Anayasanın 12. Maddesinden 42. Maddesine kadar olan maddeleri bir biçimde temel hak ve hürriyetlerle ilgili.

Ancak, unutmayalım, bu Anayasa bir darbe anayasası ve AKP meclis çoğunlukları yeni anayasa yapımı konusunda çok istekli olmadılar; hoş, muhalefet de pek istekli değil, bu da çok önemli bir konu.

Temel hak ve hürriyetlere ilişkin maddeler o kadar kötü yazılmış ki, metinlerde hak ve hürriyetlerin özünden çok daha fazla kısıtlama gerekçe ve yöntemleri yer alıyorlar. 

Erdoğan’ın anladığı anayasal değişiklik tek adam rejimine geçmek idi ve kısmen de başardı; CHP de bu süreçte “CHP ayakta olduğu müddetçe parlamenter sistem değişmez” dedi, demek ki CHP artık dikey değil, yatay pozisyonda siyaset yapıyor.

Anayasa dediğiniz özünde bir temel hak ve hürriyetler bildirgesidir, bu hak ve hürriyetler mutlak anlamda garanti altında olduğu sürece zaten parlamenter sistem-başkanlık sistemi tartışmaları ikinci plana düşerler.

Türkiye’nin bugünkü temel sorunu temel hak ve hürriyetlerin ayaklar altında oluşudur ve güçlü kanaatim de AB sürecinin dışında kaldığımız sürece de bu durum değişmeyecektir.

Çok uzun araştırmalara gerek yok, sadece Artı Gerçek sitesinden sadece son üç günlük haberlerinden küçük bir seçki ile çok vahim durumu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

1- “Askerlerin işkence yaparak helikopterden attıkları vatandaşlar Meclis gündeminde” (21 Eylül, Artı Gerçek)

Anayasanın 17. Maddesinin (Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz) çok vahim bir ihlali.

Açıkça ifade ediyorum, 2020 senesinde bu habere inanmak istemiyorum ama ne Savunma Bakanından (Akar) ne İçişleri Bakanından (Soylu) tatmin edici bir açıklama gelmiyor maalesef.

2- Gazeteci Can Dündar meselesi: MİT TIR'larının durdurulmasına ilişkin "gizli kalması gereken bilgi ve fotoğrafları yayınladığı" gerekçesi ile çarptırıldığı 5 yıl 10 ay hapis cezası Yargıtay tarafından bozulan Can Dündar'ın yargılandığı davaya devam edildi. Mahkeme gazete ilanı yoluyla Dündar'a çağrıda bulunulmasına, ilanın yayınlanmasından sonra 15 gün içinde mahkemeye gitmemesi durumda ise kaçak sayılarak tüm mallarına el koyulmasına karar verdi. 22 Eylül Artı Gerçek)”

Anayasanın 35. Maddesinin (Mülkiyet hakkı) ihlali: Herkes mülkiyet hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. 

Can Dündar’ın mülkiyet hakkının ihlali hangi kamu yararına tekabül ediyor acaba?

3- Kanal İstanbul projesine karşı Yeniköy'den Karaburun'a yapılacak yürüyüş polis tarafından engellendi. Kadıköy'de yapılan basın açıklamasında iki kişi gözaltına alındı (20 Eylül, Artı Gerçek).

Anayasanın 34. Maddesinin (Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı) açık ihlali: “Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”.

34. Maddenin devamında her maddede olduğu gibi sınırlama koşulları var, milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık gibi.

Ancak, idare içinde aklı başında biri kalmış ise bizlere Ayasofya’nın açılışında kamu sağlığına zarar vermeyen toplanmaların neden Kanal İstanbul karşıtı bir gösteride kamu sağlığına halel getireceğini açık açık, malum zat-ı muhteremin anlayacağı biçimde anlatmalı.  

4- Adil yargılanma hakkı: Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20 Eylül 2019’da 6-8 Ekim 2014 Kobanê eylemlerine ilişkin hazırlanan soruşturmanın üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen iddianame henüz hazırlanmadı.(20 Eylül, Artı Gerçek)”

Anayasa Madde 36 (Herkes adil yargılanma hakkına sahiptir), Madde 141’in (Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir) ve AİHS’nin ünlü 6. Maddesinin (Adil yargılanma) ihlali.

5- Yaşam hakkı ihlali: “Diyarbakır 2017 Newroz'unda polis kurşunuyla öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut'un (üzerinde patlayıcı olabilir diye arkadan vuruluyor ama üzeri çıplak koşuyor, resim çok açık) katil zanlısı Y.Ş. hakkında "olası kastla öldürme" suçundan Diyarbakır 7'nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 11'inci duruşması görüldü. Sanık ve avukatının katılmadığı duruşma 5 dakika sürdü, 17 Kasım’a ertelendi.”

Anayasanın 17. Maddesinin açık ihlali: Herkes yaşama hakkına sahiptir.

AİHS Madde 1’in ihlali: Yaşam hakkı

***

Bunlar iki, üç günde rastgele gözüme çarpan vahim insan hakları ihlalleri.

Açın Anayasanın “Temel hak ve hürriyetler” bölümünü, her maddenin vahim bir biçimde ihlalini yaşıyoruz her gün.

Bakın, Anayasa Madde 23 ne diyor: “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.”

Türkiye’de bugün on binlerce kişi haklarında bir suç soruşturması olmaksızın pasaport hakkından yoksun bırakılmıştır, vahim bir anayasal ihlaldir, devlet için de utanç vericidir.

Anayasa Madde 28 “Basın hürdür, sansür edilemez” diyor ama, lütfen gülmeyin, bir kanal (TELE1) İkinci Abdülhamit eleştirisi nedeniyle RTÜK marifetiyle karartılmıştır.

Ahmet Altan dört seneyi aşan bir süredir hapistedir, dosyasında da suçlama konusu olarak sadece üç gazete yazısı vardır.

Uzatmak istemiyorum bu saçmalıkları.

Ancak, şunu da ilave etmeden yazıyı noktalamak istemiyorum, bu vahim hak ihlallerinden bir daha geri gelmeksizin kurtulmak için AB süreci dışında da bir yol göremiyorum.

“Biz bu işleri kendimiz de çözeriz” diyenleri de hayretle izlemeyi sürdürüyorum.

Bu konuyu da uzatmak istemiyorum.

  • Abone ol