Dış politikanın nasıl şekillenmesi gerektiğini galiba en iyi veren turizm göstergeleridir. Yabancı düşmanlığının körüklenmesi iç siyaset açısından kısa vadede sonuç verse de, orta-uzun vadede sonuçlar hüsrandır.

“Eyyy...Avrupa” diye başlayan her cümlenin aslında Antalya’da, Muğla’da, İzmir’de binlerce otel sahibinin korkulu rüyası olduğunu görmemiz gerekiyor. Nasıl olmasın ki?

2014 yılında ülkemize gelen 36 milyon 838 bin turistin 24 milyon 514 bini Avrupa’dan. 2015 yılında bu sayı 23 milyon 362 bine gerilemiş. Ve 2016 yılında 14 milyon 915 bin olmuş. Bu sayının içinde Rusya’da yer alıyor. Çünkü Osmanlı ve eski tarih sahnelerinde Avrupa ile Rusya ortak düşman saflarında yer almıştır. Kırım Savaşında dahi bizimle savaşan Avrupalı devletler masada bizi satmıştır.

Zihniyet bir “haçlı ordusu” olunca, gelen turistleri de sınırı geçen haçlılar olarak neden görmeyelim?

Gençler kapağı yurt dışına atıyor

Bugün Prof Dr. Asaf Savaş Akad ile çok önemli bir söyleşimiz var. Sohbetin uzun metni internette, kısa metin ise gazete sayfasında. Bir bölümü de ben aktarayım isterim:

“Son dönemde iktidarın bilerek toplumda var olan yabancı düşmanlığını gıdıkladığı, teşvik ettiği açıktır. Şimdilik siyasi söylemle sınırlı kalıyor. Ancak hızla ekonomiye yansıma riski taşıyor. AB ile yaşanan gerilimin Türkiye’nin AB tek pazarını terk etmesi ile sonuçlanmasının ekonomik bedeli tahminlerin çok üzerindedir. İktidar çevrelerinde buna gaz verilmesini korku ile izliyorum. Referandumla ilgili bir siyasi hesap olabilir.

Bunlar belki çok seslendirilmiyor ama vatandaş bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyor. “Döviz hesapları TL’ye çevrilecekmiş” rivayeti sürekli dolaşıyor. Gençlerin yurtdışına kapağı atma çabasını başka ülkelere pasaport müracaatlarındaki artış gösteriyor.

AKP kritik bir yol ayrımına geliyor. Bir seçenek, fabrika ayarlarına, muhafazakar zihniyet ve tarza geri dönülmesidir. Diğeri, popülizm dozunun giderek artmasıdır. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi geleceği açısından hayati önemde bir karar olduğu kesindir. Geri dönülmez noktaya gelindi mi? Bilmiyorum. Bekleyelim, görelim.”

Evet, Asaf Hocanın uyardığı gibi: “Ak Parti ya fabrika ayarlarına geri dönecek veya popülizm tarzı ile içerdekiler dışarı kaçarken, dışarıdaki gurbetçiler de içeri gelmek zorunda kalacak. Daha önce dediğim gibi; TOKİ bir an önce gurbetçi konutlarına başlasın... Bari Avrupa’da dışlanacak gurbetçiler ülkelerine geri dönünce açıkta kalmasınlar.

Santralde 11, evde 41 kuruş

Geçen yıl Nisan ayında elektrik fiyatı (EPİAŞ- GÖP) 11,48 kWh/kuruştu. Mayıs ayında da 11,76 kWh/kuruş olmuş. Geçen yıl 1. dönemde elektriğin konutlara satışı 38,9 kWh/kuruşmuş. 2. dönem ise konutlara satış fiyatı 41,3 kWh/kuruşa yükselmiş.

Burada şunu anlatıyoruz: Bugüne kadar hep çiftçinin elindeki ürüne saldırdık. Tarlada 1,0 lira, markette 4,0  lira diye yaygara kopardık.

Bakınız ekonomide bir çok işte MAKAS açılıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Özellikle piyasa hakimiyetinin dar çerçevede olduğu alanlara bakınız.

Mesela Bankalarda “mevduat faizi” ila “kredi faizi” makası açıldı. Aynı şekilde elektrikte de “santral fiyatı” ile “teslim fiyatı” makası açıldı.

Lütfen sorunu toplumun en zayıf kesimi olan çiftçilerde aramayalım. Sorunu biraz da bankalarda arayalım, sorunu biraz da enerji piyasasında arayalım....

Biliyorsunuz ki “enerji piyasasında üretimin büyük kısmı “özel sektörde”

Tüketimin (dağıtımın) da büyük kısmı “özel sektörde”

O zaman nasıl oluyor da, elektrik sektöründe santralden tüketime bu kadar yüksek makas açılıyor? Elektrikte aracılıktan kim pastayı götürüyor?

Ülker’in başına gelenler 

Ülker Grubu ile yıllardır kanım pek uyuşmuyor. Benim tarzım galiba biraz farklı. Hatta kendilerinden Karar Gazetesine haber bültenleri bile çıkmıyor. Bir kez davetleri oldu, ona da katılamadım. Ama haricimde sayısız davetlerini gördüm.

Bu grubun hızlı büyüme potansiyeli olan Türkiye yerine gelişmişliğini tamamlamış olan yurtdışı yatırımlarını da çok anlamış değilim.

Ama artık bir noktada durmak gerekiyor.

Bu ülkede ekonomiye değer katanların değerini ne zaman anlayacağız? Kimse hatasız olamaz düsturunu kendimize uygularken, başkalarına da aynı hassasiyeti neden göstermeyeceğiz.

Linç kültürünün bu kadar yaygın alan bulduğu bir dönemde, acaba şirketlerimizi ve iş dünyasını nasıl koruyacağız? Varsa somut bir delil, bir kara para alanı, elbet devlet bunu sorar ve açığa çıkarır. Bunu devlet yapmayıp, meydanı linç alanına bırakırsak bu ülkede hangi iş adamı ayakta duracak? Kim yatırım yapacak? Kim istihdam sağlayacak?

Binlerce işçinin geleceğinin bir reklam filmine bağlandığı ülkede nasıl istikrar olabilir? Gerisini varın siz düşünün. Yazık, gerçekten yazık.

  • Abone ol