Hürriyet gazetesinin ön sayfasında iki haber. İlki, cumhurbaşkanına “kâtil” ve “hırsız” dediği için hakaret suçlamasıyla gözaltına alınan ve sonra serbest bırakılan bir ÖDP’li mahallî politikacı hakkında. İkincisi, attığı bir twitte “kahpe İnönü” ifadesini kullanan bir Ak Parti milletvekili hakkında. İki haberde de gazete “bu da olur mu!” havasında. Ancak, iki “bu da olur mu!” arasında mühim bir fark var. Dezenformasyon ustası gazetenin bütün çabasına rağmen, bu konulara ilgi duyan meraklı okuyucunun dikkatinden kaçmayacak bir fark. İlk “bu da olur mu!”, Cumhurbaşkanı'na yukardaki sözleri sarf eden kişinin hakaret suçlamasıyla gözaltına alınmasının yanlış ve de ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu ima ediyor. İkinci “bu da olur mu!”, İnönü’ye “kahpe” denmesinin hakaret teşkil ettiğini ve böyle bir hakaretin yapılmaması gerektiğini ima ediyor. Yani, kısaca, gazete birbirine benzer iki olayda aynı sayfada çifte standartlığını yansıtan değerlendirmeler yapıyor.

İfade özgürlüğü bütün demokrasilerde saygı gösterilen, gösterilmesi talep edilen bir değer. Yine bütün demokrasilerde ve demokratik ülkelerin yargı standartlarında, ifade özgürlüğünün hakaret etmeyi kapsamadığı kabul ediliyor. Ulusal ve uluslar üstü yargı organları meseleye bu çizgide yaklaşıyor. Ne var ki, bu prensipte mutabık kalmak, problemi çözmüyor. Bu sefer, hakaretin ne olduğu ve neyin hakaret teşkil edip neyin etmediği tartışılıyor.

Kişiye hakaret etmek bir anlamda kişinin mahrem alanına girmek ve şahsiyetine tecavüz etmek anlamına geliyor. Hukuk devletinde tüm vatandaşlar bir korunan alana sahip. Ancak, bu bakımdan herkesi aynı şekilde kapsayan, tıpkısının aynısı muameleye tâbi tutan kurallar yok. Kamusal figürlerin -meselâ politikacıların ve sanatçıların- bu alanının ortalama insanın aynı alanına nispetle daha dar olması gerektiği çoğu zaman kabul ediliyor.

Gelgelelim, sorun yine çözülmüyor. Yukarda aktardığım olaylarda, adı geçen gazete tarafından, bir politikacıya “hırsız” ve “katil” demek hakaret olarak görülmezken, bir başkasına “kahpe” demek hakaret sayılıyor. Neden? Kahpelikle vasıflandırılmak katillikle vasıflandırılmaktan daha mı ağır, daha mı kötü? Öylelerinin çıkacağını sanmam ama, bir densiz Ana Muhalefet Lideri Kılıçdaroğlu hakkında yukardaki sözleri aynen kullansa, bir hakaret etme durumu ortaya çıkmış olur mu olmaz mı? Bu sözleri sarf edenin yargısal takibata ve soruşturmaya tâbi olması gerekir mi gerekmez mi? Cumhurbaşkanı'na sarf edilen sözlerde hakaret görmeyenler bu durumda nasıl bir tavır takınır?    

Bu satırların yazarı M. Kemal’e “adam”, Kemalizm'e “ilerlemeden çok gerilemeye tekabül eder” dediği için Hürriyet kafasındaki bir güruh tarafından medya lincine tâbi tutuldu. Bu söz o zaman da hakaret değildi bugün de değil. Hele şimdi yapılan tartışmalarda söylenenlerle karşılaştırılınca inanılmayacak kadar hafif kalıyor. Bugün aynı sözü başka biri sarf etse hiç kimse fark etmez ve başına bir şey gelmez. Lâkin, henüz mevzuatta yeterli değişiklik yok. Hava değişirse benim sarf ettiğim türden sözler yine hakaret kapsamına sokulabilir. 5816 sayılı hukukun hâkimiyetine aykırı kanun kaya gibi yerinde ve Hürriyet cibilliyetindeki gazeteler bu kanunun kaldırılması bir yana tartışılmasına bile karşı. Oysa, Türkiye’nin AİHM’de aldığı ifade özgürlüğü ihlâli mahkumiyetlerinin çoğu bu kanundan. Tekrar etmiş olayım, 5816’nın kaldırılmasını istemeyen ve/veya desteklemeyen hiç kimse tam ve tutarlı bir ifade özgürlüğü savunucusu olduğunu iddia edemez. 

Doğrusunu söylemek gerekirse, yargı bürokratlarının böyle ağır sözler sarf edenlere karşı hemen harekete geçmeye çok istekli olması hoşuma gitmiyor. Bunu ne doğru buluyorum ne de yararlı. Politikacıların da daha tahammüllü olması gerekir. Ancak, adâlet ve hakkaniyet adına, uygulanan çifte standartları da görmeliyiz. Yani, “bana, benim sevdiklerime ve değer verdiklerime hakaret edemezsin, ama başkalarına hakaret edebilirsin ve benim sana bana yapılmasına katlanamayacağım şeyleri yapmama da boyun eğmek zorundasın” yaklaşımını da kınamalı, mahkûm etmeliyiz.

  • Abone ol