birçok öğretmen adayının hayatında belirsizliklere yol açmaktadır. Kendi branşlarında atamaya yakın puanda kalan öğretmen adaylarının şuan merak ettiği en önemli husus 'Şubat Ataması'nın olup olmayacağı sorusudur. Bakanımız Nabi Avcı'nın ve bakanlık yetkililerinin medyaya yansıyan 'Şubat ataması olabilir' gibi açıklamaları bu işi daha da karmaşık hale getirmekte ve umut besleyen öğretmen adaylarındaki kaygı düzeyini daha da artırmaktadır.

2014 yılındaki KPSS’ ye hazırlanıp hazırlanmama durumu, Şubat atamasının olup olmayacağı belirsizliğinden kaynaklandığı gibi taşra bölgelerinden bu sınava hazırlanmak için il merkezlerini tercih eden adayların varlığının yanında, askere gidip gitmeme, aile kurma adına adım atıp atmama gibi planlamalar da öğretmen adayları açısından belirsizliğini korumaktadır. ÖSS ve SBS’ deki öğrencilerimizin gelecekleri kıymetlidir. Kıymete değer olan bir durumda gelecek nesilleri yetiştirecek olan atama bekleyen eğitim kadromuzun sorunları da bir o kadar önemli olduğudur. Bu doğrultuda atama bekleyen öğretmenler için başka bakanlıklarda çalışabilme adına yapılan düzenlemeler kayda değer bir gelişmedir. Lakin atama takvimindeki yıllara göre esneklik, yıllara göre Şubat atamasının olup olmaması atama bekleyen bir kitle için büyük sorun teşkil etmektedir.

Şubat atamasındaki âcizane görüşümü son yazımda söylemiş, geçen yıl şubat atamasının olmaması ve atamaların yılda bir kez yapılacağının ifade edilmesi eğitimde belli bir düzeni sağlaması açısından yararlıdır diye ifade etmiştim. Lakin şubat ataması olabilir söylentisi ile umutlanan öğretmen adaylarının varlığı gözler önündedir. ‘Seçim olacak atama yaparlar’ söylentilerinin karşılığında, Başbakan; atamalar yılda bir kez yapılacak diye açıklama yaptı, atama yapmazlar’ diyen karşı grubun söylentilerini dikkate almaktansa önemli olan eğitimdeki ihtiyaçlar ve atama bekleyen öğretmenlerin umutlarıdır diye düşünmek daha gerçekçi bir bakış açısıdır.

Seçim olacak diye atama yaparsak, seçim olacağı için atama yaptılar söylentisinden dolayı şubat atamasına olumlu bakmayan yetkililerin varlığı bilinmektedir. Sırf bu söylenti olacak diye atama bekleyen insanların varlığının göz ardı edilmesi, binlerce insanın gelecek adına planlarının ve umutlarının yok sayılması demektir ki, bu her türlü söylentinin getireceği yükten daha ağır bir vebaldir. Atamaların olup olmayacağını belirleyen temel faktör karşılıklı söylem ve kutuplaşmalar değil, eğitimdeki öğretmene duyulan ihtiyaçlar olmalıdır.

Şubat atamasının sorumluluğunu sadece Milli Eğitim Bakanlığına yüklemekte gerçekçi olmayan diğer bu durumdur. Kadroların verilmesi bakanlar kurulunun kararı ve Maliye Bakanlığının bütçesi ile ilgilidir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinin haksız yere baskı altında kaldıkları unutulmamalıdır.

Mutlak olan her şey en kötü olan belirsizlik halinden daha iyidir. Bundan dolayı çok zaman geçmeden Şubat atamasının olup olmayacağı bir an önce karara bağlanmalı ve öğretmen adaylarının yaşadığı bu belirsizlik haline son verilmelidir. 

  • Abone ol