Bazı belediye başkanları kendilerini sadece merkezi hükümete karşı sorumlu gören, her şeyi bilirim, bütün güç bende havasında ve oligarşik bir yönetim anlayışı içindeler.

Onlar sanki halka hizmet için seçilmemişler.

Kendilerinin akla, bilgiye, desteğe, halk katılımına, halkın taleplerini bilmeye ihtiyaçları yok.

Merkezden aldıkları kaynaklar da halkın vergileri değil(!).

Nasıl olsa halkın siyasi hafızası zayıf, yeni seçimlere de çok süre var. Seçim dönemlerindeki bir aylık kampanya her şeyi unutturabilir, havasındalar.

O nedenle bilinçaltında, “Yaşasın halk adına halksız yönetim” sloganını rehber edinmişler.

**

Şunu açık olarak söyleyelim.

Başkanlar-yöneticiler, halkın yerel ortak ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılasa bile, halkın fikrini-düşüncesini dikkate almazsa, varlıklarının farkında olmazsa; onlardan şehre sahip çıkmasını, toplumun bir parçası olduğunu hissetmelerini beklemeleri hayalciliktir.

İnsanlar şehrin, yaşamın bir parçası olduğunu hissettiğinde mutlu olur, sahiplenir, hemşehrilik bilinci artar.

Demokrasi aynı zamanda halkın yaşadığı şehri, çevreyi, insanları, toplumu, kararları, hizmetleri, kamu malını sahiplenmesidir de…

**

Bir ara mavi ya da beyaz masalar vardı belediyelerde. Halk sorunlarını, taleplerini iletir, onlara geri dönülürdü.

Halk meclisleri kurularak, halkın taleplerinin alındığı iletişim mekanizmaları kuran belediyeler var.

Elektronik ortamdan yararlanılarak e-belediye uygulamalarını hizmet ağırlıklı formata taşıyanlar var.

Radyo, tv gibi yayın organları kurularak hizmetlerin tanıtımı ve bilgilendirme yanında; yerel halkın istekleri, şikâyetleri, beklentilerinin dillendirildiği uygulamalar var.

Bugün bu katılım mekanizmaları yeterince etkin kullanılmamaktadır.

**

Bir belediye yönetiminin demokratik anlayışı hayata geçirme, halkın katılımını sağlama, birlikte yönetme düşüncesi varsa bir katılım kanalı bulunur, halk yönetme işine dâhil edilir.

Yoksa tek taraflı hükmetme, halk adına karar verme, her şeyi doğru bilirim patolojisi yerleşir ve ulaşılmaz yerel krallar ortaya çıkarır.

Son dönemde metal yorgunluğun yaşandığı, halkın memnuniyetsizliğinin arttığı belediyelerdeki sıkıntıyı bu anlayışta aramak gerekir.

**

Günümüz dünyasında, “halktan kopuk, halka sırtını dönen, halka ve temsilcilerine randevu vermeyen (aylardır belediye başkanından randevu alamayan mahalle muhtarları bilirim), gücünü merkezden alan bir belediye başkanı anlayışı” sona ermiştir.

Modern demokrasilerde artık “yüzünü halka dönen, aralarına karışan, güler yüzlü, tevazu sahibi, gücünü halktan aldığının bilincinde olan ve bunu davranışlarıyla-uygulamalarıyla hissettiren bir anlayış” yerleşmiştir.

**

Cumhurbaşkanı’nın seçim sonuçlarından sonra “halkımızın ne demek istediğini anladık” beyanı ve “gönül belediyeciliği” söylemini gündeme taşıması da bir anlamda belediye yönetimlerindeki sıkıntının farkındalığını yansıtıyor.

Uzmanlar, son seçimde AP Parti’nin ciddi oy kaybetme nedenlerinden birisinin de belediyelerin halktan kopuk yönetim anlayışı olduğunu beyan etmekteler.

Bu noktada mali kaynak aktarım (mali tevzin) yöntemi ve aday olma süreci gibi sistemik konuların da belediye başkanlarını merkeze bağımlı, halktan kopuk bir yönetim anlayışına zorladığını da söylemeliyiz.

“Demokrasilerde belediye başkanlarını güçlü yapan, arkasındaki halk desteğidir” realitesinin hiç unutulmaması gerektiğini söyleyerek bitirelim.

Ahmet Ulusoy

Ahmet Ulusoy

  • Abone ol