Erdoğan, Cemaat’le yürüttüğü yıpratıcı savaşta, asıl belirleyici olarak seçimleri işaret eden bir strateji izliyor. AKP’nin “yıkılmadık, ayaktayız” vurgusu üzerine bina ettiği algı yönetimi de bu stratejiyi tamamlıyor. Bu noktada AKP demek ne kadar doğru? Aslında süreci götüren, Erdoğan ve birkaç kilit isimden oluşan bir “Savaş Kabinesi”. Bakanlardan milletvekillerine kadar çok sayıda isim, gerektiğinde Erdoğan tarafından göreve çağrılıyor, o kadar.


Partide özgül ağırlıkları yüksek bazı isimler, “seçimlere kadar arabayı devirmeyelim” fikrini kabullenmiş görünüyorlar. Buradaki asıl soru şu: Seçim sonrasında yeni bir güç tanzimi yapmadan, bu isimleri süreçten dışlamaya devam etmek ne kadar mümkündür?


Bu isimlerin neredeyse tamamı, Üç Dönem kuralı nedeniyle siyasete ara vermek zorunda kalacaklar. Düşünün; partide özgül ağırlığı olan bir isimsiniz. Partinizin giderek güç kaybedeceğine dair kuvvetli işaretler var. Siz bir dönem “dinlendikten” sonra partiniz ayakta kalmaya devam edecek mi, hiç belli değil. Genel Başkanınız, Cumhurbaşkanı olmanın yollarını ararken, sizi rahatlatacak bir düzenlemeyi; yani, Üç Dönem kuralının iptalini bir türlü gerçekleştirmiyor. Bu durumda Erdoğan’ın kendisine daha sadık isimlerden yeni bir Meclis gurubu oluşturmayı amaçladığı hissine kapılmaz mısınız? Erdoğan’ın yeni ve genç “prenslerinin” gözlerinden okunan “Julien Sorel’lik”, sizin gibi özgül ağırlık sahiplerini tedirgin etmez mi?


Erdoğan’ın bu seçimlerde yüksek bir oy alması ve kendisini yeterince güçlü hissetmesi durumunda, şimdi etrafında gördüğümüz türden isimleri öne çıkaracağını tahmin etmek zor değil. Onların öne çıkması, Erdoğan’ı az da olsa frenleyebilme gücüne sahip “eski” isimlerin tasfiye edilecekleri anlamına gelir.


Ya bunun tersi olursa? AKP lideri seçimlerden “topal ördek” olarak çıkarsa ne olur? Bu durumda Erdoğan Üç Dönem kuralını uygulamaya cesaret edemez. “Eskilerle” güç paylaşmak zorunda kalır. Muhtemel gelişmeleri tahmin edebilmek için Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olup olamayacağını da görmek gerekiyor.


Erdoğan’ın bugüne göre çok daha kuvvetli olduğu 2011 ertesinde dahi, “Türkiye tipi bir başkanlık sistemini” gerçekleştiremediğini biliyoruz. Erdoğan’ın yerel seçimlerde istediği sonucu alamamasına rağmen Cumhurbaşkanı seçildiğini varsayalım. Böyle bir yer değişimi, aslında AKP’li seçmenleri ve “özgül ağırlık” sahiplerini rahatlatabilir. Bu “seçim başarısı”, başka bir açıdan bakıldığında “tenzili rütbe” olarak da görülebilir.


Erdoğan, merhum Özal’ı andırır tarzda, kendisine yakın bir ismi Başbakan veya Genel Başkan olarak dayatmaya çalışabilir. Diyelim bunu da başardı. Eğer Özal’ın Başbakan yaptırdığı Yıldırım Akbulut’u hatırlarsak, Erdoğan’ın bu hamlesinin bir Pirus zaferi olarak kalacağını da öngörebiliriz. Siyaset boşluk affetmediği için er ya da geç Erdoğan’ın çok benimsemediği bir ismin Genel Başkan olması muhtemeldir. Bu tablo içinde Gül’ün Başbakan olması, Erdoğan’ın ne kadar arzu edeceği bir gelişmedir? Bu olasılık da Erdoğan’ın AKP üzerindeki belirleyiciliğini azaltır.


Erdoğan’ın seçimden istediği oranda oy alamadığını ve Cumhurbaşkanı da seçilemediğini varsayalım. Bu durumda, Başbakan olarak kalmaya çalışacak; bu nedenle özgül ağırlığı olan isimlerle güç tanzimine gitmek durumunda kalacaktır. Siyasette “topal ördek” hâline gelen bir Erdoğan’ın yargı süreçlerinden kaçabilmesi ne kadar mümkündür? İşte bu soru çok sayıda insanı uykusuz bırakmaya yeter.



[email protected]

  • Abone ol