Dünkü, Anayasa Mahkemesi’nin Hatip Dicle başvurusuna verdiği yanıttan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile TBMM Başkanı Cemil Çiçek randevusuna, şike soruşturmasından Deniz Feneri sorgusuna, Cenevre’deki Kıbrıs görüşmelerinden borsanın günlük seyrine kadar tüm gelişmeleri en ince detaylarına kadar izleyince, daha geniş bir açıdan bakmanın gerekliliğine ve yeni hükümetten beklediğim ‘yeni paradigma’ konusuna geri döndüm...

Çünkü Türkiye’nin esas gündemindeki sorunun eski kör topal rejim yıkılırken ‘yeni’nin de nasıl inşa edileceği olduğu görülüyor.

***

Son yıllardaki siyasal ve toplumsal değişimin ve o istikametteki gelişmelerin hükümet kanadı dışında, devletteki en önemli aktörü galiba MİT oldu.

Bu açıdan, MİT eski Müsteşarı Emre Taner’in bundan dört buçuk yıl önce teşkilatın 80’inci kuruluş yıldönümünde yaptığı önemli açıklamalarına zaman zaman geri dönüp bakmakta fayda var.

Çünkü ben o tespitleri ‘yeni devletin’ yol haritası olarak algıladım...

***

Emre Taner, o açıklamasında, “yaşadığımız bu süreç aynı zamanda parçası olduğumuz uluslararası sistemin de kuralları, başrol oyuncuları ve figüranlarıyla mevcut olandan çok farklı bir boyutta yeniden belirlenmeye ve hatta doğmaya çalıştığı bir döneme kaynaklık etmektedir” ifadesine yer vermişti.

Taner, 20’nci yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceğinin önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanıldığını belirtmiş, bu yetersizliğin nedenini de şöyle açıklamıştı:

“Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakârlıkla sahip çıkmalarıdır. Bu nedenle de geleceğe yönelik tahminler bu katı kuralcı yaklaşım içinde başarısız olmuştur.”

***

Emre Taner ‘istihbaratçı’ kimliğiyle çözüm önerisini de şöyle vurguluyordu:

“Öte yandan jeopolitik ve stratejik konumu itibariyle oldukça zor bir coğrafya üzerinde bulunan Türkiye için güçlü bir ekonomi, kusursuz bir dış politika ve caydırıcı bir askeri yapılanma şeklinde adlandırabileceğimiz çok sağlam üç ayağa sahip olmak bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Tabii ki evrensel hukuka, temel hak ve özgürlüklere dayalı çağdaş bir demokrasi kurulamadan, ne güçlü ekonomi olur, ne kusursuz dış politika, ne de caydırıcı bir askeri yapılanma; bu üç ayak ağır şekilde topal kalır...

***

Örneğin, dünkü gelişmeler Kürt Sorunu’nun Türkiye’nin en acil çözüm bekleyen sorunu olduğunu bir kez daha teyit etti.

İçeride böyle ağır bir kamburla dış politikada da büyük bir başarı olanaklı değil...

Cenevre’de yeniden görüşülmeye başlanan Kıbrıs Sorunu’ndan, açılıp kapanamayan Ermeni Sorunu’na kadar...

MİT eski Müsteşarı Emre Taner’in de bir anlamda ‘yeni devlet’ refleksi olarak algıladığım analizine bu nedenle geri dönüyorum... Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihsel geç kalışını berraklaştıran oradaki kilit cümle şu:

“Bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakârlıkla sahip çıkmalarıdır...”

Masadaki tüm sorunlar açısından ezber bozucu, yeni bir silkinişe, bir ‘paradigma değişimine’ ihtiyaç var...

***

Hükümet kuruldu...

Yeni hükümet programı hazırlanıyor...

Güven oylaması çok yakında...

Ama bir yandan da eski müziği çalanlar ile yeni bir enerjiyle ilerlemeye engel olan tarihi sorunlar var.

Bunun temel çözümü ciddi bir silkinme ve yeniden ortamı şekillendirmek isteyen mevcut statükoya sıkı ve ciddi taze bir şamar indirmek...

Benim de ‘yeni paradigma’ dediğim bu.

Üstelik artık ‘yeni devlet’ de bunu yapmadan yürünemeyeceğini epeydir görmekte...

Siyasal cesareti artırmanın tam zamanı...

  • Abone ol