Ülkeleri zor durumda olduğunda büyük tasarruf hamleleri başlatan siyasi liderlere örnek tarihte epey vardır. Hatta tarihe gitmeden bugünden de örnekler vardır. Mesela Meksika Devlet Başbakanı tarifeli uçakla gezilerini gerçekleştirmektedir.

En meşhur hikaye Japonya’dadır. Ülkesinin borç batağında olduğunu bilen Başbakan Mecliste şu konuşmayı yapar: “Ülkemin borçları bitene kadar sadece pirinç yiyeceğim ve üstümdeki elbiseden de başka bir elbise almayacağım”.

Gelelim ülkemize.

Hatırlarsanız 2002 sonunda iktidara gelen AK Parti lider ve kadrolarında da benzer anlayış ve adımlar vardı. Tasarrufta topluma örnek olan bir kurucu kadro oluşmuştu.

Dün Ağustos ayı işsizlik verileri açıklandı. Geçen yılın aynı ayına göre çalışan sayısı 490 bin kişi daha yüksek görülmektedir. Ama buna rağmen işsiz sayısına artan nüfus ve işgücü nedeniyle 266 bin kişi daha ekleniyor. Böylece işsiz sayısı 3 milyon 670 bin kişiye çıkıyor ve işsizlik oranı yüzde 11,1 olarak geçekleşiyor.

***

Şimdi bir ara verelim ve uzun dönemli işsizlik oranlarına bakalım:

A-) 1981-1990 arası yıllık ortalama 1 milyon 392 bin işsiz ve %8,3 işsizlik oranı oluyor.

B-) 1991-2002 sonuna kadar olan sürede ise yıllık işsiz sayısı 1 milyon 727 bine çıkarken, işsizlik de %8,4 oranında gerçekleşiyor.

C-) Yüksek ithalat ve yüksek cari açık yanında aşırı dış borçla yaşanan 2003-2017 dönemi: Yıllık işsiz sayısı 2 milyon 768 bin iken, işsizlik oranı da %10,7’ye çıkıyor.

Anlayacağınız şu: AK Parti döneminde bizim yaşadığımız refah dış sermaye sayesinde sağlandı.

Çok çalışarak ve yüksek istihdamla değil...

***

Yeniden bugüne gelelim

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı Ocak ayında 3 milyon 182 bin kişiden Ağustos ayında 3 milyon 627 bin kişiye çıkıyor. Yani mevsimsel etki dışında yılın ilk sekiz ayında işsiz sayısı 445 bin kişi artış göstermiştir.

Ama asıl sorun burada da değildir.

Asıl sorun Ağustos ayından sonra başlıyor. İŞ-KUR’a kayıtlı işsiz sayısı Ağustos ayında 2 milyon 752 bin kişi ile geçen yılın aynı ayının 192 bin daha fazlası oluyor. Oysa Eylül ayında İŞ-KUR’a kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 133 bin ila geçen yılın 558 bin kişi daha üzerine çıkıyor.

Ve Ekim ayı.

İŞ-KUR’a kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 215 bin kişiye çıkıyor. Ve geçen yılın 603 bin kişi daha üzerinde oluyor.

Bu ne anlama geliyor?

İŞ-KUR’a kayıtlı işsiz sayısı toplam işsiz sayısının sadece kayıtlı kısmı. Nitekim Ağustos ayında İŞ-KUR kayıtlı işsiz sayısı geçen yıla göre 192 bin artarken, TÜİK’in toplam işsizlik verilerinde mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı 256 bin kişi artıyor.

Olayı bir de şu şekilde açıklayalım:

İŞ-KUR kayıtlarına göre Ocak ayından Ekim ayına kadar geçen sürede sadece ve sadece kayıtlı işsiz sayısı tam 758 bin kişi artmıştır. Buna bir de kayıtsız işsiz sayısındaki artışın eklendiği düşünüldüğünde, şimdiden 1 milyona yakın kişinin işsizler ordusuna katıldığını söyleyebiliriz.

Bu çok ama çok ciddi bir rakamdır.

Ekim ayı işsizlik rakamı açıklandığında muhtemelen mevsimsel etkilerden arındırılmış işsiz sayısının 4 milyon kişiyi aştığını göreceğiz.

Kış ayları geldiğinde ise işsiz sayısının 4 milyonun oldukça üzerinde olacağını göreceğiz.

***

Son verilere göre inşaat sektöründe halen 2 milyon 71 bin kişi çalışıyor. Geçen yıla göre düşüş sadece 208 bin kişi. Oysa şu anda inşaatı süren ne kadar yapı vardır? Zorunlu yapıların dışında ne yeni bir proje başlamaktadır, ne de eski projeler sürmektedir.

Veya şu şekilde ekleyelim: İnşaat sektörünün önümüzdeki dönemde uzun yıllar süren sefa dönemi resmen bitmiştir. Bu sektörde çalışanların kısa sürede milyon seviyesine kadar düşmesi gayet normaldir.

Sonuç mu? Konuyu şu şekilde bağlayalım: İki ay kadar önce finansal göstergelerdeki sert dalgaların biteceğini ve bunun formülünün de şu şekilde olduğunu vermiştik: Ne kadar çok reel kriz= O kadar az finansal kriz.

Pirinç yemeyi düşünme zamanı bence çoktan geldi de geçiyor. Ne dersiniz?

  • Abone ol